(SERTAÇ KAPTAN'A TEŞEKKÜRLER  )   

Frankfurt Okulu

1923 yılında  Marxizme, mevcut sosyoloji kuramlarına, geleneksel bilim felsefesi anlayışına bir tepki olarak doğan Frankfurt Okulunun temel savları kurucuları  Thedor W.Adorno, Herbert Marcuse, Max Horkheimer ve ilerleyen  yıllardaki  en önemli temsilcisi Jürgen Habermas  tarafından belirlenmiştir.

Okulun ortaya çıkışında,Batı Avrupada'ki sol işçi sınıfı hareketlerinin I. Dünya Savaşı'nı takip eden yıllardaki ağır yenilgisi,Avrupadaki sol hareketlerin Moskova'nın denetimi altına giren hareketler şeklinde gelişmesi Rus Devriminin Stalinizm'e dönüşmesi ve nihayet Faşizm ve Nazizm'in yükselişi etkili olmuştur.

Frankfurt okulu düşünürleri,yaptıkları eleştirilerinde ve karşılaştıkları problemlerde Freud ve Weber gibi düşünürlerin düşünce ve kuramlarından faydalanarak Marxist toplum kuramını varoluşçuluk ve psikanalizle yeniden kurma çabasına girmişlerdir. Özellikle Marxizmden etkilenmiş olan Frankfurt Okulu Hegel’in diyalektiği ve Marxın idealistliğinden esinlenmekle birlikte genel olarak Marxist bir çerçeve içinde kalmıştır.Ne var ki Marx’ın yaptığı eleştirilerden çok onun eleştiri yöntemini benimsemiş olan Frankfurt Okulu, György Lukacs’ın, Marx’ın, kendi eleştirel yönteminin , öğretisinin içeriğinden  daha çok önem taşıdığı görüşünden etkilenmiştir. Yani Frankfurt okulu düşünürleri Marx’ın ekonomi politiğe yaptığı katkıyı önemsemekle birlikte bu katkının günümüz toplumlarını anlamada yetersiz kaldığını söylemişlerdir.Bu şekilde Marx’ın eleştiri yöntemini temel alan bir "eleştirel kuram" geliştirmişlerdir.

Bu anlayış doğrultusunda  okulun ilk önemli icraatı, eleştirinin öncelikle özeleştiri şeklinde gerçekleşmesi gerektiği inancı ile felsefelerinin gereği olarak ortaya çıkan otokritik olmuştur.Marx’ın yaşadığı dönemde yaptığı  eleştirilerin  günümüzde geçerli olmadığını ve bu yüzden kuramın çağdaş koşulların ışığı altında  yeniden yapılandırılması gereğinin ortaya çıktığını söyleyen Frankfurt  Okulu düşünürleri,  buna bağlı olarak ekonomik determinizmi, ekonomizm ve kaba maddeciliği şiddetle eleştirmişlerdir. Marx ve Engels’in Owen,S.Simon ve Fourrier gibi ütopik sosyalistlerin düşüncelerine yaptıkları eleştirilerin çok ikircikli olduğunu ve daha sonraki Marxist düşünürlerin ütopik sosyalistleri toptan mahkum etmesinin büyük bir hata olduğunu belirten Frankfurt Okulu düşünürleri gerçek bir eleştirel  kuramın,toplumsal düzenin ihmal ettiği insanın gizli kalmış potansiyellerini ortaya çıkarması gerektiğini savunmuşlardır.

Tüm kapalı sistemleri  eleştiri yoluyla çözmeyi amaçlayan eleştirel kuramcılar,baskıcı sistemlere ilişkin analizin tahakküm ve baskının kökleri konusunda uyanışa yol açacağını, ideolojileri geriletip bilinçlenmeyi hızlandıracağını savunmuştur.Kapitalizmin oldukça hızlı ve temelli değişiminden dolayı,Marx’ın 19. yy. kapitalizm eleştirisinin çerçevesi içinde kalmanın olanaksızlığını savunmuşlardır.Bu düşünce ile günümüz ileri kapitalizmini analiz edip eleştiri süzgecinden geçiren Frankfurt Okulu düşünürleri, genel görüşlerine uygun bir epistemoloji geliştirerek bilginin tarihsel olarak koşullandığı görüşünü korurken,diğer yandan da bu bilgiye ilişkin doğruluk iddialarının toplumsal veya sınıfsal çıkarlardan bağımsız olarak rasyonel bir biçimde değerlendirilebileceğini ileri sürmüşlerdir. Onlara göre günümüz kapitalizmi,ağır şartlar altında çalıştırdığı insanları denetim altında tutup,reaksiyon gösterme ve başkaldırma ihtimaline karşı bilgiyi ve popüler kültür öğelerini manipüle etmek suretiyle varlığını devam ettirmektedir.Frankfurt okulu düşünürleri bu  durumu kültür endüstrisi olarak adlandırmıştır.Buna göre kültür endüstrisinin  öncelikli amacının bireyin kapitalizmi benimsemesini kolaylaştırmaktır. Yine kültür endüstrisinin olumlayıcı kültürü,günlük yaşamın sorumluluğundan, ağır ve sıkıcı işlerinden  çok az bir çaba ile geçici bir kaçış sağlayarak oyalanma ve zihinsel uzaklaşma yaratır.Sistem,ağır şartlar altında yaşamaktan bunalan toplumu bu durumdan kurtarmak için görsel,işitsel ve yazılı medya organlarını kötüye kullanarak onları yalancı bir rahatlama ve uyumaya durumuna sokar ve insanlar geçici olarak sorunlarından uzaklaşır.Frankfurt Okulu düşünürlerine göre kültür endüstrisinin sunduğu kaçış gerçek bir kaçış değildir.Zira onun sağladığı kaçış ve dinlenme,insanları yalnızca yaşamlarındaki temel baskılardan uzaklaştırmaya ve çalışma azimlerini yeniden yaratmaya hizmet eder. Durum böyle olunca kapitalizm, bu manipülasyonu meşru kılacak veya en azından gizleyecek bir maskeye ihtiyaç duymaktadır; işte günümüz sosyolojileri bunu yapmaktadır.Fonksiyonalizm ve benzeri günümüz sosyoloji kuramları kapitalizmin bu hilesi sonucunda asıl işlevini yitirmiş;sisteme yardımcı bir araç konumuna getirilmiştir. Bu yüzden bu sosyolojileri şiddetli bir şekilde eleştiren okulun düşünürlerine göre sosyolojinin gerçek işlevi sistemdeki boşlukları, kurumlar ve teoriler arasındaki çelişkileri ortaya çıkarmak, toplumsal çıkarların ve çelişkilerin düşüncede nasıl ifade edildiği ve baskı sistemlerinde nasıl üretildiğiyle ilgilenmek olmalıdır.

Eleştirel kuramcıların diğer eleştirdikleri bir nokta ise modern toplumdur.Onlara göre bilgilerimizin ve ortak insani yönlerimizin kaynağı hepimizin akılcı varlıklar olmamıza bağlıdır.Hegel bu düşünceyi "gerçek olan akılcıdır" şeklinde ifade etmişti.Eleştirel kuramın Hegel'in bu düşüncesinden istifade ettiğini söylemek mümkündür.Bu temel üzerinden akılcı bir toplum modeli çıkarmak mümkündür.İnsan olmamız nedeniyle hepimiz akılla düşünme özelliğine  ya da potansiyeline sahibiz. Dolayısıyla akılcı toplum,içinde yaşadığımız çevre koşullarını oluşturup dönüştürme sürecine hepimizin katıldığı bir toplumdur.Bu da bizim elimize şu anda varolan toplumları eleştirebilmemizi sağlayan standart bir ölçü verecektir.Aynı bakış açısıyla,bazı grupları iktisadi ve siyasi sürece katılmaktan alıkoyan ya da yine bazı grupları sistematik bir şekilde güçsüzleştiren toplumun akıldışı bir toplum olacağı rahatlıkla söylenebilir.Frankfurt Okulu'nun yakın zamandaki en büyük temsilcisi olan Habermas'ın çalışmalarında ise farklı bir model görülmektedir.Habermas bizim akılcı niteliklere sahip olmamızdan değil,hepimizin bir dil kullanıyor olmamızdan yola çıkmaktadır.Onun ütopyası, herkesin bilgilere eşit olarak sahip olabileceği  ve kamusal tartışmalara katılabileceği "ideal bir söz durumu" dur.Habermas sistematik bir toplum kuramı oluşturma arzusu  taşıması ve araçsal düşünceye kendi şemasında uygun bir yer bulma isteğiyle ilk kuşak eleştirel  kuramcılardan ayrılır.Habermas gerçekten araçsal aklı sahici bir düzleme yerleştirir ve psikanalizi bir "kurtarıcı bilim"  modeli olarak kullanılır.Knowledge and Human Interests'de (1968) , insanların ortaklaşa sahip oldukları üç bilişsel ilgi saptamıştır: Çevremiz tanır ve denetlemeye çalışırken duyduğumuz ve böylece bizi ampirik bilimlere yönelten teknik ilgi ; birbirimizi anlayıp birlikte çalışabilmemiz için ihtiyaç duyduğumuz ve bizi yorumbilimsel bilimlere yönelten pratik ilgi; anlama ve iletişim kurma çabalarımızda kendimizi çarpıtmalardan  kurtarma arzumuzu yansıtan ve bizi psikanaliz gibi eleştirel bilimlere yönelten kurtarıcı ilgi.  

      Habermas'ın ideali ,geleneksel eleştirel kuramda görüldüğü gibi akılcı bir toplum nosyonuna değil,ideal söz durumu kavramına dayalıdır. Hepimizin birlikte yaşayıp çalışarak semboller kullanan hayvanlar olmamız , iletişimin özgür olduğu ve toplumsal eşitsizlikler,dış baskılar ya da içsel bastırmalar gibi etkenlerle çarpıtılmadığı bir ideal duruma işaret eder. 

Frankfurt Okulu düşünürleri ayrıca kültür ve modernizmle ilgili problemler üzerinde yoğunlaşmış ve bu bağlamda,kapitalist toplumun temel ilkesi olan araçsal akılcılığa karşı tavır almışlardır.Modern toplumda, bürokrasi ve örgütlülüğünün yayılması sonucu,araçsal aklın eşdeyişle toplumsal yaşamın,araçları,önceden belirlenmiş hedefler doğrultusunda verimli olarak kullanmaya yönelik ilginin yayılması suretiyle daha çok rasyonelleştiğini dile getiren Frankfurt Okulu düşünürleri,ekonominin değil de kültürün önemini vurgulamış ve müzik,edebiyat ve estetik alanında önemli çalışmalar yapmışlardır. Frankfurt Okulu düşünürlerine göre eleştirel kuram Aydınlanma biliminin tek yanlı akılcılığının sınırlı kaynaklarından daha fazlasına ihtiyaç duyar;sanata ütopik düşünceye fantezi ve imgeleme işte bunun için,yani insanın bastırılmış güçlerinin,varolan toplumsal düzen tarafından ihmal edilmiş potansiyellerinin su yüzüne çıkarılması için ihtiyaç vardır.

Eleştirel kuramcılara göre Marx’ın eleştirel yönteminin en iyi uygulamalarından biri,Marx’ın kendisinin klasik ekonomi politiğe yönelik eleştirisidir.Buna göre A.Smith ve Richardo’nun kapitalizmi sanki doğal bir sistemmiş gibi tasvir etmelerine karşın,onların kapitalizmi toplumsal ve tarihsel olarak zorunlu olarak değil de olumsal bir üretim tarzı olmasından dolayı yanlış bir özü betimlediğini savunan ekonomi politik eleştirisi eleştirel kuramcılarda,daha çok pozitivizme ilişkin genel bir eleştiri için bir model olarak alınmıştır.

Eleştirel kuramcılar içinde pozitivizme ilk tepki, kuramın mima              rlarından olan Horkheimer'den gelmiştir.Onun eleştirisi daha çok mantıkçı pozitivistleri hedef alır mahiyettedir. Horkheimer, bilginin kaynağı olarak bireyin duyumlarını ölçüt almaları,mantığı matematikle özdeşleştirmeleri,tüm gerçek bilgilerin bilimsel matematiksel kavramsallaştırmanın koşullarına uygun olması gerektiğini savunmaları ve bundan dolayı karşı çıkıp reddettikleri metafizikten hiç de geri kalmayan başka bir metafiziğe teslim olduklarının farkında olmamaları gibi nedenlerden ötürü mantıkçı pozitivistleri şiddetle eleştirmiştir.Herşeyden kötüsü de pozitivistlerin kendilerini olgular ve değerleri birbirinden ayrı tutmayı başarmış gibi göstermeleri oluşuydu.Horkheimer'e göre pozitivizm kendi üzerinde düşünemeyişi, kendi felsefesinin gerek ahlak gersekse epistemoloji alanındaki sonuçları kavrayamayışı nedeniyle yoksul bir felsefedir.

      Horkheimer,1937 de yayımlanan iki denemesinde pozitivizmi sistematik olarak kritik etmiş ve neticede Frankfurt Okulu'nun pozitivizme yönelik genel görüşlerini oluşturmuştur,buna göre;

   *Pozitivizm, çok yönlü ve etkin bir varlık olan insana mekanik ve determinist bir çerçeve içinde sanki çıplak olgular ve nesneler olarak yaklaşır. 

   *Pozitivizm dışsal dünyadaki nesneleri göründüğü biçimiyle                                algılayarak, öz ve şekil arasında bir ayırım yapamamıştır.

   *Pozitivizm olgu ve değer arasında kesin bir çizgi koyarak bilgiyi insan duygularından arındırır.

      Horkheimer tarafından ortaya konulan ve genel çerçevesi oluşturulan pozitivizmin eleştirileri daha sonra okulun en önemli düşünürlerinden Habermas tarafından geliştirilmiştir.Bu konudaki eleştirel görüşlerine "Knowledge and Human Interests" adlı çalışmasında yer veren Habermas'a göre, pozitivizmin en büyük yanılgısı kendini belirli bir amaca yönelik belirli bir bilgi türü olarak görüp bilgiyi tekeline almasıdır.Oysa ki pozitivizm ancak yöneldiği amacın farkına vardığı zaman kendisini belirli bir bilgi olarak tanımlayabilir.Pozitivizmin kendisini tanıması ise ancak yadsıdığı kavram ve kategorileri kullanmasıyla mümkündür.Habermas'a göre pozitivizm toplumsal bilimlerde toplumlara yön verme bilincinin oluşturulması gereksinimiyle ortaya çıkmış,işlevini yerine getirmiş ve artık bugün bir fonksiyonu kalmamıştır.

     Bu çerçevede pozitivisti empirik bilim anlayışını uygun,yeterli ve doğru bir bilim görüşü olarak gören ve her tür bilginin doğa bilimleriyle  özde aynı bilişsel yapıya sahip olması gerektiğini savunan kişi olarak tanımlayan eleştirel kuramcılar, doğa bilimlerinin insana ve insanla doğrudan ilgili olan konulara uygulanmasına şiddetle karşı çıkmışlar ve bunun insanın potansiyel güçleriyle özgürlüğünün yadsınmasından başka bir şey olmadığını öne sürmüşlerdir.

     Pozitivizme ilişkin sözkonusu eleştiri,Eleştirel kuramcılar tarafından ayrıca Marx’ın düşüncelerinin pozitivist bir yaklaşımla fosilleştirilmesi işlemine de yöneltilmiştir.Buna göre Eleştirel kuramcılar determinist bir toplumbilimin kapitalizmin temel yasalarını saptayacağı ve onun gelecekteki çöküşünü tahmin edebileceği anlayışının Doğudaki Stalinizm ve Batıdaki Stalinizm’e sadık komünist partilerin büyük yanlışlarının en önemli kaynağı olduğu şeklindeki sert ve ağır eleştiriyi çekinmeden yapmışlardır.

     Yani Frankfurt Okulu düşünürlerine göre tarihsel maddeciliğin bilimsel statüsü ya da pozitivizm kaynaklı bilimsellik iddiası,parti liderleriyle entelektüellerini eleştiriden korumuştur.Kuramın sözde bilimselliği,ahlaki  ya da siyasi konuları kuramsal ya da teknik uzmanlıklarla ilgili konulara dönüştürmek suretiyle,Bolşevik Partinin demokratik merkeziyetçiliğini haklı kılmıştır.Kararlar sıradan işçiler ya da köylüler tarafından değil de,Marxist kuramı çok ayrıntılı olarak ve derinlemesine bilenler tarafından alınmalıdır.Şu halde Sovyet Marxizm’ndeki bürokratik otoriteryanizmi doğuran şey Frankfurt Okulu düşünürlerine göre Marx’ın kendisi değil de,daha çok pozitivizmin kendisidir.

     Aydınlanma ve modernliğe ilişkin değerlendirme ve eleştirilerinde çok büyük ölçüde ünlü sosyolog Weber’in toplumun rasyonalizasyonuyla ilgili görüşlerine dayanan eleştirel kuramcılar,aynı bağlamda bürokrasi ve kapitalizmin tek yanlı bir akılcılığı;araçsal akılcılığı temsil ettiğini öne sürmüşlerdir.Eleştirel kuramcılara göre, bürokrasi ve kapitalizm, toplumu, saptanmış olan belirli amaçlara en iyi ve sağlam biçimde ulaşma olanağı verecek araçların seçimiyle ilgilenen formel akılcılık açısında rasyonalize eder ve toplumun bu açıdan rasyonalizasyonu eleştirel kuramın savunucularına göre bir takım irrasyonel sonuçların ortaya çıkışını engellemez.

Frankfurt Okulu,tüm bu düşünceleri nedeniyle,yani klasik Marxsizmi,ekonomik determinizmini eleştirmek suretiyle,    dönüşüme uğrattığı, marxsist kuramdaki kimi boşlukları sosyoloji ve psikolojiden aldığı ödünç bir takım öğelerle kapattığı ve nihayet kapitalist toplumda, işçi sınıfının mücadelesi yoluyla gelişecek devrimsel bir değişim olanağını yadsıdığı için,revizyonist bir hareket olarak görülür.

Bu açıdan ele alındığında,özet olarak eleştirel kuramın esas hedefinin araçsal akılcılığın, özellikle de doğa bilimlerinin gerçek bilginin tek geçerli türü olma iddiası olduğunu söyleyebiliriz.Bundan dolayı,eleştirel kuram bilimin ve kapitalizmin rasyonel temellerine ilişkin bir eleştiri ve incelemedir.

KAYNAKÇA VE ALINTILAR:

*BOTTOMORE,Tom (1994) FRANKFURT OKULU   Vadi Yayınları

*URRY,J KEAT,R (1994) BİLİM OLARAK SOSYAL TEORİ  İmge Yayınları

*CEVİZCİ,Ahmet    FELSEFE SÖZLÜĞÜ    Ekin Yayınları

*MARSHALL,Gordon  SOSYOLOJİ SÖZLÜĞÜ  Bilim ve Sanat Yayınları

*BOZKURT,Necati  20. yy.DÜŞÜNCE AKIMLARI  Sarmal Yayınları