Felsefeciler Derneği
tarafından Ankara’da düzenlenen Felsefe Grubu Ders
Programları Çalıştayında Talim Terbiye Kurulunun
hazırladığı program taslakları incelenmiş ve yapılan
değerlendirmeler sonucunda üzerinde ortaklaşılan
konulardan hareketle aşağıda belirtilen hususların
kamuoyunun dikkatine sunulmasına karar verilmiştir:
-
Programlar
felsefe öğretmenlerinin, üniversitelerin ilgili
bölümlerinden uzmanların, eğitimle ilgili sivil
toplum örgütlerinin, veli ve öğrencilerin
görüşleri alınmadan hazırlanmıştır. Yeni
programların hazırlık çalışmalarının program
komisyonlarında yer alan akademisyenlerin görev
yaptığı Kayseri Erciyes Üniversitesi bünyesinde
yürütüldüğü görülmektedir. Bu üniversitede
felsefe bölümü yoktur ve program komisyonlarında
Felsefe, Mantık, Bilgi Kuramı ders konularında
uzman akademisyenler yer almamaktadır. Aynı
durum Psikoloji dersi için de geçerlidir.
-
Programlar
uygulanabilirliği dikkatle hesaplanmamış, dili
özensiz, imla yanlışlarıyla dolu, öğretmenleri
ve öğrencileri kırtasiyecilikle uğraştıran,
öğrencilerin düzeyini ilköğretim yaş grubuna
indiren bir yapıdadır.
-
Programda yoğun
bir biçimde dinsel ön kabüller söz konusudur ve
programın felsefeyi dinin emrine sokan bir
mantıkta hazırlandığı görülmektedir. Tek
yönlü-dinsel eksenli pek çok örtük mesaj
ünitelere serpiştirilmiştir. Diğer yandan
programda 1980’lerdeki Türk-İslam sentezi
modelinin ilkel bir versiyonu da göze
çarpmaktadır. Ders programının temelinde olduğu
iddia edilen yapılandırmacı eğitim yaklaşımı bu
haliyle felsefe dersinin muğlaklaştırılması,
ortadan kaldırılması, din ve ahlak bilgisi
dersine dönüştürülmesinin aracı durumundadır.
Felsefe Öğretimi
Programında kaynakça seçimi ideolojiktir; bilimsel
ölçütlere uymamaktadır. Kaynakçada felsefe
metinlerin ilk elden olmadığı görülmektedir. Görsel
malzemelerde kaynakça hataları ve metinlerde birçok
imla yanlışı sözkonusudur. Felsefe programında
filozofların ve felsefe metinlerinin yer almaması da
dikkat çekicidir. Felsefe dersinin temel kazanımı
olması gereken temellendirme, gerekçeli düşünme
programda yer almamaktadır, felsefi bir dilden
uzaktır ve böylece felsefe dersinin içeriği
boşaltılmıştır. Felsefe öğretim programı taslağı
yapılandırmacı öğrenme yaklaşımının genel
karakterine de aykırı olarak oluşturulmuştur.
Öğrenci merkezcilikten uzak yapısıyla bireyin
özgürce olanaklarını ortaya çıkarmaya yönelik
olmaktan çok onu dinsel kabüllerle bezenmiş bir
hedefe yöneltmeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla bu
haliyle kabul edilemez.
-
Psikoloji öğretim
programı taslağının, psikolojinin
pozitif-deneysel bir bilim olma özelliğini
ortadan kaldırdığı görülmektedir. Psikoloji
dersinin temel amacı psikoloji bilimini
tanıtmaktır. Program ise popüler kişisel gelişim
kitaplarını taklit etmektedir ama onların
düzeyine bile ulaşamamaktadır. Bilimsel dilden
uzaktır ve bilgi hatalarıyla doludur. Psikoloji
bilimini mutluluk aracı haline getirmek gibi
amaçlara yer verilmesi de bilimsellikten uzak
garip bir yaklaşımdır.
-
Sosyoloji
öğretim programının, sosyolojinin bilim
kimliğini ve metodolojisini tahrip ettiği
görülmektedir. Yeni bir misyon yüklenmiştir:
Otoriteye bağlı, verili koşulları sorgusuz
kabullenen tektip insan yetiştirme... “Milli
sosyoloji” vurgusu öne çıkmaktadır. Etkinlik
örneklerinde çelişkiler vardır. Anlamsız, saçma
uygulama örnekleri de çokça kullanılmıştır.
Diğer ders programlarda görüldüğü gibi, dinsel
yönlendirmeler sosyoloji programında da
mevcuttur.
-
Mantık dersi
programı nedensiz ve sistemsiz olarak
kısaltılmıştır. Kullanılan örnekler örtük
mesajlar içermektedir. Toplumsal ve bireysel
işlevleriyle ilgili anlamlı bağlar
kurulamamıştır.
Sonuç olarak, Felsefe
Grubu Ders Programlarını değiştirme girişiminin,
konunun uzmanlarının yer almadığı, öğretmen, öğrenci
ve velilerin katılmadığı, ihtiyaçların
belirlenmediği, toplumsal gerçekliğimize
uygunluğunun düşünülmediği, anti-demokratik,
anti-pedagojik ve bilimdışı boş bir çaba olarak
görüldüğü söylenebilir.
Felsefeciler
Derneği’nin girişimiyle 28-29-30 Mart 2008
tarihlerinde ülke çapında “I. Felsefe Öğretmenleri
Kongresi” düzenledik. Bu kongrede ülkenin değişik
yerlerinden öğretmenler ve akademisyenlerle birlikte
Felsefe Grubu Ders Programlarının nasıl
geliştirilebileceğini tartıştık, gelecek için somut
çalışmalar planladık ve sonuçlarımızı kamuoyuyla
paylaştık. Ancak bu kongrede dile getirilen
sorunlardan birinin ivedilikle yeniden ele
alınmasının zorunlu olduğu anlaşılmıştır: Kongreden
bugüne kadar geçen süre içinde, Milli Eğitim
Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın
felsefe grubu derslerinin programlarının
geliştirilmesi amacıyla çeşitli komisyonlar
oluşturarak yürürlükte olan ve geliştirilmesinin
gerekli olduğuna inandığımız programlara göre bile
açıkça yetersiz ve geri olan “Program ve Kılavuz”
taslakları hazırlatmış olduğuna ilişkin belgeler
ortaya çıkmıştır. Bu taslaklarda bilgi aktarımı ve
ders işleme yöntemlerine ilişkin pek çok ifade
önerilen felsefe ve sosyal bilimler derslerinin
nesnellikten uzak ve çağdaş bilgi ölçünlerine göre
geri olacağı izlenimini uyandırmaktadır. Bu konuyla
ilgili sorunları ivedilikle değerlendirmek üzere 20
– 21 Eylül 2008 tarihlerinde, felsefe grubu dersleri
öğretmenlerinin, çeşitli üniversitelerin felsefe,
sosyoloji ve psikoloji bölümlerinden
akademisyenlerin ve uzmanların katılımıyla “Felsefe
Grubu Ders Programları Çalıştayı”nı düzenlemeyi
kararlaştırdık. Bu çalıştaya Talim ve Terbiye Kurulu
Başkanlığının ilgili yetkililerini ve yukarıda
sözünü ettiğimiz taslakları hazırlayan
komisyonlarında görev almış olan kişileri de davet
ediyoruz.
Çalıştayımız
öncelikle program değişiklikleri çalışmalarına
ilgili branş öğretmenlerinin ve akademisyenlerin
etkin bir biçimde katılmalarına aracı olmayı
amaçlamaktadır. Taslakların içerikleri çok
sorunludur. Bunu felsefe program taslağından bazı
örnekler vererek açıklamaya çalışalım.
Taslakta felsefe
dersinin amaçları arasında sayılan “milli değerleri
özümsemek”, “özgürlük ve sınırlılık dengesini
korumak”, “saygılı ve hoşgörülü olmak” gibi
başlıklar, felsefe eğitiminin genel amaçları
arasında değildir. Bu maddeler felsefe eğitiminin
değil, ahlak bilgisi dersinin konusu olabilir.
Taslakta, kimi zaman
teolojik bir yönlendiricilik göze çarpmaktadır.
Sözgelimi, “varlıkların meydana gelişinde bir amaç
olup olmadığı” gibi bir konunun öğrenci tarafından
tartışılması ve şu sonuca varması beklenmektedir:
“Her varlığın meydana gelişinde bir amaç vardır.”
Bu, gerek bilimlerde gerekse felsefede terk edilmiş
bir görüş olan teleolojinin öğrenciye
benimsetilmeye çalışıldığı anlamına gelir.
Taslak “Evrensel
Anlamda Din İnsana Ne Kazandırır” ve “Evrensel
Anlamda Felsefe İnsana Ne Kazandırır” başlıklarıyla
din ve felsefenin karşılaştırıldığı bir tabloya yer
vermiştir. Bu tabloda dinin insana “huzur”,
“mutluluk”, “güven”, “manevi doygunluk”, “Tanrı
sevgisi” verdiği öğretilmektedir. Bu konunun bir
felsefe dersinin kapsamında ele alınması doğru
değildir.
Taslağın pek
çok yerinde din kültürü ve ahlak bilgisi ile milli
güvenlik gibi farklı derslerin konularına ilişkin
ifadelerle karşılaşılmaktadır: Öğrencinin” kişisel
ve sosyal değerlere önem vermesi”, “hem etik hem de
estetik değerleri, milli ve evrensel açıdan
yaşamıyla ilişkilendirmesi”, “merak, şüphe, saygılı
ve hoşgörülü olmayı yaşamına yansıtması”, “farklı
düşüncelere saygı duyması”, “milli değerleri
özümsemesi”, “eylemlerinde özgürlük ve sınırlılık
dengesini koruyabilmesi”, “milli değerleri koruyup
geliştirmesi”, “çevresiyle uyumlu olması”, “kültürel
ve sanatsal değerlerimizi, kişilik gelişiminin ve
toplumsallaşmanın bir aracı olarak görmesi”,”
ruhsal, ahlaki, sosyal
ve kültürel yönlerden gelişmesi”, “bağımsız ve güçlü
bir devletin vatandaşı olmanın anlam ve öneminin
farkına varması”, “dinin insana kazandırdığı bakış
açılarını fark etmesi”, “dinlerin bilime verdiği
önemi fark etmesi”, “ahlaklı ve erdemli olmanın
önemini kavraması”, “ödülü
düşünmeden sorumlulukları yerine getirmesi”,
“başkasında gördüğü
kötü şeyleri yapmaması”, “yüzyıllarca bir arada
yaşamı sağlayan inanç mozaiklerinin, bireye ve
topluma katkılarına din olgusunun etkisini bilmesi”
vb. istenmektedir.
Felsefe dersini
bitiren bir öğrenci “Felsefe bir sorgulama
biçimidir” sonucu dışında felsefeyle ilgili hiçbir
şey hatırlamayacaktır. Felsefe tarihinden, felsefe
sorunlarının ve özgün felsefi metinlerin
özelliklerinden, felsefi düşünme biçimlerinin neler
olduğundan habersiz kalacaktır. Ancak aklında, “Ben
kimim ve bu dünyada niçin varım?” sorusunun önemli
olduğu, “metafizik bir dünyanın var olduğu” “ahlaklı
olmak gerektiği”, “her görüşe saygı duymak
gerektiği”, “bizim devletlerimizin çok farklı
olduğu”; “farklı inançlara sahip olanların bir arada
mutlu yaşayabilecekleri ve Osmanlı’nın bunu
sağlayabildiği”, “devletin güçlü ve adil olması
gerektiği”, “geçmişimizin hoşgörüye dayandığı ve
dinimizin de bunu verdiği”; “Tanrının var olduğu ve
bunun kanıtlandığı”, “dinin güven, mutluluk, huzur,
sevgi vb verdiği” gibi genel olarak felsefeyle
ilgisi olmayan savlar ya da görüşler kalacaktır.
Bu andığımız
yönleriyle felsefe programı taslağı yönlendirici ve
bilimsellikten uzak görünmektedir. Söz konusu
taslaklara göre yapılabilecek müfredat
değişiklikleri çağdaş ve nesnel bir eğitim
anlayışına uygun değildir. “Felsefe Grubu Ders
Programları Çalıştayı” bu konudaki sorunları
irdeleyecektir.
Saygılarımızla,
Yaşar Küpeli
Felsefeciler Derneği
Yönetim Kurulu Başkanı