ADEMLER
VE HAVVALAR
Benam YÜKSEL
İzmir Anadolu
Öğretmen Lisesi
İnsanlar
seçemedikleri bir noktadan başlarlar hayata… Hiçbir
insana hiçbir konuda seçim hakkı sunulmaz. Ve bu
dünyaya doğabilmek için geldiğimiz yerde ölürüz.Daha
sonra ölümün için yas tutamadan doğum şenliği içinde
bulursun kendini.İlk doğduğunda biraz izin verirler
o kadar.Çevrene baktığında yatakta ki o yorgun ama
bir o kadarda mutlu kadının annen, başucunda duran
ve sıranın kendisine gelmesini bekleyen savaş
kazanmış gazi bakışlı adamın baban ve yatağın
kenarına ilişmiş ne olduğunu tam olarak
kavrayamadığı halde, seni deli kıskandığı her
halinden belli olan çocuk, ağabeyin olduğunu
anlarsın.ilk üç seneni çoğunlukla kucaklarda
geçirirsin ve tüm ilgi senin üzerindedir. Hayatta ki
en büyük zevkin annenin abur cubur yemene izin
vermesi,babanın parka götürmesi, ağabeyinin
oyunlarında senide arasına almasıdır.Dört beş derken
düşünmeye çoktan başlamışsındır. Aslında…
…Sorgularsın mesela
Tanrı’yı. Sorarsın ailene “Tanrı nerede?”. Ama
çocuksun sen aklın ermez, demek yerine daha kibar
bir cevapla “Hadi oyuncaklarınla oyna.” Ya da
“Bilmiyorum” demekle yetinirler. Sanki yol tarifi
istiyoruz. O günlerde insanların umurunda olan tek
şey yaramazlık yapmaman. İlk engellenmeler ve
çocukluğun etiğini kavrama çabası. Çevrende ki
herkes çaldığıyla oynadığı farklı olan insanlar. İyi
bir çocuk olmanı istiyorlar ama öyle davranmana da
engel oluyorlar. Bu keşmekeşliğin arasında birinci
sınıf geldi çattı. Anneler, ağlayan çocuklar,
koşuşturanlar, oturanlar, somurtanlar birde benim
gruptan şaşkınlar. Rast gele bir yere otur ve ilk
söylenen “parmak kaldırmadan konuşma! Öğrenciliğin
etiği bununla başlarmış. Başta öğretmenin olmak
üzere herkes bu kuralları vermeye çalışır sana. Ve
sınıfta öğretmenin çocuğu olduğu için her şeye
torpil geçilen kızın öğrenci etiği çözülememiştir
daha. Sana beş sene boyunca ilkokul öğrenci etiğini
verecek olan öğretmen çoktan bir sıfır yenik başlar
maça. İşte adalet kavramını böyle güzelce öğrenmeye
başlarsın. Öğle aralarında yemek sırasında senden
güçlü oldukları için önüne geçenlerde en güzel
haksızlık örneklerini öğretirler küçük kardeşlerine.
Ama suç onlarda değil önüne geçenlerinde önüne
geçilmiştir zamanında. Bir biter iki gelir üç koşar
dört durur beş sorar ama bu düzen hiç değişmez.
Ezberlenmiş bir metin ve mesajı ‘çalış, çalış,çalış’
sevgiyi de öğrendik.Altı geldi yedi gitti sekiz uçtu
dokuz kondu on kaçtı on bir yakaladı on iki
bıktı.Arada çok olay geçti ,tabi farklı
etikler.Arkadaşlık,aşk ve diğerleri.Yıllardır
çalışılan bir sınav atlatılır. İyi veya kötü bir
üniversite. Orası daha da beter kimse kimsenin
umurunda değil. Küçük bir hayat stajı ne de olsa… Ve
hayatın gerçek yüzü. Çevrende bir sürü insan.
Diğerleri gibi bunlara da sen karar vermedin.
Çıkarları peşinde koşan ve bu koşudan yorulmayanlar,
hayatını zamanını hiç tükenmeyecek gibi harcayanlar,
saygıdan bihaber olanlar, her insanla her konuda
dalga geçme yeteneksizliğine sahip olanlar vs. vs.
vs. Ve aralarında bir elin parmağını geçmesede senin
gibi ne yapılmaya çalışıldığını hala anlamayan
insanlar. Sende hayatın boyunca bir arada yaşamak
zorunda bırakıldığın bu dünyayı benimserim yavaş
yavaş. Başta konuşsan da, engel olmaya çalışsanda,
büyük balık küçük balığı yer. Sende tıpkı diğerleri
gibi yaşam tarzını Pavlov’un köpeği psikolojisiyle
sürdürürsün.Ve boşa harcanmış bir hayat daha.Ölüm
gelir dayanır kapına.Doğumun gibi bunu da kimse
sormaz.Başka bir dünyaya doğabilmek için bu dünyada
ölürsün.Tarih tekerrür etti dersin belki ama
tekerrür eden tarih değil hatalarındır.Ve kafandaki
soru işaretleri en çok bu gün çoğalır.İlk kez
düşünürsün bekli de.Biraz geç olsa da sorarsın .İyi
ne?Kötü var mı? Ben bu hayatı nasıl tükettim böyle?
Ve yanıtlarsın sorularını. Aslında yıllardır
biliyordun ama itiraf edememiştin kendine.”Zaman
avuçlarımın arasından kayıp gitti. Hızlı yaşadım her
şeyi. Tükettim, üretmedim. Hatta o kadar hızlı
yaşadım ki ne için, kimin için yaşadığımı unuttum.
Yaşamış olmak için yaşadım hep ve insanlığı unuttum.
Düşünmeye ihtiyaç bile duymadım. Ezbere yaşadım.
Hayvan olmayı ben seçtim ve insanlığıma dair bütün
değerlerimi sıfırlamayı da. Erdemlilik ne imiş?
Uğraşmadım bile. Yıllar yılı vicdanımı susturdum.
Twenelis’ in dediği gibi “ hiçbir suçlu kendi
yargıcından kurutulamaz. Hazlarımı öne aldım, hor
kullandım. Sorumluluklarla kovalamaca oynadım.
İradesiz olduğumu en başta kabul ettim. Dönüp arkama
bakmadım bile varsa yoksa çıkarlarım. Meğer insan
iradesiyle, özgürce seçermiş yapacaklarını; alırmış
tüm sorumlulukları üzerine ve buymuş gerçek
mutluluğun gerçek hazzı. İşte etik kavramı buradan
doğar ve yayılır bütün dünyaya. Bu yaşamda hepimize
tanıdık gelen bir şeyler var değil mi? Bir mutluluğu
arayış vardı ama ne yapacağını bilememesi ve
yıllardır susturulmuş olması beynini uyuşturmuştu.
İnsanlar bu dünya ya geldiklerinde mutlu
olacaklarına inanıyorlar. Aslında mutlu olabilmemiz
için vazgeçmemiz gereken ilk şartlanmışlık bu olsa
gerek. Çünkü her adımımızda ne yaparsak yapalım bu
hayat bize mutluluğu vermek için tasarlanmamıştır.
İşte bu sebeptendir yaşlıların yüzündeki düş
kırıklığı. Tüm hayatı boyunca mutluluk beklentimiz o
acımasız gerçeklik duvarına çarptığında tuzla buz
olmuş umutlar kalır geriye. Mutluluğa ulaşmanın asıl
yolu acılardan kaçmak değildir. Aksine acılarımızı
zirveye çıkan merdivenin basamakları olarak
görmeliyiz. Korkak tavukları gibi karanlıklarda
eşelenmeyi bırakıp, gözyaşlarını tecrübeye
dönüştürmeliyiz. Halbuki her birimiz iyi bir insan
olarak çıkıyoruz yola ve amacımız daha da iyi olmak.
Kimimiz sapıyor yolundan kimimiz ise devam ediyor ve
herkes seçtiği yollardan hayatın onu yoğurmasını
istiyor, sonunda da kendilerini
gerçekleştirebilmeyi. Yola çıkarken aldığı
kararları, yolun sonunda yerine getirmenin verdiği
mutlulukla asasını teslim etmeyi. Ne pahasına olursa
olsun öğreniriz hayat boyu. Belki kazık yiyerek, hor
görülerek, dışlanarak, aşağılanarak ama öğreniriz
her şeyin bir etiği olduğunu. Önümüze nasıl engeller
çıkarsa çıksın ve karşımızda ne güzel örnekler
olursa olsun. Doğduğumuz andan itibaren ayağımıza
takılmış altın bir prangadır öğrenmek ve içinde
bulunduğumuz durum binlerce benzer durumdan yalnızca
biridir. Tüm insanlığın savaşı budur Adem ve
Havva’dan beri. Çünkü cennet bahçesinden kovulan
yalnızca Adem ile Havva değil; bütün insanlıktır
……..
(
Mayıs 2008,
Çiğli Liseler arası Etik Günü Kompozisyon yarışması
birincisi)
algerianviolet@hotmail.com