FELSEFE EĞİTİMİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ  /  Alkım SEVEN

   Eğitim,genelde,öğretenlerle öğrenenler arasındaki ilişki olarak tanımlanabilir.Bu tanım gereğince öğretmek öğrenmeyle iç içedir.Öğrenmeye ve öğrenciliğe değer vermeyen yerlerde,eğitim de ister istemez aksar.Bu nedenle ister yuvalarda,ister ilkokullarda,ister üniversitelerde olsun görev yapmakta olan bütün öğreticilerin,kendilerini aynı zamanda bir öğrenci olarak duyumsamaları,eğitim ve öğretimin başarı koşullarındandır.Zaten hangi konuda olursa olsun kendini araştırmaya ,bilmeye,incelemeye vermiş olan kişi,öğrenme merakıyla aktarma isteğini bir arada içinde taşır.Bu merak ve isteğin köreldiği durumlarda öğrenmekde öğretmekte anlamını yitirir.Bilgi,sırf aydınlatıcı ,ilerletici,geliştirici değil,ezici ve bastırıcı bir güçte olduğundan,kimi zaman,öğrencilik öğreticiliğin altında yer almış gibi görünür.Yapabildiklerimizi daha iyi yapmanın anahtarı olan bilgi gücünün nezaman yapıcı ne zaman yıkıcı olduğunu saptayabilmek,eğitimin içinde yer alan kişilerin ödevleri arasında yer alır.İçinde yer aldığı eğitimi sorgulayıp,sonuçta bu eğitimi nasıl dönüştüreceğini düşünenler için önemli olan sahip oldukları bilgi gücünü hangi doğrultuda kullandıklarını görebilmektir.

   Eğitim içinde yer alanların,bilgilerini üstünlük ve egemenlik kurma amacı olarak kullandığı bir ortamda,ezberleme ve bilgiyi sakınma söz konusudur.Oysa eğitimin amacı bilgiyi sakınmaktan çok yaymak;depolamakla yetinmeyip benimsemek,yalnızca ezberlemekle kalmayıp yaşamın içine işlemek,bilgiyi yaşamaktır.ezberlemekten çok,değişimleri kavrayabilmek,alışılmış kalıpların dışına çıkabilmek,bilgileri çeşitli noktalarda bağlantılandırmak,onları birbiriyle karşılaştırmak,bu bağlantıları yaşamdada gözlemleyebilmek önem kazanır.Böyle bir eğitimin sonucunda,tek tek kişilerde olduğu gibi toplumun genelindede insanlar,daha iyi ve daha insanca yaşamanın olanaklarını araştırmaya ve bulduklarınıda gerçekleştirmeye çalışacaktır.

   Söz konusu felsefe olduğundaysa,diğer öğrenimler gibi,felsefenin de ezberin dışına çıkması gerekir.Çünkü, düşünceleri üretip tüketmek,bilinen kalıpların,alışılmışlığın dolayısıyla ezberleme olanaklarının dışına çıkmakla gerçekleştirilir.Bu nedenle felsefe kimi düşünürlerce örneğin fenomenologlarca hayrete kapılan kişinin tavrı olarak belirlenmiştir.Yaşamın içindeki alışılmışlığın dışına çıkarak soruşturmak,şaşıp kalmayı gerektirir.Kanıksayarak bakan gözler bir çok değişkliği algılamadan geçip giderler,oysa şaşarak bakan biri neler olup bittiğini anlamak için bakar.

   Anlamak,anlam yüklemek,anlamlandırmak felsefenin sıkça başvurduğu kavramlar;bunlar yüzeyselliğin görünüşte olanın yada ola gelenin darlığını aşıp derinlemesine,içten bir kavrayışı dile getirir.

   Felsefe yöntemlerinin ve bilgisinin olabildiğince çok kişiye ulaştırılması önemlidir.Bu yayılmanın temel amacı dildir.Felsefede de diyaloğun,tartışmanın,konuşmanın dikkate değer bir yeri var. Felsefe dilinin dolambaçlı bir anlamaya yol açması,hatta kimi zaman anlaşılmaz bir hale bürünmesi,felsefeye duyulan ilgiyi azaltır.Eğitim ve öğretim büyük bir ölçüde dille gerçekleşir;inceleme ve araştırmaların başlangıcından beri ortaya konmuş olan belirlemelerin birikimi

,kendi dilimiz ya da başka diller aracılıyla aktarılır.Bu aktarmada tek tek sözcüklerden çok,anlamın dile getirilmesi önem taşır.Zaten bu nedenle bazı felsefe kavramlarına kendi dilimizde bir isim bulmaktan çok anlamlarını kendi dilimizde açıklamaya çalışırız.Önemli olan idea,entelekhia,monad ,logos gibi kavramlara birer karşılık bulmaktan çok,onların anlam yükünü kendi dilimizle,kendi yaşadığımız ana aktarabilmektir.

   Ayrıca felsefe eğitiminde öğrencilere,düşüncelerin zincirlenişinde başkalarının gitmiş olduğu yolu göstermenin yanı sıra,onların kendi düşüncelerini,değerlerini ve anlamlarını oluşturmalarına fırsat tanınmalıdır.Yani bu konuda Bizlere düşüncede özgür,hayalde sınır koymamaları gerekiyor.Çünkü felsefe ancak bu yolla ilerleyebilir.Şunuda unutmayalım ki başkasının izinde yürüyen asla iz bırakamaz.