VARLIK FELSEFESİ (ONTOLOJİ) DERS NOTLARI

“Eğer büyüklere, “Güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı; pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var,” derseniz, nasıl bir evden sözetmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. Ne zaman ki onlara, “yüz milyonluk bir ev gördüm.” Dersiniz, işte o zaman size, “Oo, ne kadar güzel bir evmiş!” derler gözlerini koca koca açıp.

Aynı şekilde onlara, “Küçük prensin güler yüzlülüğü, tatlılığı ve bir koyun istiyor olması, onun var olduğunu gösterir. Birisi bir koyun istiyorsa, bu onun varlığının kanıtıdır,” derseniz size inanmazlar dalga, geçerler. Ama onlara, “Küçük prensin geldiği gezegenin adı Asteroid B-612’dir,” derseniz, işte o zaman size inanıverirler ve sıkıcı sorular sormazlar.”

Küçük Prens /Antoine de Saint Exupéry / Çev: F.Erdoğan / Mavibulut yay.

 

“Birisi bir koyun istiyorsa, bu onun varlığının kanıtı mıdır?” “Büyükler” gibi bakarsak biz de, ölçüp-biçtiğimiz, maddi olarak fiyatlandırıp, adlandırdığımız şeyler mi vardır sadece? Küçük prens var mıdır ya onun gezegeni Asteroid B-612?

Var olmak nedir?  Varlık nedir? Belki de şimdiye kadar hiç üstünde düşünmediğimiz, aklımıza bile hiç gelmemiş, şimdi de yüzümüzde alaycı bir gülümsemeye yol açan sorular. Gerçekten de nedir şu varlık dediğimiz şey? Acaba yalnızca uzay ve zaman içinde yer alan maddi-fiziksel varlıklar mı vardır? Yoksa bu varlıkların yanısıra tinsel-düşünsel varlıklar da var mıdır? Eğer her iki türden varlık varsa bunlar arasındaki ilişki nasıl kurulmaktadır? Ne türden olduğunu kabul edersek edelim, bu varlık türünün temel özellikleri nelerdir? Hareket, oluş, değişme vb. de bir varlık mıdır?

Yukarıda örneklediğimiz soruları sorup bunlara yanıt arayan, başka deyişle varlığı kendisine konu edinen felsefe dalına varlık felsefesi(ontoloji) denir.

FELSEFE TARİHİNDEN VARLIĞA İLİŞKİN BİR KARŞITLIK

HERAKLEİTOS- PARMENİDES KARŞITLIĞI

Miletosluların doğa felsefeleri, Herakleitos’a geldiğinde, “varlık oluştur” düşüncesiyle varlığın inkarı ile sonuçlanır. Herakleitos kendinden önceki doğa filozoflarından farklı olarak varlığı bir oluş olarak görür. O aynı zamanda zıtlıkları da sever, onları  zorunlu görür; çünkü oluş ancak onunla mümkündür.

Zıtlar aynı zamanda çokluk demektir. Bu çokluk aynı zamanda bir birliğe dayanır. Çokluk olmadan birlik, birlik olmadan çokluk olmaz.

Evren bir ve çoktur.Birliği meydana getiren, çokluğun zıtsal gerilimidir. Gerilim ortadan kalkarsa birlik bozulur. Yay ve kiriş arasında bir gerilim vardır örneğin, bu gerilim ortadan kalkarsa yay da bozulur.

Herakleitos’a göre her şey akar. Varlık oluştur.

Parmenides’e geldiğimizde ise, oluşun inkarı ile karşılaşırız.

Herakleitos için hareket ve değişme olanaklı tek gerçeklikti; Parmenides içinse hareket olanaksızdır. Gerçeğin tümü tek ve hareketsiz bir maddeden oluşmaktadır.

Değişmek O’na göre “var olmayan haline gelmek” anlamına gelir. Var olana, var olmayan demektir bu. Var olanın bir şey olmaması da olanaksızdır; çünkü “olmamak” varlıktan çıkmak anlamına gelir.

Parmenides’e göre, O vardır, varlık vardır.

Boşluk da yoktur. Boşluk, varolanın var olmadığı yerdir.

Varolan herşey değişmez ve devinimsiz bir madde kütlesi olmalıdır. O, ebedi ve değişmez bir durgunluk içinde her zaman kendi kendisiyle aynı kalır. Görüp duyduklarımız bir yanılgıdan ibarettir.  

Doğruya duyular değil akıl ulaşır.

VARLIK FELSEFESİ(ONTOLOJİ) VE BİLİM

Varlığı ele almak , varlık felsefesine özgü bir özellik değildir. Her türden bilgi etkinliğinin varlığı, var olanı ele aldığını söyleyebiliriz. Bilim de varlığı ele alır. Fakat bilim ve felsefenin varlığı ele alış biçimleri, varlık felsefesinin yukarıda belirtmeye çalıştığımız  sorularından da anlaşılacağı gibi çok farklıdır.

Bilim adamı varlığı ele almakla birlikte, varlığın var olup olmadığını araştırma konusu yapmaz.

Bilim adamı, ele alıp incelediği varlığı var olarak kabul eder. Onun bir görüntü mü yoksa gerçeklik mi olduğunu da sormaz.

Bilim adamı kendisine verilmiş olanın bilgisine ulaşmaya çalışır. Bilim adamı varlığı genel anlamda ele almaz, her bilim varlığın belli bir cephesini, parçasını ele alır.

VARLIK MADDEDİR. MATERYALİZM

Materyalizm, varlığın esas olarak maddi yapıda  olduğunu veya var olan her şeyin maddeye indirgenebileceğini ileri süren görüşe denir.

DEMOKRİTOS VE ATOM ÖĞRETİSİ

Demokritos(M.Ö 420 dolayları), atomcu materyalizmin temsilcisi olarak bilinir. Atomcu görüş daha sonra, Epikuros, Lucretios ve Yeniçağ başlarında Gassendi tarafından sürdürülmüştür.

Demokritos’a göre varlığın en küçük yapıtaşı atomdur. Atomlar, herşeyin kendisinden geldiği, bölünemez ve maddi yapıda varlıklardır. Atomlar farklı büyüklük ve şekillerde olup boşlukta  hareket ederler. Aynı türden atomlar biraraya gelip varlığı oluştururlar. Canlı veya cansız, maddi veya düşünsel her şey atomlardan meydana gelmişlerdir. Ruh da maddeye indirgenebilir. Atomların hareketleri mekanik bir zorunluluk içinde gerçekleşir.

DEMOKRİTOS (M.Ö. 420-...)

“Bir-şey kadar  hiç-birşey de vardır. (Kosmosun kuruluşunda) bütünden her çeşit atom şekillerinden kurulmuş bir kasırga ayrıldı. Bu sırada atomlar çepeçevre serpildiler. (bu olurken “benzerler benzerlere” kanunu etkisini gösteriyor) zira güvercinlerle güvercinler, turnalarla turnalar arasında ve öteki hayvanlarda da olduğu üzere canlı varlıklar da aynı soydan canlı varlıklara  yoldaş oluyorlar. Cansızlarda da bu böyledir; bunu kalburlanan tohumlarda, dalgaların sürüklediği taşlarda da görmek mümkündür. Orada kalburun kasırgasıyla ayrı ayrı olarak, mercimekler mercimeklerin, arpa taneleri arpaların, buğday taneleri buğdayların yanına sıralanırlar, burada ise dalgaların hareketiyle uzunca taşlar uzuncaların bulunduğu yere, yuvarlaklar yuvarlakların yanına itilir, sanki nesnelerdeki benzerlikte birleştirici bir şey varmış gibi. (Atomlardan kurulmuş) bir takım hayaller insana sokulurlarmış;...” ANTİK FELSEFE / Walter Kranz / çev. S.Baydur

“İnsan hayvandan bilinciyle, diniyle veya aklınıza gelen herhangi bir başka şeyiyle ayrılabilir. Ama insanın kendisi, geçim araçlarını üretmeye başlayınca kendisini hayvandan ayırt eder; bu gelişmeyi de insanın fiziksel yapısı koşullar. Geçim araçlarını üretmekle insanlar, dolaylı olarak , maddi yaşamlarının ta kendisini üretiyorlar demektir.

K.MARX / Alman İdeolojisi / Çev:Gülnur Savran

Düşüncelerin, anlayışların, bilincin üretilmesi, başlangıçta, insanların maddi etkinlikleri ve maddi ilişkileriyle tümüyle içiçedir; gerçek yaşamın dilidir bu üretim. Kavrama , düşünme ve insanlar arasındaki düşünsel ilişki, bu aşamada, insanların maddi davranışlarının doğrudan ürünü olarak belirir.

K.MARX / Alman İdeolojisi /Çev:G. Savran

(METİN ÜSTÜNDAĞ / PAZAR SEVİŞGENLERİ / SEL YAY.)

KARL MARX (1818-1883)

Diyalektik ve Tarihi Materyalizm

“Bireyler yaşamlarını nasıl ortaya koyuyorlarsa öyledirler. Bu yüzden insanların ne oldukları üretimleriyle, hem ne ü

rettikleriyle, hem de nasıl     ürettikleriyle örtüşür.”

K.MARX / Alman İdeolojisi / Çev:Gülnur Savran

“Bizim tarih anlayışımız, yaşamın doğrudan doğruya maddi olarak üretiminden kalkarak gerçek üretim sürecini açıklamamız ve böylelikle, maddi üretime bağlı olan ve onun tarafından yaratılan ilişki biçimini  bütün tarihin temeli olarak anlamamıza dayanır.”

K.MARX / Alman İdeolojisi / Çev:Gülnur Savran

Yukarıdaki alıntıları okuduğumuz zaman, yaşadığımız yüzyılı toplumsal ve siyasi  düşünceleriyle önemli ölçüde etkilemiş bir filozof olan K.Marx’ın materyalizmiyle ilgili olarak biraz olsun bilgi sahibi oluruz. Marx, varlığın temeline maddesel olanı koyar.  Maddeden bağımsız bir gerçeklik yoktur. Madde kendiliğinden, yapısı gereği hareketlidir, meydana getirilmemiştir. İnsan düşüncelerini ve bilincini belirleyen de maddi yaşamın ta kendisidir.

Marx’a göre evrendeki herşey diyalektik bir çatışmalı gelişim içindedir. Tez ve antitez birbiriyle savaşırken aynı zamanda yeni sentezlerde biraraya gelir, ancak her sentez aynı zamanda yeni bir tezdir de. Bu kaçınılmaz bir süreçtir.

Marx, Hegel’den aldığı bu diyalektik anlayışı, tarihe uygulayarak, tarihin materyalist bir yorumunu elde eder. Bu anlayışa göre tarih, ekonomik olayların belirleyici rolü oynadığı bir tür sınıf savaşları tarihidir.

Üretim araçları, üretim ilişkileri, üretim biçimi, üretim araçlarına sahip olma durumu Marx’a göre toplumal altyapıyı oluşturur. Bu alt yapı ise siyaseti, ekonomiyi, hukuk sistemlerini, ahlak teorilerini, felsefi sistemleri, düşünce dünyasını belirler. Marx, altyapının belirlediği bu unsurlara üstyapı der.

Marx’ a göre içinde bulunduğumuz çağdaş toplum da, diyalektik ve tarihsel yasalara bağlı olarak, yani içinde barındırdığı tezve antitezin çatışması sonucu yeni bir sentezle, komünist yani sınıfsız toplumla sonlanacaktır.

 

                                      VARLIK ZİHİNSELDİR: İDEALİZM

Felsefi dilde idea, düşünce, fikir, düşünce ile kavranılan tasarım anlamlarına gelir. İdealizm, varlığın esas olarak düşünsel bir yapıda olduğunu vaya var olan herşeyin düşünceye, maddi olmayana indirgenebileceğini söyleyen görüştür.

İdealist sayabileceğimiz filozoflar arasında kimi farklılıklar olmakla birlikte genel olarak idealizm, deneysel olanı, sınırlı olması, kusurlu ve eksik olması bakımından yetersiz bulur. Buna karşılık zihinsel olan, yetkin ve mutlak olana ulaşmada daha önceliklidir. Gerçeklik zihinden bağımsız değildir, “dış dünya”        Kar: Selçuk Erdem                                                      zihin tarafından yaratılmıştır.

İdealist düşünce, tamamen zihinsel bir etkinlik olması ve sonuçlarının mutlak olması bakımından matematiğe özel bir önem verir.

Gerçekliğin meydana getiricisi olan zihnin insandan bağımsız olarak var olduğunu benimseyen idealist görüşe  nesnel idealizm (Hegel), gerçekliğin tamamen insan zihninin bir ürünü olduğunu benimseyen idealist görüşe ise  öznel idealizm (Berkeley) denir.

Platon İdealizmi

Platon matematiğe özellikle iki bakımdan ilgi duyar. Matematik gerçeklik, tamamen duyusal dünyadan bağımsızdır, yani akılsaldır, bu nedenle de değişmezdir. Matematiksel ilişkiler kesindir. Platon’un amacı felsefeyi de matematiksel bir kesinlikte inşa etmektir.

Duyusal dünyanın verileri, değişken ve kusurludur. Bu nedenle de, duyusal dünya üzerinde bilgi inşa edebileceğimiz bir varlık alanı olamaz. Oysa akılsal olan bize değişmez olanın mükemmel olanın bilgisini verir.

İçinde yaşadığımız duyusal varlık alanı (dış dünya) bir “yalan dünya” dır. Gölgeler dünyasıdır. Asıl gerçek dünya bizim akıl aracılığıyla ulaşabileceğimiz idealar dünyasıdır.

Bu dünya asıl dünyanın bir gölgesi, bir kopyasıdır.

Platon bu görüşleriyle iki dünya ayırmış olur. Duyusal dünya- İdealar dünyası. Ona göre, insan ruhu bir zamanlar idealar dünyasında, o mükemmel varlıkların dünyasında  bulunduğundan, şimdi içinde bulunduğu dünyada özlemle yanar(eros). İnsan akıl yoluyla idealar dünyasının bilgisine ulaşabilir, bu insan için yalan dünyadan gerçek dünyaya ulaşmadır(mağara benzetmesi) aynı zamanda ruhun içinde bulunduğu “zindandan” kurtulmasıdır.

  • “Bilgi hatırlamaktır” Platon’un bu sözünü tartışınız.

  “Var olmak algılanmaktır.”

Öznel idealizmin ünlü temsilcisi Berkeley’i anlamak için şöyle düşünelim: Önce kör olduğumuzu düşünelim, nesnel dünyanın renkleri, şekilleri bizim için artık yok, şimdi dokunma duyumuzu yitirdiğimizi, ardından hiçbir tat, hiç bir koku almadığımızı düşünelim. Nesnel gerçeklikten, dış dünyadan geriye ne kalır. En azından bizim için gerçeklik diye bir şey kalmaz. Gerçeklik dediğimiz şey bizim varolan şeylere ilişkin deneyimlerimizdir. Bir şeye yakınsak, o şey büyüktür, uzaksak küçük. Onun gerçek büyüklüğünü nasıl söyleyebiliriz. Öyleyse “Var olmak algılanmaktır.”

  • Berkeley’in savları karşısında “nesnel gerçeği” nasıl savunabiliriz?
  • Genel olarak idealist düşünceyi tartışıp, idealizmin zayıf ve güçlü yanlarını bulmaya çalışınız.