E F P  M İ L E T   G E Z İ S İ       18 MAYIS 2002

B İ R A Z  F E L S E F E   B İ R A Z   P İ K N İ K !...

 

Ege Felsefe Platformu'nun düzenlediği Milet Gezisi 18 Mayıs'ta gerçekleşti.

Geziye, Selma Yiğitalp Lisesi, Konak Anadolu Lisesi, İzmir anadolu Lisesi, Naci Şensoy Lisesi, Bornova Anadolu Lisesi, İlk Kurşun Lisesi, İzmir Amerikan Lisesi, Namik Kemal Lisesi katıldı.

Toplam otuz kişiydik.

Programımız şöyle gerçekleşti: sabah 8.30'da hareket ettik. 10.45'te Milet'teydik. Önce Antik Kenti gezdik. Öğle yemeği sonrası anfi tiyatronun merdivenlerinde oturum yaptık. Yağmur Çeçen Thales'i, Hatice Yılmaz ise Anaksimandros'u anlattı. İzmir Anadolu Lisesi Öğrencisi Hatice Arıcı "Günümüz Medyasında Etik Sorunlar" adlı  bildirisini sundu. Daha sonra İzmir Amerikan Lisesi Felsefe öğretmeni Duran Şimşek, Jose Saramago'nun Körlük adlı romanından yaptığı alıntıdan hareketle gerçekleştirdiği tartışmada özellikle "namus" kavramını sorgulamamızı sağladı.

Saat 15.00' de Milet'ten ayrıldık. ikinci durağımız Bafa gölü kıyısında yer alan Heraklia Antik Kenti idi. Heraklia'yı da gezdikten sonra 18.15'te dönüş için yola koyulduk.

Gezimizi Atlas Dergisi foto muhabiri Ulaş da izledi. onun çektiği fotoğraflar henüz elimize ulaşmadı.(burda gördüğünüz fotoğraflar Ege'ye ait.)

 

                                                 Miletos
Zenginliği dışında, uygarlığa yaptığı katkılar ve yetiştirdiği ünlü filozoflarla da adını duyuran Miletos, dönemin kültürüne büyük katkılarda bulundu. Ünlü matematikçi Thales de Miletos'luydu.

Dönem, demokrasinin başlangıç dönemidir. Miletos'ta her vatandaş eşit haklara sahipti. Kentin caddeleri birbirine paralel ve dümdüzdü. Bu caddeler üzerinde, zengin fakir herkesin evi aynı büyüklükteydi.


M.Ö 6. Yüzyılda, Ege Bölgesi kıyılarında dünya tarihini etkileyecek çok ilginç gelişmeler yaşanmaktaydı. Mısır, Mezopotamya, Hindistan gibi teknik ve bilimsel açıdan gelişmiş uygarlıklardan alınan bilgi birikimi, özellikle M.Ö. 6. yüzyılda Thales'ten itibaren Batı Anadolu kıyılarında hızlı bir şekilde geliştirilmeye başlandı. Dönemin kültür beşiği kentlerinin en önemlisi de Miletos'tu.
Bilimi doğuran şehir

İzmir yönünden Milas'a giderken, Söke'yi geçtikten sonra sağa bir yol ayrılır. Sarı tabelada "Miletos" ve "Priene" yazılıdır. Uzun ince bir yol, geniş ovayı yararak ilerler. Yaklaşık 35 kilometre sonra kalıntılara ulaşırsınız. Birkaç yüz metre sağınızda Ege'nin mavi suları uzanmaktadır.

Günümüzden 2500 yıl önce bu ovada ilerlemeye imkan yokmuş. Çünkü burası denizmiş. Verimli ova Büyük Menderes'in taşıdığı alüvyonlarla oluşmuş. Nehri geçtikten kısa bir süre sonra, bilimi doğuran şehir Miletos'u görebilirsiniz. 2500 yıl önce, Miletos, bilim adamlarıyla doluymuş. Bugün ise bilimi başlatan bu insanları araştıran bilimadamları var Miletos'ta.

Alman Profesör Dr. Volkmar Von Greave  1960'larda da Miletos'a gelmiş, kazı başkanlığını ise yaklaşık 10 yıldır sürdürüyor. Profesör, "Miletos'un geçmişiyle ilgili en eski buluntu M.Ö. 1700 yıl öncesine aitti. Son yıllarda yaptığımız çalışmalar sonucunda M.Ö. 2000 yılına kadar inildi." diyor.
Araştırmaların yanı sıra gelen turistlerin de Miletos'u iyi bir şekilde gezebilmeleri için çalışmalar yapılıyor. Kazı çalışmaları sonuçlandıkça, Anadolu Uygarlığı'nın büyüklüğü hepimizi şaşırtacağa benziyor. Kazılarda dünyanın birçok ülkesinden gelen uzmanlar çalışıyor. Birçoğu master ve doktoralarını burada tamamlıyor. Kazıya katılacak öğrenciler seçilirken mümkün olduğunca en iyileri bulunmaya çalışılıyor.

Izgara caddeler
Gelen ziyaretçilerin, o dönemi gözlerinde en iyi şekilde canlandırabilmeleri için özel yollar açılıyor. Geçmişte ızgara şeklinde yapılmış caddeler ve planlı inşa edilmiş evler ortaya çıkarılıyor.  Profösör Volkmar'la birlikte çalışmayı yürüten Arkeolog Fikret Özcan, Miletos'un ızgara şeklindeki caddelerini şöyle anlatıyor:
"Miletos'u filozofları dışında ünlü yapan imar özellikleridir. Burada paralel ve ızgara şeklinde planlanmış caddeler yapılmıştır. Yöntem, dönemin şehir plancısı ve mimarı Hippodamos tarafından düşünülmüştür. O dönemde tiranlık yıkılır, demokrasi yönetimi gelir. Demokraside de hiç kimsenin birbirinden üstün olmadığı, her vatandaşın eşit hakları bulunduğu görüşü egemendir. Paralel şekilde yapılmış caddeler dümdüzdür. Caddelerin bir ucundan öbür ucunu görebilirsiniz. Zengin ya da fakir olmasına bakılmaksızın, herkesin evi aynı büyüklüktedir. Burada bir yol bulduk ve temizledik. Tiyatrodan çıkıp, limana doğru gidiyor. Önümüzdeki yıllarda bu yolu turistlerin gezeceği, Hippodamos'un ızgara şehir planını rahatlıkla kavrayabileceği hale getireceğiz."

Önder kentti
Ege Bölgesindeki birçok antik kenti gün ışığına çıkaran, George E. Bean'ın "Eski Çağda Ege Bölgesi" adlı kitabında Miletos için şunlar yazılı:
"Miletos dendiğinde akla ilk gelen; Ege denizinin hükümdarı, bilim ve felsefenin doğum yeri olmuş, denizciliğiyle parlamış büyük bir kenttir... Miletos'ta maddi alandaki refaha, düşün alanındaki parlak başarılar eşlik ediyordu. Gerçi bu konuda eşsiz değildi. Efesli Herakleitos, Prieneli Bias, Kolophonlu Ksenophanes ve başkaları Miletos'un tek olmadığını kanıtladılar. Ancak Miletos'un hepsine önderlik ettiği tartışmasız kabul edilir. İlk önce Thales'in adını görmekteyiz..."
Miletoslu filozoflar dönemin doğaya yöneliş hareketine öncelük ettikleri için "Doğa Filozofları" diye de anılır.

MİLETOS EFSANELERİ

Atina Kralı, Kodros’un oğlu Neleus kent kurmak istediğinde, tanrılar bunun ancak bir genç kızın toprağı su ile karıştırdığı yerde gerçekleşeceğini bildirir. Neleus, Anadolu’da dolaşırken bugünkü Miletos kentinin olduğu yerde çömlekçi kız Kaeira ile karşılaşır. Çömlekçi kız çamur karmaktadır. Tanrılar söylemini hatırlayan Neleus, ünlü Miletos kentinin temellerini işte burada atar.Mitolojiye göre de Girit Kralı’nın kızı Akakallis, Tanrı Apollon ile sevişir ve Miletos’u doğurur. Ama, Kral Minos’tan korkan annesi, bebeği ormana bırakır. Kurtların baktığı çocuğu, çobanlar bulup büyütür. Bir zaman sonra Anadolu’ya gelen Miletos, kendi adını taşıyan kenti kurar. Daha sonra Menderes Nehri Tanrısı Maiandros’un kızı Kyane ile evlenip, Kaunos ve Biblys adındaki çocuklara sahip olur.Kuruluş şekli ne olursa olsun, Miletos yüzyıllar boyunca bilim ve sanata beşiklik eder. 

Miletos hikâyeleri olarak bilinen antik çağın müstehcen hikâyelerinin yazarı Aristeides, ilk coğrafyacı Hekataios, atomun tanımını yapan Leukippos da Miletoslu. Atinalı devlet adamı Perikles’i etkileyip, onun hayat arkadaşı olan Aspasia da yine Miletos doğumlu.Miletos bütün bunların yanında dış dünyaya açılmış, ticaret sayesinde zenginleşmiş, aralarında bugün Samsun, Giresun gibi kentlerin bulunduğu doksandan fazla yeni kentin kuruculuğunu yapmış. Miletos mitolojide de önemli rol oynar. Buradaki engin hoşgörüye ve akılcılığa ilişkin bir hikâye, Gök Tanrısı Zeus ile fakir bir Miletoslu arasında geçiyor: Pozitif bilimlerin doğduğu kentten, ilk güneş tutulmasını tespit eden ünlü filozof Thales yetişir. Anaksimenes, Anaksimandros gibi filozofların yanı sıra ünlü şehir plancısı Hippodamos da Miletoslu olup, kendi adıyla bilinen Hippodamos planının mucididir. Apollon Tapınağı’nın mimarı Daphnis ile Ayasofya’nın mimarı İsidoros, Miletoslu  mimarlardır.

Tanrı ile Miletoslu agorada tartışıyorlarmış. Her ikisinin de dediği dedik. Bir ara Zeus kızmış, fakir Miletosluya, “Bana bak, beni fazla kızdırma şimdi seni yıldırımla yakarım,” demiş. Miletoslu, “Koca Zeus, şimdi haksız olduğunu nasıl da kanıtladın,” deyip taşı gediğine koymuş. Bir başka Miletos hikâyesi de burada yaşayanların hayvan sevgisini gösterir. Koaranos adlı bir Miletoslu günün birinde balıkçıdan bir yunus balığı satın alıp, tekrar denize atar. Bir zaman sonra Koaranos’un bindiği gemi fırtınada batar. Onu yunus balıkları kurtararak sahile çıkarır. Yıllar sonra ölen Koaranos’un cenaze alayı limandan geçerken, sürü halindeki yunus balıklarının cenaze alayını yavaş yavaş takip ettiği hikâye edilir.

Batı Anadolu’nun en önemli liman kentlerinden olan Miletos, Aydın ili, Didim ilçesine yirmi kilometre uzaklıkta yer alıyor. Anadolu’daki en iyi korunmuş tiyatrolardan yirmi bin kişilik Miletos Tiyatrosu ve Anadolu’nun en büyük hamamlarından olan Faustina Hamamı kentteki en önemli yapılardan. Bu eserlerin yanında Helenistik depo, Serapis Tapınağı, Stoa, Liman Anıtı, Athena Tapınağı, Anıtsal Çeşme, Meclis binası, Gymnasium, Dionysos Tapınağı, Capitio Hamamı, Hereonlar, Agoralar gibi antik yapılar yanında İlyas Bey Camii ve Külliyesi, Beylik Hamamı, Kervansaray, Kırk Merdivenli Camii, Tekke binası, Pireli Han gibi Türk-İslam eserleri de görülebilir.Miletos’ta ilk yerleşim MÖ 4 binlere kadar iniyor. En ihtişamlı dönemi MÖ 6-5. yüzyıllarda yaşayan Miletos, MÖ 494 yılındaki Lade deniz savaşından sonra yakılıp yıkılsa da daha sonra Hippodamos planına göre yeniden inşa edilir. Kent Roma ve Bizans dönemlerinde önemini korur. Menderes Nehri’nin alüvyonları kıyıya yığması sonucu denizden epeyce uzaklaşan Miletos, Menteşeoğlu ve Osmanlı dönemlerinde de varlığını sürdürür; Venedik ve Cenevizlilerle ortak ticarette bulunur. Daha sonraları köy haline gelen ve Balat ismini alan yerleşim, 1955’te tamamen terk edilir.Günümüzde Alman kazı ekiplerinin çalıştığı Miletos, gün ışığına çıkmayı bekliyor. Antik kentte bulunan Milet Müzesi’nde Miletos, Priene ve Didyma kazılarından gelen eserler sergileniyor. Bir zamanların dört limanlı Miletos kenti, günümüzde denize on kilometre uzaklıkta bulunuyor. Ama, siz yine de Miletos Tiyatrosu’nun basamaklarında oturup, güneşin denizde kayboluşunu seyredebilirsiniz.

               Kaynak:http://members.fortunecity.com/bilgistan/Tarih/miletos.htm

  İLK ÇAĞDA DOĞA FİLOZOFLARI

            ANA MADDE NEDİR?

            Evimizin penceresinden dışarıya baktığımızda neler görürüz? Tek tek saymaya kalkarsak bitirebilir miyiz acaba? İsterseniz bir deneyelim: sokaklar, apartmanlar, evler, arabalar, bisikletler, insanlar, kuşlar, çiçekler, kediler... bir de bunların her birinin ayrıntılarına girersek işin içinden çıkabileceğimizi sanmıyorum. Ama gördüklerimizin hepsini belki de şöyle ifade edebiliriz: Bir çokluk. Canlı ve cansız varlıklardan oluşan bir çokluk. Üstelik hareketli bir çokluk görürüz dışarıda. Örneğin ilk baktığımızda gördüğümüz kedi birazdan ortadan kaybolur, hele bizim baktığımız sırada güneş bulutların arkasına saklanırsa bütün renklerin bir anda değiştiğini görürüz.

            Demek ki, penceremizin dışında sürekli bir hareketlilik, sürekli bir değişme var. Peki tüm bunları gözlemekte olan biz, biz aynı mı kalmaktayız? Hayır. Biz de dışardaki çokluğun bir parçasıyız ve sürekli bir değişme halindeyiz.

            Dış dünyadaki bu şaşırtıcı çokluk ve değişme, yüzyıllardan beri insanların üstünde en çok düşündükleri konulardan biri olmuş. Bizim  yaptığımız gibi penceresinden dışarıya bakan insanlardan bazıları, kendilerine filozof denilen bazıları, şöyle sorular sormuşlar:

            “Dışarıda gördüğüm bu çokluk şaşırtıcı. Acaba herşeyin kendisinden çıktığı bir tek olan var mıdır? Yani öyle bir şey olmalı ki, dışarda gördüğüm her şey kendisinden çıkmış olsun, ama o hiçbir şeyden çıkmasın, o her şeyin ilki, başlangıcı, meydana getiricisi olsun. Böyle bir ana madde(arkhe) var mıdır?”

            “Dışarıda yine baş döndürücü bir değişme görmekteyim. Değişmeden kalan bir şey yok gibi. Bu da şaşırtıcı. Bütün bu değişmelerin nedeni olan, fakat kendisi değişmeden kalan bir ana madde(arkhe) var mıdır?”

            “Yine dışarıda gözlediğimiz varlıklar belli bir düzenlilik göstermekte. Dışarıda gözlediğim varlıklar, olaylar sanki bir  düzenin parçası gibi görünmekte. Acaba evrendeki bu düzeni sağlayan bir ana madde(arkhe) var mıdır?”

            “Eğer varsa, bu ana madde(arkhe) nedir?”

            Bu sorular ilk çağ filozoflarının hepsinin kafasını çok meşgul etmiş ve hepsi bu sorulara yanıt bulmaya çalışmışlar. Bugün biz bu kişilere Doğa Filozofları diyoruz. Neden doğa filozofları diyoruz, çünkü bu sorulara verdikleri yanıtlar hep doğadan kaynaklanmış. Felsefe tarihinin aynı zamanda ilk filozofları sayılan doğa filozofları, pencerelerinden dışarıya yani doğaya herkesten farklı olarak daha derinliğine bakmış kişilerdi.

            Şimdi doğa filozoflarından Miletos Okuluna bağlı olan Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes’in  “ana madde(arkhe) nedir?” sorusuna nasıl yanıt verdiklerine bakalım.

ANA  MADDE  NEDİR?   THALES

            Bundan yaklaşık 2600 yıl önce yani M.Ö.6.yy başlarında Didim yakınlarında Miletos adlı bir şehir devlet vardı. Bugün de turistlerin yoğun ilgi gösterdikleri bu kentte, Thales adında biri yaşarmış. Thales, felsefe tarihçileri tarafından ilk filozof olarak kabul edilir.

            Thales’i diğer Miletos sakinlerinden ayıran en önemli özelliği, onun çevresinde olup bitenlere herkesten farklı bir gözle bakıyor olmasıydı. Thales’i başkalarından ayıran birkaç özelliğini sıralayalım:

            Yaşadığı dönemde meydana gelen bir güneş tutulmasını önceden tahmin ediyor.

            Gemicilere, denizde yönlerini bulmaları için Küçük Ayı’yı dayanak almalarını söylemiş.

            Lidya ordusu bir seferi sırasında Kızılırmak nehrinin azgın suları karşısında çaresiz kalınca, Thales hemen nehrin kenarına bir kanal kazdırıp, nehir sularının ikiye bölünmesini ve böylece alçalmasını sağlıyor, ordu da rahatça geçebiliyor karşı kıyıya.

            Mısır’a gidip geometri öğreniyor. Bugünde kendi adıyla bilinen birçok teoremin yaratıcısı oluyor.

            Yine Thales, bir kulenin tepesinden, denizdeki gemilerin uzaklıklarını hesaplıyor.

            Mısır piramitlerinin yüksekliğini ölçme yöntemi ise onun pratik zekasını gösteren iyi bir örnektir. İnsanın boyunun gölgesine eşit olduğu bir anda, piramidin boyununda gölgesine eşit olacağını düşünerek, piramidin gölgesini ölçüp, yüksekliğini bulmuştur.

            Thales’in kafasını kurcalayan önemli bir sorun daha vardı. Thales’ten sonra da bir çok bilge kişinin kafasını kurcalayan bu sorunu şöyle ifade edebiliriz: Çevremize baktığımızda canlı, cansız çok çeşitli varlıklar görmekteyiz ve bu varlıklar bir düzen içindeymişler gibi görünmektedirler. Öte yandan çevremizdeki bu çokluk içinde sürekli bir değişme de vardır. Gökyüzü ayrı bir gizem. Güneş her gün doğmakta, başka bir yerden batmakta fakat sonra tekrar doğduğu yerden doğmakta.vb.

            Bütün bu varlıkların kendisinden çıktığı, kendisinden yapıldığı bir ana madde var mıdır? Bütün bu değişmelerin yanında değişmeden kalan bir varlık, bütün bu meydana gelme ve yok olmaların nedeni olan bir ana madde olması gerekmez mi?

            Thales’e göre, herşeyin kendisinden çıktığı bu ana madde SU olmalıdır. Thales’i kuşkusuz bu yanıtı vermeye götüren önemli nedenler vardı. Ancak Thales’i ilk filozof yapan, onun yaşadığı dünyaya farklı pencerelerden bakabiliyor olmasıdır. Bu anlamda Thales’in verdiği yanıtlardan çok onun sorularıdır önemli olan. Ana madde nedir? Sorusu ki bir kere sorulmuştur, yanıtlar artık gelecektir. İnsanlık artık bu soru sorulmamış gibi davranamayacaktır.

Thales’in önemi buradadır.

Anaksimandros

Milattan önce 6. Yüzyıla damgasını vurmuş olan Milet Okulu'nun, Thales'in ardından gelen, ikinci filozofu.

Anaksimandros, çagdasi ünlü filozof Thales'in maddi töz olarak 'su' anlayışına, suyun nicelik bakımından sınırlı, nitelik bakımından belirli olduğu gerekçesiyle karşi çikmistir. Buna göre, su ya da nem, çatisma ve savaşlarını açıklamak durumunda olduğumuz karşitlardan biri olup, ondan hiçbir zaman karşitı çikmak. Başka bir deyişle, değişme, doğum ve ölüm, büyüme ve küçülme, çatisma ve savaşin, bir ögenin sınırlarını diğerinin aleyhine olacak şekilde genişletmesinin bir sonucu olduğu için, suyun doğasına aykırı bir yapıda olan şeylerin, su içinde nasıl olup da eriyip gitmedikleri sorusuna doyurucu bir açıklama getirilemez. Sudan, öyleyse yalnızca ıslak ve soğuk olan şeyler türeyebilir. Oysa, dünyada, ıslak ve soğuk olan şeylere ek olarak, sıcak ve kuru olan şeyler de vardır.

Suyun nitelik bakımından belirli olmasının yarattığı güçlükten kurtulsak bile, bu kez suyun nicelik bakımından sınırlı oluşunun yarattığı güçlük karşimıza çikar. Buna göre, su gibi nicelikçe sınırlı bir maddeden, sonlu bir kütleden evreni meydana getiren sonsuz varlık kütlesi doğamaz. Sonsuz sayıda evren olduğunu öne süren Anaksimandros'ta, sonsuz sayıdaki evren görüşü, sonsuz miktarda maddeyi gerektirir.

Evrende varolan tüm nitelikleri tek bir niteliğe götürmenin, tüm karşitları tek bir karşita indirgemenin doyurucu ve doğru olmamasından dolayı, ona göre, evrenin ilk maddesi, maddi tözü, arkhesi nitelik bakımından sınırsız bir madde olmalıdır. Anaksimandros, söz konusu özellikleri taşiyan ilk maddesine, hiçbir duyusal maddeyle özdes olmayan belirsiz bir varlık, soyut bir ilke anlamında apeiron adını verir. Onun, ilk madde olarak nicelikçe sınırlı, nitelikçe belirli bir öge ya da maddenin seçilmesi evresini geçerek, herşeyin kendisinden türediği belirsiz, sınırsız bir arkhe anlayışına ulaşması, felsefede gerçek bir ilerlemeyi ifade eder.  
  

Anaksimenes

Milet Okulu'nun üçüncü ve sonuncu düşünürü. Arkhe olarak hava, buğu ya da sis anlamına gelen aer'i öne sürmüştür. Aer, Anaksimenes'e göre, eşit olarak dağılım gösterdiği haliyle, görünmez atmosfer olup, yoğunlaşarak buğu ve suya, daha sonra da toprak ve taş benzeri katı maddelere dönüşür. Daha az yoğun olduğu zamanlarda ise, daha sıcak hale gelip, ateş olur.

Başka bir deyişle, Anaksimenes'in felsefe alanındaki yeniliği, ilk kez olarak birlikten çokluga geçiş süreci üzerinde, varolan herşeyin havadan nasıl varlığa geldiğini açıklama işinde yoğunlaşmış olmasıdır. Buna göre, Anaksimenes birlikten çokluga geçiş sürecini açıklarken, dudaklarımızı birbirine yaklaştırıp avucumuza üfledigimiz zaman, ağzımızdan çikan havanın soğuk, ağzımızı fazlaca açıp, avucumuza üfledigimiz zaman da, ağzımızdan çikan havanın sıcak olması gözleminden yararlanarak, sıkışma ve seyrekleşme kavramlarına başvurmuştur.

Yani, Anaksimenes'e göre, hava seyrekleştiği zaman, ateş, sıkıştığı zaman da, rüzgar, bulut, su ve toprak haline gelebilir. Bu çerçeve içinde, o, havanın seyrekleştiği zaman, daha sıcak hale geldiğini ve böylelikle de ateş olma yoluna girdiğini, buna karşin sıkıştığı zaman, daha soğuk olup katılaşma yoluna girdiğini düşünmüştür. Anaksimenes'teki seyrekleşme ve sıkışma kavramları, birlikten çokluga geçiş sürecini açıklamaya yaradıktan başka, her tür niteliği niceliğe indirgeme girişimini temsil eder.