SEZİN VURAL    KONAK NACİ ŞENSOY LİSESİ      İZMİR                                                                                                                                                                                       

AŞK  NESNESİ  OLARAK  GÜZEL                                                                         

       Aşk yüzyıllardır var olan ya da var olduğu kabül edilen bir gerçek,bir yalan...Anlaşılması en zor olan duygu,bir anlam kargaşası,bir çıkmaz.. Başlayıpta sonunu getiremediğim cümlelere sığdıramadığım,bir boşluk..

      Aşkım ve onun büyüsü...Düşündükçe içine çekiyor çıkmak istedikçe daha da batıyorum .

      Eşsizliginin verdigi heyecanı yasamak her şeye rağmen harika...Için içine sığmaz,haykırmak istedikçe susar sustukça daha da bağlanırsın o güzele. Kapatmışsındır bir kere gözlerini; onun dışındaki güzelliklere. Herkese duyurmak istersin onu sevdigini ama birsey vardır seni engelleyen .Dilin tutulur adeta ; o essiz güzellik karşısında. Baska hiç sey yoktur seni ilgilendiren bundan sonra .Tüm düsüncelerin ona kilitlenir. Seni hapsettigi güzelliginden baska birsey görmez gözlerin.Her sarkida o anlatilir sanki,ama daima bir seyler eksik . Her seste onun sözlerini duyarsin . Ama hiç kimse o değildir . Çünkü seni buralara getiren yanlızca bir çıkmaz sokaktır. Önünü yakamozun vurdugu bir deniz kaplar ;alabildigine sonsuz tıpkı onun güzelliği gibi ! Öyle bir an gelir ki içindeki tüm sesleri susturup bu boşlukla hesaplasmak istersin. İçindeki sesleri kabaracak olan denizin asiliği sustursun diye beklersin.Çünkü içindeki yabancı seslere tutunarak yaşamak acı verir sana.Hiç beklenmedik bir anda vurulan bir av hayvanı kadar şaşkınsındır.Sürekli bir anlam ararsın hareketlerinde ,konuşmalarında,davranışlarında ,en önemlisi -yaratında en büyük değeri taşıyan-gözlerinde,bakışlarında...Sevdayı yalnız yaşamanın acısını tadarsın hemde az buz değil .yüreğin çıkacak gibi ,yaşam duracakmış gibi...işte budur o güzeli sende bu denli tutkulu kılan.Ama herşeye rağmen vazgeçilmezindir artık o.Uykusuzluğun sarhoşluğunu taşırsın üstünde...

     Seni bu duygu seline sürükleyen rüzgara kapılman senin idean mıydı?Yoksa bu karmaşanın içine düştükten sonra mı farkına vardın ogüzele ulaşmanın yaşamının tek amacı olduğunu?bir sabah kalktım gibi mi yani?

     Ama yine de ne olursa olsun aşıksın artık...Gözü hiç bir şey görmeyen,tutkularının-güzelinin-esiri...Aşık olan kişi için yaşamın anlamıdır aşkın nesnesi .Nefes alıp vermesinin tek sebebidir o.Herşey artık onunla değer kazanır.Eğer o'mavi'yse yaşamda ki her şeyde mavinin tonu vardır.Tüm güzellikler mavide birleşmiştir.Aşkın nesnesi insanlar için herşey olabilir,belki bir elma ,belki ilahi bir güç,belki kendini adadığı bir amaç,belki de karşı cinsi...Ama ne olursa olsun onun için en güzel-tapılası-tek varlık odur.Yaşamda ki herşey aşığın "güzelinin"bir yansımasıdır(gerçeğin yansıması).Kişi ona aşıktır çünkü "o"güzeldir.Hem de üzerine başka güzellik tanımlanamayacak kadar.

     Aşık olan kimse diğer tüm insanlardan soyutlamıştır kendini. Diğer insanların düşünceleri onun için hiçbir anlam ifade etmez.Çünkü hiçkimse onun gibi bakmıyorrdur ggüzele.Zaten o'da diğerlerinin bu bakış açısın sahip olmasını istemez.Önemli olan bu vazgeçilmez güzelliği onun gözünde görebilmektir.Hepimiz Mecnun'nun Leyla'ya olan divane aşkını biliriz.Ona ulaşmak için neler çektiğini de...Mecnun'a göre dünya güzeli olan Leyla'nınaslında oldukça çirkin olduğu(neye göre,kime göre?)bilinir.AmaMecnun'un bu konuda ki cevabı;siz onu benim gözümle görebilseniz olmuştur.Mecnun'un oluşturduğu güzel ideasını bulduğu Leyla ve bizim onun için yaptığımız-çirkin-değerlendirmesi beni kişilerin güzellik ideasına götürdü.

      Kişilerin güzellik ideası nedir?Bunun belirli bir ölçüsü,rengi boyutu,...var mıdır?Algıladığımız nesneleri kendi idealarımızla birleştirebiliyorsak o bizim için gerçek güzel ama birleştiremiyorsak bize göre çirkin kavramı ortaya çıkmıştır.Buna göre güzellik her bakış açısına göre değişen -ki bencede en mantıklı olanı bu-göreceli bir kavramdır.İnsan güzelliğinin belirli bir ölçüsü yoktur.Fakat toplumlar arasında genellikle kalıplaşmış bir güzellik anlayışı söz konusudur.Örneğin siyah tenlilik hristiyan mitolojisinde ;meleklerin beyaz tenli şeytanınsa siyah tenli olduğu varsayılarak hoş karşılanmaz.Ya da bir Avrupalı için sarı benizli olmak pek iyi birşey değildir.Çünkü hastalık belirtisi olarak görülür.Bu durum da yalnızca ırkçı bir estetik anlayışı ,bir ırktan insanın güzellik belirtilerini mutlaklaştırıp ,diğerlerine de nesnel olarak çirkin diyebilir.

       Bu anlayıştan farklı olarak güzellik anlayışı ulusal farklılıklar gösterebilir.Örneğin bir Türk için ya da bir İspanyol için nesneyirinde  güzel kılan etkenler birinde güzelliği işaret ederken diğerinde ise estetiksel açıdan olumsuz etki yaratabilir.İşte bu yüzden insan güzelliği göreceli olup,insan güzelliğini,somut görünüş biçimleri her zaman için,belirli ulusal, ırksal olarak koşullanmış ya da sınıfsallığa bağlı belirtilerikendinde taşır.Bu farklılaşma yalnızca toplumlar arasında kalmayıp çağlara da yansımıştır.İnsan güzelliğinin ilk sanatsal motiflerine bakıldığında,ki;özellikle kadın motiflerinde kadının cinsel anlamda belirtilmesiyle oluşmuş bir''ideal kadın''var.Yani koca bir karın,geniş kalçalar ve dolgun göğüsler...Kadının biyolojisi burda estetiksel bir alam kazanmakta ve dönemin insan idealinin taşıyıcısı durumuna geldiğini görüyoruz.

       Ataerkil döneme geçildiğinde dönem içinde öncelikle göze çarpan şey;dönem insanının yüzlerini bedenlerini çeşitli renklerde farklı çizgilerle boyamaları,farklı saç kesimleriyle kendilerine farklı-yeni bir tılsım yaratmaları-...Bu her ne kadar bizim için vahşiliğin bir işareti olsa da;onların bu görünüşlerinin altında ilkel insanın ''güzel anlayışı ''yansımaktaydı.Ulaşmak istedikleri mistik güce kendilerini benzetmek istemeleridir söz konusu olan.Yani en güzele...

       Bugüne baktığımız zamansa ortak olan belirli bir güzellik anlayışı-kalıplaşma-sözkonusudur.Bizlere sinamalarda,TV de sürekli olarak prototip olan güzel fikri empoze ediliyor.Bu prototip güzel kadınlar için 90-60-90 ölçülerine sahip ,sarı saçlı,mavi gözlü,uzun boylu,uzun bacaklı,kiraz (hatta silikon) dudaklıyken erkekler içinse;uzun boylu,kaslı,karakaşlı,kara gözlü,bakışlarından ödün vermeyenbir güzel...Hangi filmi izlesek,hangi kanalı açsak,hangi dergi kapağına baksak bu güzellerden bir tane çıkıyor karşımıza.Aslında hepimiz beğeniriz onları.Ama kaçımızın-mutlak güzel-bu kalıplar içindedir?

        İnsanın aşık olabilmesi için bu-kalıp güzel-i bulması mıdır şart olan?Aşk belkide bu kalıp güzelin yokedicisidir..işte aşkın büyüsüdür bu;onu ,diğerlerinin içinden çekip çıkarttırır ve gözlerimizi tüm o kalıplara kapattırır.Farklı güzellik anlayışlarında en belirgin olarak Erurumlu İbrahim Hakkı Efendi'nin 4eşine yazdıgı 1 mektupta 3.eşine seslenişi dikkatimi çekti...

''Ve izzetli,hürmetli,muhabbetli,hakikatli,hatırlı,gönüllü,hizmetli,sabırlı,ma'rifetli,akıllı,gayretli,şevkatli,güzel yüzlü,şirin sözlü,melek huylu,çelebi kollu,nazik elli,ince belli,şirin yıldızlı,has odalığım,oğlum annesi,gönlüm cananesi,inci danesi,hatunum ve küçük kadın Züheyla Hanım'' Vazgeçilmez güzellerden biridir Züheyla Hanım...

       Aşkın öncesinde,aşkın doğması içinkişinin öncelikle onu feth edicek olan güzellik kavramını mı aşkın nesnesinde bulması gerekir? Hepimizin bu konu üzerinde oluşmuş bir güzel ideası var.Ve o ideanın yansıdığı kişiyi bulduğumuz zaman düşüyoruz aşkın içine.O zaman aşk bir arayış.İçimizde imgesi oluşan sevilebilecek olan varlığın arayışı...

       Oluşturulan güzel idesi içinde o güzele ait duygusal yapı da eklenmiş midir?

       Biz oluşturduğumuz idea içinde ki varlığı bulduğumuzda severiz çünkü öncelikle o bizim yarattığımız güzeldir ve aşık olmuşuzdur.Peki bir varlık için öncede hiçbir düşünce üretmeksizin aşık omak ve onu sırf bu yüzden güzel diye nitelendirmemiz mümkün değil mi?Yani iplerin bizim elimizden çıkması (mantığımızın ürettiği güzel haricinde oluşması) ve duygularımızın eline geçmesi.Sevilen varlığı kabullenmek belki de bu,çünkü kendi yaratımızın dışında oluştu (güzel kavramını onda yakalamamızdan çok onda ki etkenleri güzel bulmamız) 

       İnsan her daim gelişen,değişen bir varlık olduğuna göre güzel kavramı kişide oluştuktan sonra daima sabit mi kalır yoksa o da değişir mi? Değişirse otutkulu,vazgeçilmez aşka ne olur?

      Siz onun vazgeçilmeziydiniz ama bugünse bir hiç...Hiç mi yaşamadık o vazgeçilmezlikler sonrası nefreti ya da unutulmalar sonrası o hiçlik duygusunu.Artık tapılası değildir onda ki güzellik.Buna karşın değişen sizin idealarınız mı yoksa o mu karar veremezsiniz.Ama idealarınız hükümlülüğünü sürdürseydi sizin üzerinizde,aşkınızın nesnesi her ne olursa olsun,her nekadar değişirse değişsin,göremezdiniz bunu.Çünkü gözleriniz aşkın demir halatlarıyla bağlı olacaktı...

       Ve tekrar gözlerinizi kendisine aşık eden gözlerine çevirecektiniz. Ve yeniden başlayacaktınız..                                                        .