RENE DESCARTES
KRONOLOJİK YAŞAM ÖYKÜSÜ 1596, 31 Mart, Touraine, La Haye’de doğdu; aristokrat bir ailenin dördüncü çocuğuydu. 1606 Jesuitler’in 1604’te La Flëche’de açtıkları Kraliyet Kolejine gönderildi ve 1614’e dek orada eğitim gördü. 1614-16 Paris’te geçirdi ve zamanının çoğunu okul arkadaşı Mersenne ile birlikte matematik çalışmaya ayırdı. Ayrıca matematikçi Mydorge ile tanıştı. 1616 Kolej eğitimini bitirdikten sonra Poitiers Üniversitesine girerek tüze ‘derecesi’ aldı. Ama hiçbir zaman avukatlık yapmadı. O sıralarda toplumsal konumu olan bir insan genellikle ya kiliseye ya da orduya katılırdı. Descartes ikincisini seçti. 1617-29 Gezilerle geçirdiği ‘‘dünyanın kitabı’’ndan öğrenme dönemi; ilkin Hollanda’ya gitti 1618 Hollanda’yı
İspanyollardan kurtarmaya çalışan Protestan Orange Prensinin ordusuna
katılarak Hollanda’nın Birleşik İller (Nassau) Prensi Maurice’in
hizmetine girdi 1619 10 Kasım, güney Alman kenti Ulm yakınlarında sıcak bir odada kalırken daha sonra yaşamında dönüm noktası sayacağı düşünü gördü (bu ünlü düş yorgunluk, hazımsızlık, ateş gibi nedenlere bağlıdır ve onun için salt simgesel önemi vardır) 1621 Macar İmparatorluk ordusuna katıldı 1622 Fransa’da kaldı (Britanny ve Paris) 1623 Poitou’da annesinden ona kalan mülkü sattı (27,000 livre) ve geçimini güvence altına alacak düzenlemeler yaptı 1623-25 İtalya gezisi 1625 Paris’te Mersenne (kolejden arkadaşı) ile yeniden buluştu 1628 Kardinal Bérulle ile karşılaştı ve ondan yeteneklerini kullanması konusunda olanaklı en büyük moral desteği aldı (1629 ve 1630’da sırasıyla Franeker’de ve Leyden’de olgunluk (matrikülasyon) sınavlarını almasına karşın bir aristokrat için gereksiz gördüğü herhangi bir dereceyi almakla ilgilenmedi) 1628-49 Kendini yalıtmak için Fransa’yı terkederek Hollanda’ya yerleşti ve yoğun bir düşünme ve araştırma dönemine girdi. Kafa dinginliğine çok önem verdiği için, bu önlemi özellikle oradaki ilk kışı sırasında kağıda geçirilen Kurallar’ında sık sık yakındığı litterati ile, yarı-felsefeciler ile ilgili olarak almış olmalıdır. Başka bakımlardan kaygısı yoktu, ve bir tecim ülkesi olan Hollanda’da bir çöldeymiş gibi yaşadı. Orada Mersenne ile yazışmayı sürdürdü, Beeckman ile dostluğu ve ayrıca Mydorge, Hortensius, Huygens and Frans van Schooten (büyük) ile ilişkileri sürdü. 1629 Kurallar’ı yazıya geçirdi (1701’de basıldılar) 1633Le Mond’un taslağının tamamlandığı sırada Mersenne’den aldığı bir mektupta Galileo olayını öğrendi ve özgürlüğünü ve boş zamanını korumak için çalışmasını bastırmaktan vazgeçti 1635 Birlikte yaşadığı Hollandalı hizmetçisinden (Helen) bir kızı oldu 1637 Söylem Fransızca’da anonim olarak yayımlandı 1640 Çok sevdiği kızını beş yaşında yitirdi; acısının çok derin ve yıkıcı olmuş olduğu söylenir; Meditasyonlar yayımlandı (çalışma yedi yıl sonra Fransızca’ya çevrildi) 1642 Ateizm ile suçlandı; Utrecht yerel yetkeleri tarafından mahkum edildi 1643 Bir kez daha mahkum edildi; Prenses Elizabeth ile karşılaştı ve aralarında kurulan dostluk geometriden politik bilime, tıptan metafiziğe dek çeşitli konuları tartıştıkları mektuplarla sürdü (Prensesten parasal destek almadı; aslında Prensesin böyle bir olanağı da yoktu) 1644Felsefenin İlkeleri Amsterdam’da yayımlandı (Elizabeth’e adanmıştır) 1645 Utrecht üniversitesi ‘nötral sansür’ uyguladı (yandaş ya da karşıt tüm yorumlar yasaklandı) 1647 Aynı şey Leyden’de uygulandı; Felsefenin İlkeleri Fransızca’ya çevrildi; Paris’e gitti ve Pascal ile buluştu; İsveç kraliçesi Kristina Descartes’ın kitaplarını okumaya başladı 1648 Bir kez daha Paris’e gitti ve Gassendi, Hobbes ve ölmek üzere olan Mersenne ile görüştü; bir yurtluk ve yıllık gelir teklifini (Montmor’dan) yine özerklik kaygısıyla kabul etmedi 1649Ruhun Tutkuları yayımlandı Kasım ayında İsveç kraliçesi Kristina’nın
çağrısı üzerine ‘‘kışın insanların düşüncelerini donduran’’
Stokholme’e, ‘‘kayalar ve buzlar arasındaki ayıların ülkesi’’ne
gitti
|
“MUTLU
YAŞAMAK İÇİN SAKLI YAŞAYACAKSIN"
René Descartes,
1596’da dünyaya gelir. Ardından annesini yitirir. Her tür bilgiye aşırı
tutkusu nedeniyle geleceği sezen babası ona hep “benim küçük
filozofum”der.
Cizvit Koleji’nde klasik edebiyat ve
felsefe öğreniminden sonra fizik, ve metafizik, matematik, geometri ve
cebir çalışmalarını ilerletir. Ama ders kitapları onu sıkar. Uçarı
bir hayat yaşamaya başlar. Paris’teki çoğu umarsız delikanlı gibi
düşkünlükle kumar oynar, hanımefendilerle ve fahişelerle aşk serüvenleri
olur,bazı kalıcı arkadaşlıklar da kurar. Hepsinden sıkılınca, yalnızlığa
sığınır.
Genç René, eski alem arkadaşları
onu boşuna ararlarken o mutluluk veren inziva yerinde matematik çalışır.
Arkadaşları yerini keşfettikleri zaman, tensel hazlardan zevk almaktan
çok zihnini geliştirmekle ilgilenen, değişmiş bir adam bulurlar. Artık
yirmi bir yaşındadır.
Daha sonra dünyayı görmeye karar
verir ve yapabildiği kadar çok seyahat eder. Descartes, yalnız bir
yolcu için hala tehlikeli olan Avrupa’yı güvenle dolaşabilmek için
ordulara katılır. Bu gezileri sırasında savaşmaz notlar alır,düşünür.
Ordu onun için sıkıcı ayrıntıların halledildiği bir seyahat
acentesidir.
Gezileri sırasında düşüncelerini
olgunlaştıran Descartes, Paris’e inzivaya çekilmek üzere geri gelir.
Descartes, düşünmek için gerekli olan fiziksel enerjiyi harcamamak için
etkin bir yol olan yatakta uzanmayı çok sever. Günde on iki saati
yatakta geçirmek onun alışkanlığıydı, bunun iki ila dört saatinde
düşünür ve yazardı. Yaklaşık yirmi yedi yılını yatakta geçirdiği
söylenebilir. Yani ömrünün yarısını.
Descartes, otuz üç yaşında, yirmi yıl
yaşayacağı, bulunmamak için tam yirmi dört kez ev değiştireceği ılımlı
iklimi olan Hollanda’ya yerleşecek ve kırsal kesimde münzevi bir
hayat yaşayacaktır. O, ne insanlardan kaçan ne de melankolik biridir;
ama yalnızlığını ve özel yaşamı sever, böyle yaşamaktan mutlu ve
hoşnut olurdu. Resmi olmayan sohbetli toplantılar dışında,
Descartes’in polemiklere ömrü boyunca hep yazarak katılması tuhaftır.
O, hiç konferans vermedi; arkadaşları arasında konuşmayı ya da
onlara mektup yazmayı yeğledi. Descartes birçok sarayda gözdeydi. Hoş,
kibar, çağdaş, alçakgönüllü,dönemin kral ya da kraliçelerinin
saray çevrelerinde bulunmasından çoklukla hoşlandıkları türden bir
filozoftu.
İsveçli kraliçe Christina,
Descartes’in çalışmalarını öğrenir ve onu davet eder.Descartes önce
kabul etmez sonra ısrarlara dayanamaz dört haftalık bir yolculuktan
sonra Stokolm’e varır.
Christina Descartes’in hep orada
kalmasını ister fakat Descartes tereddüt eder bu onun dünyası değildir.
Kraliçe Christina, filozofun her gün sabahın beşinde karlı
sokaklardan, dondurucu soğuk bir havada geçerek kendisiyle toplantı
yapmasını istemektedir. Descartes hastalanan arkadaşına bakmak için
uykusuz kalmakta (hayatı boyunca günde oniki saatini yatakta geçiren
Descartes) aynı zamanda kraliçenin sadist
isteğine boyun eğerek toplantılara gitmektedir. Bu koşullara
daha fazla dayanamaz Descartes ve akciğer iltihabı olur.
Doktorlar çağırtılır,can düşmanı
bir doktor gelir. Dehşete kapılan Descartes her türlü tedaviyi
reddeder özellikle kan alma işlemini. Sürekli itirazlarına karşın
iki kez bolca kan alınır. Doktorlara boşuna yalvarır;” Baylar, Fransız
kanını koruyun” Ama artık çok geçtir.
Şarlatan hekimler ve uyuşturuculara
karşı olan Descartes ömrü boyunca kendi doktoru olmuştur. Sağlığını
zihin huzuru üzerine kurmuştu. Altın kuralının “kader yerine kendi
kendime egemen olmaya çalışmak ve dünya düzenini değiştirmekten çok
kendi isteklerimi değiştirmek” olduğunu söylemişti.
Çevresindekiler, istediği gibi bir
Hristiyan filozof olarak ölmesine yardım ederler. İstemeden katili olan
İsveç Kraliçesi’ne ders vermeye kalktığı saatte, sabahın dördünde
arkadaşının ve pederin kollarında can verir. Yıl 1650 Şubat’ın
11’i.
Descartes elli üç yaşında ölür.
Sağlığında yayınladığı dört eser ölümsüz olmasına yeter. Bugün
felsefe üzerine konuşan pek çok kişi Fransa’nın dünyaya kazandırdığı
filozofların en çağdaş ve en nazik olanının gölgesinde oturuyorlar;
dünün ve bugünün dünyasında alçak sesle düşünüp yüksek sesle
konuşanlara bile, yüksek sesle düşünüp alçak sesle konuşmayı öğreten
adamın gölgesinde. Kaynak:
Felsefe Öyküleri (Dilruba Demirbüker'e teşekkürler)
|