|
Yılmaz Murat Bilican
Felsefeciler Derneği tarafından birincisi düzenlenen Felsefe Öğretmenleri Kongresine çok sayıda akademisyen ve Türkiye’nin değişik illerinden gelen felsefe öğretmenleri katıldı.
Gündem kirliliğini yoğun olarak yaşadığımız bir ortamda, Ankara’nın göbeğinde, üç gün boyunca, flaşların patlamadığı, gözlerden uzak sessiz sedasız bir ortamda yapıldı 1. Felsefe Öğretmenleri Kongresi. Bir avuç mesleğine gönül vermiş lise öğretmeni, bir avuç akademisyen, düşünüp tartıştılar üç gün boyunca, son derece önemli bir alanın, önemli sorunlarıydı gündemleri. Liselerde okutulan ve “felsefe grubu dersleri” diye bilinen felsefe, sosyoloji, psikoloji, mantık, demokrasi ve insan hakları, insan ilişkileri gibi derslerin müfredatları tartışılıp konuşuldu: Bu dersler çocuklarımıza nasıl daha iyi verilebilir?
Felsefeciler Derneği tarafından düzenlenen 1. Felsefe Öğretmenleri Kongresi Ankara’da 28-29-30 Mart tarihlerinde yapıldı. Dernek başkanı Yaşar Küpeli’nin açış konuşmasıyla başlayan ve çeşitli üniversitelerden akademisyenler ve değişik illerde çalışan öğretmenlerin katıldığı kongrede eğitim-öğretimin sorunlarının yanısıra, felsefe grubu ders kitapları, felsefe öğretmeni eğitimi ve pratik uygulamalar üzerinde de duruldu.
Kongrede ilk oturumlarda felsefe eğitiminin önemi üzerinde duruldu. Doç. Dr Halil Turan, “Bilim öğretimine çok ilgi ve talep olduğunu fakat, bilim alanında da dogmaların olduğunu, bu alanda felsefi yönün eksik kaldığını ve bilimle felsefenin sanki birbirlerine karşıtmış gibi verildiğini” söyledi. Prof. Dr. Varol Akman ise, yaşanan dezenformasyona vurgu yaparak, “doğru kayboldu” dedi. Prof. Dr. Betül Çotuksöken, ortaöğretimde 72 saat felsefe, 532 saat ise din dersi eğitimi verildiğini ve dogmalarla örülü bir ağ olduğunu söyledi. Hınıs’tan gelen felsefe öğretmeni Murat Bahadır göre ise “Yaşam korkulu bir hal almıştı…”
Ders kitapları konuşulmaya başlandığında, hem akademisyenlere göre hem de öğretmenlere göre ders kitaplarında çok sorun vardı. Felsefe dersi öğretmenleri, bu kitaplara bağlı olarak ders yapmadıklarını söyleseler de, bu ders kitaplarının basılıp ücretsiz olarak bütün öğrencilere dağıtıldığı bir gerçekti. Bilgi üniversitesinden öğretim üyesi Bahar Şahin Sosyoloji ders kitabının, ne kadar yanlışlarla dolu, bilimsellikten uzak ve “ideolojik” olduğunu çarpıcı örneklerle aktardı. Psikoloji ders kitabının konu edildiği oturuma katılan Talim Terbiye Kurulu, felsefe komisyonu üyesi Selma Udum ise kendilerinin bütün bunları ne kadar “çaresizce” yaptıklarını anlattı; ortada anayasa, Milli Eğitim Temel Kanunu vb vardı, bu yüzden bütün kitaplar birbirlerine benzemek zorundaydı. Oturumlarda, mantık dersinin hemen herkesce terk edildiği ve vakit geçirilmeden bu derse sahip çıkılması gerektiği, insan hakları ve demokrasi ders kitabının ise neredeyse kendisinin bir “hak ihlali” olduğu ortaya çıktı.
Peki, felsefe, sosyoloji, psikoloji, mantık, insan hakları, insan ilişkiler derslerini veren bu “süper” insanlar, “felsefe grubu öğretmenleri” nasıl ve nerede yetiştirilmekteydi? Bu alan için öğretmen yetiştiren üç üniversitenin temsilcilerinin yaptıkları konuşmalardan, onların da bir sorunlar yumağıyla boğuştukları anlaşılıyordu. Örneğin Prof. Dr. A. Kadir Çüçen, öğretmen adaylarına ilk iki yıl sadece bilgi verdiklerini kalan iki yılda da felsefeyi içselleştirmeleri için çalıştıklarını, öğretmen seçiminde puanların esas olduğunu başka bir ölçüt olmadığını söyledi. Bütün katılımcılar, stajyer öğretmenlik uygulamasının çok kötü işlediğini vurguladılar. Prof. Dr. Ahmet İnam ise felsefenin bir meslek değil, bir yaşam biçimi olması gerektiğini vurgulayarak; “ Felsefe öğretmeninin iki temel kaygısı olmalıdır; Birincisi, buradan, Türkiye’den, bu hayattan, bu geçmişten, bu Anadolu’dan felsefe yapıyoruz, evrensele de buradan bakmalıyız. İkincisi, bilgi yaşamdan ayrılmaz. Felsefe içselleştirilmelidir. Felsefe öğretmeni bir model olmalıdır.” dedi.
Kongrenin son gününde, ders yöntem ve teknikleri üzerinde duruldu. Sorunlar yumağı içinde bile olsa, her zaman iyi bir şeyler yapılabileceğini gösteren konuşmalar, sunular izledik. Felsefe öğretmenleri Nuran Direk ve Gülşen Öz felsefe metinlerini temel alarak nasıl ders işlenebileceğini somut bir uygulama ile gösterdiler. Yılmaz Murat Bilican, kendisinin felsefe sınavlarında sorduğu sorulardan örnekler vererek, felsefe sorularının da özenle hazırlanması gerektiği üzerinde durdu. Nurcan Ünal ise felsefe grubu derslerinde görsel malzemenin nasıl kullanılabileceğini örneklerle gösterdi.
Bunlar üç gün boyunca yoğun bir programla süren kongreden bazı notlar. Üç günün sonunda, anlaşılan şuydu, sayıları az da olsa, çocuklarınızı okula gönderdiğinizde onların iyi bir donanım kazanmasını sağlayabilmek için emek harcayan öğretmenler ve onlara destek olan akademisyenler var. Onlar, Mersin’den, İzmir’den, İstanbul’dan, Eskişehir’den, Hınıs’tan geldiler, üç günlerini kongre salonunda geçirdiler ve Pazartesi sabahı yeniden derslerine döndüler. Çocuklarımız adına, Felsefeciler Derneğine, Akademisyenlere ve felsefe grubu öğretmenlerine teşekkür borçluyuz.
|
|---|