Ümit Feyzioğlu   Suphi Koyuncuoğlu Lisesi    

 

SANATSAL SİYASETİN SİYASET SANATI

Yaratılan her şey yaratıcısının estetiğini ortaya koyuyorsa eğer,nesnelerin incelenmesi insanların da incelenmesidir.Çünkü insanları yalnızca tarihler ve kuramlarla inceleye- mezsiniz.Onun ne yaptığını,nasıl yaptığını ,neden yaptığını da bilmeniz gerekir.

  İnsanın sayılamayan zaman dilimlerinden günümüze kadar getirdiği belki en önemli etkinliktir sanat.Çünkü bugüne kadar yaşanmış ve bugün yaşanmakta olan tarih dönemlerinde sanat,insanın kendisini en özgür ifade ettiği (hatta bu da ayrı bir tartışma konusu olabilir.)içsel dünyasını en doğal haliyle yansıttığı ürün olmuştur. Tarihsel gelişimi içinde dinsel oligarşinin ağırlığını oldukça fazla hisseden insanoğlu sanatsal etkinliklerinin başlangıcında da dini öğeleri kaynak olarak kullanmıştır.Duygu ve düşüncesindeki dinsel öğeleri tanrı için yaptığı yapıtlarla ifade etmiştir.Böylece  tanrı ile arasındaki inanç bağını kendisine her zaman hissettiren somut ürünler ortaya çıkarmıştır.Tanrı için daha iyi ve güzelini yapma düşüncesi –toplumların bilgi birikimlerini farklılığına paralel olarak –ortaya konan ürünlerin estetik yanının doğmasına ve sanatsal nitelik kazanmasına neden olmuştur.Bu sanatsal etkinlikler tek yönde değil, dinin insan yaşamının her alanında yer almasına doğru orantılı olarak birçok alanda kendini göstermiştir.

Dinler arası farklılıkların doğal bir sonucu olarak ,sanat dalları da toplumun benimsediği  dine göre farklılıklar göstermiştir.Örneğin,Mısır’daki  piramitler,Eski Yunandaki tanrı heykelleri, hristiyan toplumlardaki kilise mimarisi ve müziği ve islam toplumlarındaki cami mimarisi ve ilahi.....farklı sanat dallarını kapsayan eserler olarak ortaya çıkmıştır.

.Başlangıçta insanın tanrısına ulaşma isteğinin bir ifadesi olan sanat eserleri –ki ilahilerde çok belirgin- ,insanlar üzerinde etkisini göstermiş ve zaman içinde dinsel oligarşinin    hükmediciliğinin sürekliliğini sağlamak için yapılan eserler konumuna gelmiştir.

  Topluma hakim mutlak din gücü,sanatın insanlar üzerindeki duygu ve fikir egemenliğini kullanmıştır.Böylece insanın tanrı için yaptığı her sanat eseri,tanrıya bağlılıktan öte tanrının cezalandırıcı ilahi gücünün insanlara ihtişamla  hatırlatılması ve insanların yüreğine ilahi korku salan mutlak din oligarşisinin toplum üzerindeki iktidarını sağlama alma ve koruma yöntemlerinden biri olmuştur.Dinsel iktidarın mistik dogmalarının acılarını çeken toplumlar,doğaya yönelmişler ve üzerinde yaşadıkları dünyayı bilim ve akıl ile inceleme yoluna gitmişlerdir.Ne yazık ki bu tarihi değişim bütün toplumlarda yaşanmamıştır.Bu da zaman içerisinde toplumların dünyaya olan bakış açılarında tezatlıklaların oluşmasına ve bugün devam eden asırlık evrim farklarının doğmasına neden olmuştur.Doğanın sırlarını çözmeye başlayan toplumlarda sanatın konusu büyük ölçüde doğa ve insan olurken,aynı toplumlar ekonomik sanayi üretimleriyle birlikte dünyanın dönmesini istedikleri ekseni kapitalizm olarak belirlemişlerdir.Kapitalizme uygun olarak da sömüren ve sömürülen toplumların kahramanlarının zavallılıkları kadar büyük savaşım ları başlamıştır.Bu savaşımda ekonomisi,bilimsel düşünce ve sosyal yapısı gelişensömürgeci toplumlarda belirgin bir olgusal sanat ihtiyacı ortaya çıkmıştır.Bu da özgün ve estetik sanatın ve bu sanatı yaratacak olan sanatçı kavramının değer kazanmasına neden olmuştur

Bu noktada sanat ve sanatçının misyonu üzerinde düşünmek gerekir.

İnsanın araç olarak kullandıklarının zaman içinde amaç haline dönüştüğü göz önüne alınırsa ,insan için düşüncesinin sanat için insan amacına dönüşmesi üzerinde düşünülmesi gerekir.

Bugün sanatın insanlar üzerindeki etkisi tartışılmazdır. Kitlelere ulaşmanın insan toplularını yönlendirmenin en etkili ve kolay yöntemlerinden biri sanattır.Bu nedenle sanat, egemen sınıflar ve toplumlar tarafından siyasi propagandanın ve siyasi öğretisinin estetik makyajla ortaya çıkan yüzü olmaktadır.Tarihsel süreç içersinde ve günümüzde sanatı kimin ve nasıl yönlendirdiği sorusunun yanıtı  ancak toplumsal evrimin son aşamasında bu makyajın temizlenmesiyle ortaya çıkacaktır. Sanatın iktidarı destekleme gücü, bir anda onun estetik haz verme işlevini görmezden gelerek sanatı siyasal savaş alanı haline getirmiştir.Sanatın bu gücü daha fazla ekonomik kar mı getirmeli yoksa daha fazla insan mı eğitmeli sorusunu ortaya çıkarır.Bu bağlamda sanatçı yaşadığı toplumun yapısına göre bir yön belirlemelidir.

Tüm toplumlarda sanat,toplumun gelişimi ve eğitilmesi açısından önemli rol oynar.Ancak geri kalmış tüketici toplumlarda nitelik açısından gerçek işleviyle kullanılmamak- maktadır.Çünkü sanat,geri kalmış toplumlarda önemli kar elde etme aracıdır.Bu iki ayrım noktasında sanatın toplumsal işlevini sanatçı belirler diye düşünsek de; kapitalist dünya sisteminde yaşayan sanatçı,sanatı kar için işleyen fabrika haline getirmektedir.

Böylece niteliksiz yapıda olan toplum için tüketilmek üzere niteliksiz eserler üretilir.

  Bu bağlamda Türkiye’deki sanat anlayışını incelemek yararlı olacaktır.Türkiye’de sanat yüklü miktarda kar getiren büyük bir ticarethane görünümündedir.Türkiye’nin sistemsel toplum yapısı sanatı sorgulayabilecek,üretilen eserin kalitesini ve değerini kavrayabilecek bilince ve bilgi birikimine sahip değildir.Hiçbir şeyi sorgulamayan toplumun sanatı nasıl sorgulayacağı yanıtını sistemin vermesi gereken bir sorudur.  Böylece üretilen sanat eserleri çabuk tüketilip çok kazandıracak cinstendir.Ve daha çok satma amacıyla yapılan sanat insanların duygularını sömürerek kar eder duruma gelmiştir.

Üretim ve tüketim çelişkilerinin ortaya çıkardığı toplumlar arası kutuplaşmalarda ekonomik sömürü kendini kültürel ve sanatsal anlamda da göstermiştir.Bu noktada evrensel sanat kavramı ortaya çıkar.Üretim açısından evrensel olan sanatın tüketim aşamasıda –sanatı hazmeden kültürlerin farklılığı göz önüne alınırsa –sanatın evrensel olması inandırıcılığını yitirmektedir.Evrensel sanat anlayışının önde gelen eserlerinin ekonomik üretkenlikte söz sahibi olan egemen kültürlere sahip olması düşündürücüdür.

Bu noktada kapitalizmin sadece ekonomik sömürüyle yetinmeyip top yekun sömürü anlayışıyla hareket ettiği ortaya çıkmaktadır.Sistemsel çelişkilerin yanı sıra kültürel ve sanatsal bunalımlarını da yaşayan geri toplumlarda evrensel sanat kavramıyla gelen eserler evrensel kapitalizmin sanata yansımasından başka bir şey değildir.Bu eserler tüketici geri toplum tarafından mutlak güzel olarak kabul edilerek kültür sanat sömürüsünde etkin rol oynamaktadır.

  Gerçek anlamda evrensel sanat ancak kendi kültüründe diyalektik gelişimi ve özgünlüğü sağlayabilmiş sınıfsız toplumlar arasında gerçekleşebilir.Eğitimsiz bilinçsiz ,akılcı düşünmeyen,üretmeyen  toplumların ekonomik sömürüsünün yanı sıra kültür sanat sömürüsü de çok kolaydır.Toplumlar arası istemden kaynaklanan üstünlük mücadelesi sınırlarının bu kadar genişlemesi insanlık ve gelecek açısından  acı ve utanç vericidir.

  Sanatın bile toplumlar arasında silah olarak kullanılması ,insanoğlunun kurduğu dünya düzenini bir kez daha sorgulatmıyor mu bize?.......