AKLIMIZDA KALANLAR
NOTLAR
Z.Nilgün DEMİRHAN
28 MART 2008 CUMA
FELSEFE EĞİTİMİNİN ÖNEMİ
Felsefe eğitiminin önemi ve açılış konuşmasını Felsefeciler Derneği Başkanı Yaşar Küpeli yaptı.
MURAT BAHADIR(HINIS ÇOK PROG.LİSE)
Felsefenin ve felsefe eğitiminin önemini belirten bir konuşma yaptı.Bir felsefecide olması gereken 7 özellik (ikisini hatırlayamadım, üzgünüm) şunlar:
-kendi dünya görüşüne sahip olma –neyi bilip bilmediğini ayırt etme –kararlı olma –alçakgönüllü olma –iyi yaza bilme
DOÇ.DR. HALİL TURAN (ODTÜ FELSEFE BÖLÜMÜ)"Felsefe, dogmacılığın panzehiridir."
PROF.DR. VAROL AKMAN (BİLKENT ÜNİ. FELSEFE BÖLÜM BAŞKANI)
Bilgilinin güvenilirliliğinin konusunda Vikipedia gibi kaynakların hem enformasyon hem dezenfermasyon olduğunu belirtti.
Felsefenin bizim ülkemizde diğer ülkelere göre geri olduğunu İngiltere’de ki felsefe öğretmeninin hem tren kazalarının önlenmesi hem de kumarın kontrol edilmesi gibi iki farklı komisyonda yer aldığını örnek vererek gösterdi.
Felsefenin maddi kazanç sağlamadan beşeri alanlarda bilgi elde etmesi gerektiğini ama küresel dünyanın çok acımasız olduğunu gençlerin bu soruyu sordugunda bu açmaza yanıt veremediklerini belirtti. Bu konu ile ilgili olarak Harvard’ın Hintli dekanının “Okulumuzda Rönesans Mühendisleri yetiştirmek istiyoruz”.başlıklı bir program geliştirdiğini bunun da iki yönünün olduğunu belirttiğini örnek olarak verdi.Hintli Dekanın öğrenci yetiştirme politikası
İse a)-çok geniş anlamda eğitimli –bir alanı çok iyi bilen –çok iyi iletişim hünerleri olan –toplumsal sorunların neler olduğunu ve nasıl çözülebileceğini analiz edebilen bireyler olacağı örnek: Biyoetik
(çok geniş anlamda eğitimli,her alanda bilgili ama bir alanda özel bilgi)
b)Harvard kariyer servisleri bölümünün öğrencilerine iş bulduğunu ve işverenlerin de hangi işte konsantre olduğundan çok öğrencinin kendini bulacağı iş yerinde karşılaştığı teknik ya da toplumsal problemlerle nasıl baş edebileceğiyle ilgilendiklerini belirtmiş.
BETÜL ÇOTUKSÖKEN (MALTEPE ÜNİ. FELSEFE BÖLÜM BAŞKANI)
Yeni felsefe tanımının insan-dünya- bilgi arasında ortaya çıkan ilişkilerle ilgili olduğunu belirtti.
Üniversitelerde ki felsefi eğitimle felsefe eğitiminin birbirinden farklı olduğunu ve birbirleriyle ilişkili olduklarını belirterek akademisyenlerden başlayarak kafaların değişmesi gerektiğini üniversitelerde alan eğitiminin yanı sıra temel eğitim adı altında en az üç felsefe dersinin olması gerektiğini; böyle yapan ODTÜ,Boğaziçi ve İTÜ’nin olduğunu; gerekçesi olarak da mimar ya da mühendisin bina yaptığını ama insan için yaptığını gösterdi.Matematik fizik gibi alanlarda sadece içerik bilgisinin verildiğini ve öğrencilerin neyi neden yaptığını bilmediğini söyledi.Üniversitelerde bilimsel bilgiden yana ağırlık koyarken hayata sokmak gerektiğini ;alınması gereken 3 dersin felsefeye giriş, bilgi teorisi ve etik olmasının ve felsefe eğitimine yer vererek eğitimi felsefi temellendirmeyle ele almak gerektiğini söyledi.
Ortaöğretim ve ilköğretimle ilgili olarak;
Öğrencilerin tüm öğrencilik yaşantıları boyunca 532 saat din dersi alırken felsefe dersinin sadece 72 saat olduğunu ve bunun dogmatikliğe yol açtığını; bilgi ve dış dünyayı temele alarak toplumun erginleştirilmesinin ve bunun yolunun da eğitimin felsefi temellere oturtulması olduğunu belirtti. Felsefi bakışın yaygınlaştırılması gerektiğini; örtülerin kaldırılması için tekrar olduğunu düşünmeden sürekli her ortamda dile getirilerek felsefe eğitiminin öneminin vurgulanmasını söyledi. Sivil toplum kuruluşlarının bunun için umut oluşturduğunu söyledi.
SOSYOLOJİ DERS PROGRAMI VE KİTABI
YRD. DOÇ.DR.MUSTAFA KEMAL COŞKUN(ANKARA DTCF SOSYOLOJİ ):
Sosyolojinin insanı özgürleştirmenin bilimi olduğunu söyledi. Müfredata uygun olmak koşuluyla kitap yazdıklarını belirtti bu konu ile ilgili talim-terbiyenin baskısı olduğunu söyledi.
PROF. DR.KADİR CANGIZBAY(GAZİ ÜNİ.İİBF KAMU YÖNETİMİ):
İnsanın üretirken özne olduğunu insanın özünün üretmek olduğunu belirterek sosyolojinin
kurucusu olarak A. Comte görünmesine rağmen S:Simon olduğunu söyledi.S.Simon’un toplum emektir ,toplum üretilir dediğini ve ilk sosyolog ilk sosyolog olarak onun görülmesi gerektiğini belirtti.(Cemil Meriç)
“İnsan emektir. Bisiklet sosyalizmdir, emeğin kadar gidersin. Öznesiz sosyoloji olmaz ama yapıldı. Kendiliğinden olan doğaldır,kendiliğinden olmayan toplumsaldır.Felsefeci felsefe tarihi anlatır ama bilim felsefesiz olmaz. Felsefesiz hiç birşey olmaz. Korku ve dehşet farklıdır, terör dehşet demektir. Laiklik yaşam biçimi değildir, hukuksal bir terimdir. Sosyoloji yüksek zeka gerektirir ama düşük puanlı çocuklar alınıp 20 sene sonra doçent oluyorlar.” Biçiminde cümleler kullandı.
YEŞİM TURAN(MOBİL LİSESİ FELSEFE ÖĞRETMENİ):
Charli Chaplin’in “Modern Zamanlar” filmi izlenmeli dedi.
ARŞ.GRV.BAHAR ŞAHİN(İST. BİLGİ ÜNİ. SOSYOLOJİ ):
Sosyoloji dersinin müfredatının ideolojik olduğunu iktidarı sorgulayamadığını belirtti. Sosyoloji kitabında bilgi yanlışları olduğunu ve güncel örneklerin bulunmadığını ideolojik bakış açısıyla anlatıldığını belirtti.
PSİKOLOJİ DERS PROGRAMI VE KİTABI(3.OTURUM)
NURHAN BECERMEN(DR.RIDVAN-BİNNAZ EGE ANA. LİS. FELS. ÖĞRT.)
Psikoloji müfredatında gereksiz konular olduğunu ve müfredatın yetişmediğini belirttiler.
SELMA UDUM(TTKB ÖĞRETİM MATERYALLERİ GELİŞTİRME VE İNCELEME MERKEZİ FELSEFE KOMİSYONU)
“Psikoloji müfredatında 327 davranış var; program 3 saatlik ders için hazırlanıp, 2 saatlik derse uygulandığı için yetişmiyor, kredili sistem iyiydi ama fiziksel koşulların yetersizliği nedeniyle işlemedi.” Dedi.
Yapılandırıcı ve Davranışçı yöntemi karşılaştıran konuşmacı hocası Veysel Sönmez’in davranışçı yöntemi benimsemesine rağmen yapılandırmacının daha iyi olduğunu belirtti.Yapılandırmacı yöntem de ise öğrenci merkezli olmasına rağmen öğretmenlerin öğretmen merkezliye dönüştürdüğünü, öğretmenin de aktif öğrenme ile ilgili eğitim alması gerektiğini, ödevlerin çocukların ailesi tarafından yapıldığını ve öğretmenlerin bilişsel olarak hazır olmadıklarını söyledi.ODTÜ’nün bu konu ile ilgili çalışması olduğunu 1000 öğretmen ve onların yaymasıyla daha genişleyeceklerini düşündüğünü ama yukarıdaki nedenler ve fiziksel koşulların yetersizliği nedeniyle aksaklıkların olduğunu dile getirdi.
29. 03. 2008.CUMARTESİ
İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ DERS PROGRAMI VE KİTABI: (1.OTURUM)
EMEL ÜRESİN(ULUSLAR ARASI AF ÖRGÜTÜ PROJE YÖNETİCİSİ):
Din görevlileri ve öğretmenlere insan hakları ile ilgili atölye çalışması yapılmış. Bu projenin amacı insan haklarının içselleştirilmesiyle ilgiliymiş. İLK ADIM adlı bir kitap yayınlanmış ve sadece tek basımmış, yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaların devam ettiği atölye çalışmalarını içeriyormuş.
PROF.DR F. DİLEK GÖZÜTOK (ANKARA ÜNİ. EĞİTİM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ) VE ARŞ.GRV. SENAR ALKIN(DUMLUPINAR ÜNİ. EĞİTİM BİLİMLERİ FAK.):
Birlikte yaptıkları sunumda demokratik toplumlarda insan hakları ve yurttaşlık eğitiminin zorunlu olduğunu; hakların doğuştan geldiğini ama neler olduğu konusunda eğitimin gerektiğini; klasik anlayışta halkın tebaa olduğunu ve tek elden yapıldığını yurttaşlık eğitiminin ancak demokratik toplumlarda mümkün olabileceğini dile getirdiler. Bu dersin tarihsel süreçteki isimlerinden bahsettiler. Söz konusu ders için ara derslikten çıkarılıp ana ders ve seçenekli olması gerektiğini, öğretmenlerin de eğitime alınması gerektiğini öneri olarak dile getirdiler.
MANTIK DERS PROGRAMI VE KİTABI
SURİYE YAŞAR ÖZTÜRK(EMEKLİ FELSEFE ÖĞRETMENİ)
Bilgi kuramı, Sanat felsefesi ve Metodoloji dersleri konulmalı; klasik mantık sosyal alanda; sembolik mantık fen bilimleri alanında okutulmalı dedi.
NECATİ YANKIN(DR. RIDVAN-BİNNAZ EGE ANA.LİSESİ MÜDÜRÜ):
Yapılan bir ankette mantık dersi ile ilgili öğretmenlerin konuları bilmiyorum(ki sosyoloji çıkışlıların daha fazla), konular yetiştirilemiyor, konuların yarısı kaldırılsın gibi maddeler işaretlediklerini belirtti.
Mantık dersinin sahipsiz kaldığını; sembolik mantığın fen bilimleri için düşünüldüğünü ama sosyal bilimlerin üzerine kaldığını; mantık dersinin Hüseyin Batuhan ve Teo Grunberg tarafından programa alınarak MEB’da yer aldığını belirtti.
Müfredatla ilgili olarak;
Mantık %5 ; Klasik Mantık %30 ;Sembolik Mantık %40 ;Mantık ve uygulamaları %20 ;Mantık felsefesi %5 olduğunu söyledi.
FELSEFE ÖĞRETMENLİĞİ EĞİTİMİ
PROF. DR. AHMET İNAM(ODTÜ FELSEFE BÖLÜMÜ BAŞKANI)
“Felsefe klasik dönemde hayat tarzıydı. Bugün meslek haline geldi.Yaşam sorunlarıyla baş etme çabasıydı.Adorno, Foucolt ‘a göre ruh bakımı idi.Felsefe kaynağındaki farklılığı unutmamak zorundadır.Dünyada ve Türkiye’de salt malumat veren ve o malumatla kendi iç dünyamız, yaşam biçimimiz arasında bağlantı kuramayan insanlarla yürütülüyor.Bu gerçekliktir.Biz Anadolu da yaşayan insanlarız ama felsefe evrenseldir.Biz bir yerden bakıyoruz ama hiçbir yerden bakmamalıyız.Bir felsefe öğretmeni iki temel kaygıyı anlaması lazım.
1)Buradan felsefe yapıyoruz(Türkçe’den, bu geçmişten, Anadolu’dan).Evrensel olana buradan bakıyoruz.
2)Bilgi ile yaşam birbirinden ayrılamaz. Benim kim olduğumla ne anlattığım ilgilidir.
Felsefe bir bilgelik sevgisi ise o “SOPHİA” yı öğrencilere göstermenin yolu onlara sadece malumat vermekle olmaz. Nasıl verdiğin kişiliğinle ilgilidir. Felsefe öğretmeninin sorumlulukları büyüktür. Felsefe dünyanın en eski bilgi alanıdır. Bilgelik üzerine kurulmuş bir bilgi alanıdır. Kökenindeki bilgeliğin sorumluluğunu duymadan nasıl aktarabilirsiniz? Felsefe sonunda hayata bir tavır geliştiren bilgi alanıdır. Bir ayrıcalığı var diğer bilgi alanlarından. BİLGİ içselleştirilmiş, hesabı veriliş olandır. Malumat ise (ders gibi) aktarmadır. Ezberle, kalıplarla, bir şekle uysun, müfredat yerine gelsin diye aktarıldığı zaman zarar verir; felsefeyi geriletir. Felsefe içselleştirilmeli, örnek olunmalı. Bilgiyle güzelleşme, kendimizi sorgulama, eksiklikleri bulma, yanlışları anlama, anlamadan konuştuğumuzun sığlığından kurtulma, felsefe ile dönüşebileceğimiz, farklı şekilde hayata bakabilmeyle mümkün…
Felsefenin çekirdeğindekini yaşamayan felsefe öğretmeni hiçbir şey aktaramaz. Fransız atasözü ”Dünyanın en güzel kızı bile kendinde ne varsa onu verir.” İstenen yaklaşım dönüşümdür. Felsefeye, felsefe eğitimine yaklaşımın dönüşümüdür.”
PROF.DR.A.KADİR ÇÜÇEN(ULUDAĞ ÜNİ. FELSEFE BÖLÜM BAŞKANI):
Felsefe öğretmeni yetiştirmenin genel öğretmen yetiştirme programlarından farklı olduğunu belirterek, üniversitelerinde ilk 2 yıl enformasyon(malumat); 3-4. yıl felsefenin içselleştirilmesi(bilgi) nin olduğunu söyledi.Üniversitelerinde ALES+not ortalaması+sözlü(%10 ve tek sözlü olan üni.) öğretmen yetiştirme programının bu şekilde olduğunu söyledi.
DOÇ.DR. MUSTAFA GÜNAY(ÇUKUROVA ÜNİ.EĞİTİM FAK.FELSEFE GRUBU ÖĞRETMENLİĞİ BÖLÜMÜ):
“Felsefeyi nasıl sevdirmeli 8-10 yıldır gündemimizde ama kaynak yok. felsefe öğretirken felsefi bakışı da öğretebiliyor muyuz? Felsefe öğretmenleri felsefeyi sevdirme açısından akademisyenlerden daha başarılı” diyerek konuşmasına başlayan hocamız Türkiye ‘de yaklaşık 20 felsefe ,50 ye yakın sosyoloji bölümü olduğunu, sosyoloji bölümündeki öğrencilerin genelde felsefeyi sevmediğini;,ÖSS in etkisinin çok olduğunu;seçimlerini severek yapmadıklarını(44öğrenciden 2 tanesi isteyerek seçmiş);sonuçta KPSS nedeniyle dersleri bile ektiklerini;tezsiz yüksek lisans bölümünün yaklaşık 10 yıldır var olduğunu dile getirdi.Öneri olarak felsefe kulüplerinin yararlı olduğunu ve resim, müzik branşları gibi seçmelerle öğrenci alınması gerektiğini söyledi.
YRD.DOÇ.DR.H. HALUK ERDEM(GAZİ ÜNİ.EĞİTİM FAK. FELSEFE GRUBU ÖĞRETMENLİĞİ BÖLÜMÜ):
Öğretmen yetiştirme programının ülkemizde 160 yıldır olmasına rağmen geçmişi 50 yıl bile olmayan İngiltere- ABD gibi ülkelerden bu programı almanın rahatsızlığını dile getirdi. MEB’de 17 şura yapıldığını(1939-2007arası) ve felsefenin kaderinin çizildiğini söyledi.
Öneriler kısmında ise; felsefe eğitim politikaları ile ilgili olarak acele etmemiz gerektiğini; tüm devlet mekanizmalarında bunun olmasının zorunluluğunu;Hasan Ali Yücel gibi felsefe kökenli insanların gerekli yerlerde olması gerektiğini;Mermi Uygur,Hasan Ali Yücel,Takiyettin Mengüşoğlu gibi Türk felsefecilerinin değerinin verilmesi gerektiğini;eğitimi olmayanın kültürü olmaz düşüncesiyle % 80eğitimimizin olmadığını ve acele bir şekilde kendi olanaklarımızla kültür politikası belirlememizin zorunluluğu ;zamanın hızla geçtiğini belirtti.
FELSEFE ÖĞRETMENİ(4.OTURUM):
CANER ÇİÇEKDAĞI(BURSA ALİ OSMAN SÖNMEZ FEN LİSESİ FELSEFE ÖĞRETMENİ):
Toplumuzda “felsefe ateizme götürür ve dine karşıdır” gibi önyargıların geçerli olduğunu ;felsefe eğitiminin gönüllülük esasına dayanmasını; dersten çok performansa dayalı fakat zorunlu sosyal etkinlik gibi olması gerektiğini belirtti.
HÜSEYİN GAVSİ YUMUŞAK(KAYA BEYAZITLIOĞLU LİSESİ FELSEFE ÖĞRETMENİ):
Düşünce Avcısı biçimindeki sunumunda felsefe öğretmeninin cesur, duruşu olan , onurlu yaşamak için onurlu ölmeyi göze alan bir yapıda olması gerektiğini dile getirdi.
CANER ASNA(ANKARA ANA.İLETİŞİM MESLEK LİSESİ FELSEFE ÖĞRETMENİ):
Felsefe öğretmeninin önyargılardan uzak durması gerektiğini; sınıf içinde mikro düzeyde de olsa özgürlük ortamının oluşturulması gerektiğini belirtti.
30.03.2008 PAZAR
DERS YÖNTEM VE TEKNİKLERİ
NURAN DİREK(TFK ÇOCUKLAR İÇİN FELSEFE PROGRAMI)
F.GÜLŞEN ÖZ(ROBERT LİSESİ FELSEFE ÖĞRETMENİ):
Birlikte yaptıkları sunumda herhangi kavram, sorun, filozof ve ya düşünceyi vermeden önce o metinle ilgili öğrencilerin serbestçe düşündürülmesi gerektiğini dile getirerek; “felsefe nedir? neden felsefe yapmalıyız?” biçiminde bir ders örneği sunarak metin inceleme hakkında izleyicilere konu ile ilgili bilgi içeren doküman dağıttılar. Konu anlatımı içerisinde kullandıklarını metinleri belirttiler.
30 Eylül 1974 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nden Melih Cevdet Anday’ın ” Bir toplumda felsefe yoksa o toplumda insanlar şöyle böyle anlaşıyorlar demektir” sözleriyle konuşmalarını bitirdiler.
YILMAZ MURAT BİLİCAN(İZMİR AMERİKAN KOLEJİ FELSEFE ÖĞRETMENİ):
Kendi yaptığı sınav sorularından örnekler veren arkadaşımız, felsefe sınav sorularına özen gösterilmesi gerektiğini söyleyerek, örnek soruları hakkında öğretmenlerin görüşlerini sordu.
NURCAN ÜNAL(HASAN ALİ YÜCEL ANA. ÖĞRETMEN LİSESİ FELSEFE ÖĞRETMENİ):
Örnek ders anlatımı konusunda sunum yapan arkadaşımız çeşitli resim, tablo, eşya v.b ile ders anlattığını yanında getirdiği dökümanlarla gösterdi.
FELSEFE KULÜPLERİ/OLİMPİYATLARI VE DÜŞÜNME EĞİTİMİ
NURAN DİREK(TFK ÇOCUKLAR İÇİN FELSEFE BÖLÜMÜ)
F.GÜLŞEN ÖZ(ROBERT LİSESİ FELSEFE ÖĞRETMENİ):
Birlikte yaptıkları sunumda felsefe kulubü çalışmalarının nasıl tesadüf eseri olduğunu,Türkiye felsefe olimpiyatlarının nasıl başladığını ve bu konu ile ilgili olarak nasıl mücadele verdiklerini dile getirdiler ve bu uzun serüveni resimlerle izleyicilerle paylaştılar.
DİPNOTLAR
Yılmaz Murat Bilican
Bu üstgeçitler kentine, taa İzmir'lerden kalkıp geldiğimiz ve sora sora ancak salonu bulduğumuz için biraz heyecanlıydık. Asansör kapısından beşinci katta indiğimizde ise kongre salonunun önünde garip bir sakinlik karşıladı bizi.
Birazdan 1. Felsefeciler Kongresi başlayacak gibi bir hava hiç yoktu, doğrusu ben ortalıkta koşuşturan insanlar görmeyi umuyordum.
Hiç öyle değildi, salonun önünde düzenleyicilerden olduğu, insanların onlara bir takım sorular sormasından anlaşılan insanlar vardı ve onlar yıllardır orada yaşayan ve sürekli kongre örgütleyen insanlar gibi sakindiler.
Bu sakinlik asansörden inen herkese bulaşıyordu sanki... herkes çayını alıp sohbete başlıyordu.
Bu keyifli sohbetler üç gün boyunca, zaten programı çok yoğun olduğu için, saatlerin hep sarkmasına yol açacaktı.İlk oturum felsefe eğitiminin önemi üzerineydi. "Felsefenin önemi" dendiğinde herkesin söyleyecek çok sözü olurdu mutlaka.
Halil Beyin metni çok güzel ve etkileyiciydi. Adeta büyülenerek dinlediğimiz bir metin oldu.
Murat Bey, "Yaşam korkutucu bir hal aldı" dedi.
Betül Hanım felsefi eğitim önemli dedi. Biraz kızgın gibiydi sanki.
Varol Bey, yurtdışında konuya nasıl bakıldığına örnekler verdi..
Çay çay diye attık kendimizi dışarı. Kongre havasına girmiştik işte, kafamızda düşünceler uçuşuyordu.
Şunu soracaktım, şuna katılmıyorum, ya ne güzel söyledi...Kamil Hoca, son derece kızgın felsefe kitabı yazanlara, "bu kadar da olmaz" diyor. Yıllardır emek verdiği, en iyisini yapmaya çalıştığı için kızgın.
Ders kitaplarındaki emir cümlelerine dikkatimizi çekti...
Hakkaten nedir öyle ya..."tartışınız, yazınız, düşününüz..." olur canım, önüme koyduğun kitapta sen bunu yapabiliyor musun da benden istiyorsun...sağolasın Kamil Hoca.
Esma Köroğlu, felsefe dersinin bir ihtiyaçtan doğmadığını söyledi. Ders kitabında çok fazla konu, filozof, kavram olduğunu, derinleşilemediğini söyledi. Salondaki herkesin bu konuda hemfikir olduğu anlaşıldı. Geleneksel eğitim anlayışının ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bunun kötü olduğunu, yerine konmaya çalışılan postmodern anlayışın da bir çok sakıncaları olduğunu vurguladı.
Doğrusu bu kadar feryat figan eleştirdiğimiz sistemin değişmesini istiyorsak, değişim konusunda biraz daha cesur olmamız gerekmez mi?
Yeni olan sorunsuz olacaktır diye bir şey yok tabi, ama neden "yeni" konusunda kendimize güvenmeyelim.Gülşen Öz, Felsefe yapma davranışı üzerinde durarak, bunun başıbozukluk olarak algılanmaması gerektiğini söyledi.
Mustafa Kemal Coşkun, Bir sosyoloji kitap yazarı olarak ne kadar ızdırap çektiğini, yazdığı şeyleri daha farklı yazamayacağını çünkü Talim Terbiye'nin onay vermediğini, bu yüzden de hiçbir "sorumluluğu" olmadığını söyledi. Bundan sonra yazılacakların daha da kötü olacağını anlatarak, biraz da beğenmediğiniz bu kitabın da "kıymetini bilin" "beterin beteri var" gibisinden bizileri korkuttu.
Talim Terbiye kapatılmalıydı.
"İyi de, silah zoruyla mı yazdırıldı bu kitap sana" sorusuna gülümsedi.
Kadir Cengizbay, hocanın konuşması biraz zor anlaşıldı arkalardan ama oturuma neşe kattı. Uzun uzun Saint Simon'u anlattı, Cemil Meriç'i andı.
Bisiklet sosyalizmdir, emeğin kadar gidersin. Bisiklet emeğe saygı belirtisidir, insan emektir. dedi.
Batıda pazar günü tatildir ve aynı gün kilisede ayin vardır. Bizde de pazar tatil günüdür ama müslümanların ibadet günü cumadır. Bu kör parmağım gözüne durumudur. Kültürel olanla, dinsel olan çatışmakta...
Yeşim Turan, "eğer müfredat buysa değiştiremeyeceksek, kitap buysa, ve talim terbiye varsa, biz sadece şikayet mi etmeliyiz. Ben birebir kitabı eline aldırıp okutan biri değilim, müfredatı da takip etmem ama öğrencime birşeyler kazandırmak için elimden geleni yaparım." dedi
Bahar Şahin, Bilgi üniversitesinde sosyoloji ders kitabı üzerine yapılan incelemeyi anlattı. Ders kitabından verdiği çarpıcı örneklerle, kitabın nasıl ideolojik olduğunu gösterdi.İnsanın artık dokunası gelmez o kitaba..
Selma Udum, Talim Terbiyede çalışırken kendilerini bağlayan yasal zorunluluklar olduğunu söyleyerek bir takım kanunlardan söz etti. Onlar çaresizdi. Yazarlar da. Bizler de. Öyle ki yıllar önce tedavülden kalkmış olan bilgileri bile vermek zorundaydık. Çaresizdik.
"Kurulmuş bu yaşantı,
Dünya döner mecburen,
İçinde biz zavallı,
Yaşıyoruz mecburen" şerefe...Yapılandırıcı ve davranışçı yaklaşımlar vardı, bunların birbirlerine karşı çeşitli üstünlükleri vardı fakat; en önemli olan çocuklara 327 davranışı kazandırmaktı. Ne az, ne çok. Tam 327 davranış.
İlk günün sonu, sanırım herkes yorgundu, felsefe öğretmenlerinin konuşkanlığı oturum saatlerinin sarkmasına yol açıyordu.
Soru sormak için söz alıp, neredeyse konuşmacıdan daha uzun konuşmalar yaparak sabırları zorlayan, sonunda bir şey de sormayan arkadaşlar... Bu daha az kişinin konuşması, soru sorması, düşüncesini dile getirmesi anlamına geliyordu... ama olsundu yine de mutluyduk...
Organizasyon komitesinin akşam için bir planı yoktu, biz de İzmir grubu olarak, Ankara'nın göbeğinde kafamıza göre takıldık.
Faşizan üst geçitlerin altlarından geçtik, arabaları üstümüze sürdüler, aldırmadık.
İkinci gün
Sonay Alpay, Demokrasi ve İnsan Hakları Dersini tarihçilere bırakmayalım, biz felsefeciler verelim dedi.
Bu, felsefeciler iyidir, tarihçilerden, şeklindeki duygu yüklü düşünceye katılmak zor tabi. Bu dersi çok daha iyi verebilecek tarihçiler ve tersi durumda olan felsefeciler olduğunu kimse yadsıyamaz. Bu ders bir yana, aslında hiçbir dersi vermemesi gereken hem tarih hem de felsefeciler yok mu?
İnsan Hakları Derneği'nden gelen Yeşim Dorman, 12 Eylül döneminde Avrupa ile yaşadıkları deneyimlerden söz etti. Biz solcular bazı şeyleri (insan haklarını) sonradan, yeni öğrendik dedi. Doğrudur, daha da öğrenmemiz gereken çok şey var...
Uluslararası Af Örgütü temsilcileri ise bu derste nasıl uygulamalar yapılabileceğini ve yaptıkları projelerden söz ettiler.
Mantık ders kitabıyla ilgili oturumdan aklımda kalan bu dersin, öğrenciler, öğretmenler ve Milli Eğitim tarafından terk edildiğiydi.
Felsefe öğretmeni eğitimi konulu oturumdan, bu alanın sorunlarla dolu olduğunu, hocaların ellerinden geleni yaptıklarını fakat ancak bu kadar olduğunu öğrendik.
Felsefe isteyerek tercih edilmiyor. Sevilmiyor.
Sonuçta onlar da bizden çok farklı değilmiş. Konuşmaların içeriklerini Nilgün arkadaşımız uzun uzun yazmış yan tarafta. Diyecek bir şey yok. Yorum sizin.
Öğlen yemek için çok az zaman kalmasına rağmen, koşturup kahve içmeyi bile başardık, fakat o kadar çoktu ki felsefeciler kahvecinin fincanları yetmiyordu...
Felsefe Öğretmeni başlıklı cumartesi gününün son oturumunda, öğretmen arkadaşlar kendilerini anlattılar. Onları tanımış olmaktan mutlu olduk.
Cumartesi gecesi yine ortak bir program yoktu, biraz daha Ankara havasına girmiş İzmir'liler olarak kendimize daha güzel ve eğlenceli bir program yaptık. Tek sorun saatlerin o gece ileri alınmasıydı. Saat gece ikide güzel güzel otururken, aslında saatin üç olduğunu anlamak şaka gibiydi.
Pazar sabahı herkes eski saate göre geldi. Tamam canım, sonuçta bütün gün felsefe yapmak, akşam yedilere kadar, kolay değildi...
.
Pazar günü oturumları daha pratiğe dönük düşünülmüş gibiydi: Ders yöntem ve teknikleri.
İlk oturumda, Gülşen Öz ve Nuran Direk, somut bir ders deneyimini aktardılar bizlere. "Felsefeye Giriş / Niçin felsefe yapmalıyız?" konusunu felsefe metinlerinden yararlanarak nasıl işlediklerini anlattılar.
Felsefe öğretmenlerinin çokca gereksinim duydukları bir şeydi bu. Herkes çok genel şeyler söylediği için, bu sunum çok yararlı oldu bence.
Aynı oturumun ikinci bölümü de somut bir konuyu ele alıyordu. Yılmaz Murat Bilican, felsefe dersinde uyguladığı sınavlardan örnekler verdi.
Nurcan Ünal, ise derslerde görsel malzemelerin nasıl kullanılabileceğini örneklerle gösterdi. Ayrıca, bazı objelerin ders aracı olarak nasıl kullanılabileceğini gösterdi.Nurcan hanımın önü bir anda pazar tezgahı gibi oldu. Bir konuda kafa yorup yaratıcı olunduğunda ortaya neler çıkabileceği konusunda iyi bir örnek oldu bu sunu.
Yemekten önce Yaşar Uğur, insan hakları dersi ile ilgili bir atölye çalışması yaptı. Herkes çok açtı buna rağmen katılımcılar başarılı bir performans gösterdiler.
Son Oturumda, Nuran Direk ve Gülşen Öz, Felsefe Olimpiyatları ve Felsefe Kulüpleri deneyimlerini anlattılar.
Şehriban Gözcü, ise ilköğretimde uygulanmaya başlanan düşünce eğitimi dersi uygulamasını anlattı. Bu dersi alan öğrenciler salondaydılar ve "düşünme günlüğü" çalışmasını nasıl yaptıklarını ve nasıl yararlandıklarını anlattılar.
Kongre Kararlarını oluşturmak için son olarak toplanıldı ama akşam oluyordu ve herkesi dönüş telaşı sarmıştı. Kısa ve acele bir toplantı oldu. Toparlama işini dernek yöneticilerine bırakıp vedalaştık.
Sabah dersimiz vardı ve bizler İzmir'liydik...Kongre Hakkında...
Birincisi olmasına rağmen çok yoğun ve dolu bir programı vardı kongrenin. Organizasyon başarılıydı. Hemen hemen hiç bir aksaklık olmadı. Saatlerin sarkması dışında programa uyuldu.
Daha verimli olabilir miydi? Evet.
Kuramsal konularda, daha çok yararlı olabilecek konu başlıkları seçilebilirdi. Sizi bilmem ama bana felsefenin önemini ve gerekliliğini anlatan konuşmalardan gak geldi.
Biz öğretmenlere yeni şeyler söyleyecek birilerine gereksinimimiz var bence, hayat konusunda, hayata bakış konusunda...Açıkçası konu ve konuşmacılar beni heyecanlandırmadı, şaşırtmadı...Uygulamayla ilgili konularda ise, ki bu konulara ne kadar çok gereksinim duyulduğu açık, gerçekten somut uygulama örnekleri üzerinde daha çok durulabilirdi.
Kongreye katılım bence düşüktü, bu konuda derneğin elinden geleni yaptığını düşünüyorum, fakat il dışından gelenleri çıkarırsak, salonda kongreyi izleyen Ankara'lı öğretmen sayısı çok azdı. Bunun nedenleri hakkında düşünülmesi gerekir bence
Felsefeciler Derneği'nin, daha somut söylersek orada özveriyle çalışan organizatör arkadaşların konukseverliği, büyük bir organizasyonu gerçekleştirdiği halde, mütavaziliği, güler yüzlülüğü çok etkiledi bizleri. Sonraki kongrelerin çok daha başarılı olacağına güvenimiz tam.
Emeği geçen herkese çok çok teşekkürler. Yeniden görüşmek üzere...