Modern Çağda İnsanın Yükselişi
Birol Bayraktaroğlu / St Benoit
Lisesi
Alman
filozof Karl Marx’a göre gerçek olan düşünce değil,
maddedir. Marx’ın ortaya koyduğu diyalektik materyalist
anlayış, her şeyin değişim halindeki maddeden başkası
olmadığına işaret eder.
Ona
göre değişim evrimsel değil, devrimseldir. Değişim
karşıtların çatışmasıdır. (Tez-Antitez-Sentez) Madde
karşıtını kendinde taşır, bu nedenle de kendisi ile
çelişir. Yani, gelişme çelişme ile gerçekleşir.
Diyalektiğe göre değişme sürekli olarak gelişerek
yükselmekte ve ilerlemektedir.
Diyalektik materyalizm var olan her şey birbiriyle
ilintili olduğunu, hiç bir madde diğerinden
soyutlanamayacağını savunmuştur. Toplum ve insan
kavramları da bu şekildedir. Toplumu yaratan insandır.
Modern toplum gelinecek “en üst nokta” olduğuna göre,
modern toplumu oluşturan insanın da “üstün” olması
gerekir. Üstelik bu sadece belli bir zümreyi
kapsamamalıdır. Tüm toplumun bir bütün olarak
“yükselmesi” gerekmektedir.
Peki
nasıl olacaktır “insanın yükselişi” ? Marx’ın sınıfsız
toplum düşüncesi işte tam da bu nokta ile ilgilidir.
Marksizm’e göre insanın yükselişi onun tamamen eşit ve
özgür olacağı sınıfsız bir dünya ile gerçekleşecektir.
İçinde bulunduğumuz
kapitalist düzen -adı üstünde- kişiye kapitaline,
sermayesine göre değer verir. Marx’ın da dediği gibi
“bir ülkenin kanunları onun ekonomisinden üstün
değildir”. Burjuva hukuku da insanları yasalar önünde
eşit saydığını söyler, ama kefalet veren zengin birisi
ile parası olmayan bir vatandaşın sonu aynı olmayacaktır
ne yazık ki ! Bunu her bireyin temel hakkı olan eğitim,
sağlık ve güvenlik gibi alanlarda da söyleyebiliriz.
Toplumdaki her türlü çarpık,
yozlaşmış ve hatta suç sayılacak davranışların kaynağını
yoksulluk olarak gören burjuvalar, her ne kadar
“yoksullukla savaş verdiklerini” söyleseler de
yoksulluğun nedeninin kendi zenginlikleri olduğu
gerçeğini görmezden gelirler. Yöneticilerin aldıkları
kararlar yoksulluktan çok yoksullarla savaşıldığını
göstermektedir. Bu farenin insanı uykuda kemirmesi
gibidir. Artı değeri elinde tutan birileri oldukça
eşitlikten söz edemeyiz.
Kapitalizm devamlılığını
eşitsizlik üzerine kurmuştur. Bunun nedeni, eşitliğin
rekabeti engellediğine olan inançtır. Bu rekabet de
sadece kazananlar ve kaybedenler vardır. Bir kişi bir
anda zengin olup gene bir anda en dibe de vurabilir.
Böylece, zengin olma hayali ile kandırılan insanlara
“beş parmağın bir olmadığı” söylemi kolayca yutturulur
“şanslı doğmuşlarca”.
Serbest ekonomide serbestlik
sermaye ile doğru orantılıdır. İçinde bulunduğumuz
kapitalist düzen bizlere sanal bir özgürlük sunmuştur.
Parası olmayan birinin yaşamak için gerekli
ihtiyaçlarına ulaşma imkanı yoktur; ama ne gariptir ki
yaşama hakkı vardır bu kişinin. Ne kadar da adil değil
mi ?
“İşçi ne kadar çok zenginlik
üretir, üretimi erk ve hacim bakımından ne kadar
artarsa, o kadar yoksul duruma gelir. Ne kadar çok meta
üretirse, o kadar ucuz bir meta olur. İnsanların
dünyasının değersizleşmesi, nesnelerin dünyasının değer
kazanması ile orantılı olarak artar. Emek yalnızca meta
üretmekle kalmaz; genel olarak meta ürettiği ölçüde,
kendi kendini ve işçiyi de meta olarak üretir.” (Karl
Marx “1844 Elyazmaları”)
Üstelik, kapitalizm üreten
bireyi gittikçe değersizleştirdiği gibi bireyi
üretiminden elde ettikleri ile değil, sadece
tükettikleri ile nitelendirir.
Kapitalizmin artı değer üretme isteği ihtiyaç fazlası
üretime, dolayısıyla gereksiz tüketime sebep olmuştur.
21. yüzyıl insanını “üreten hayvan” (tabi yaratıcı
üretimi kastediyorum) tanımı yerine “tüketen hayvan”
tanımı ile açıklamak pek de yanlış olmaz. İnsanın
kendisini tüketimle ifade etmesi onun kendisini
tüketmesiyle eşdeğerdir. Üstelik burada insanın gereksiz
üretimiyle içinde yaşadığı doğayı mahvetmesinden
bahsetmiyorum bile!
Yunan
mitolojisinde Giritli mimar Daidalos Girit kralı
Minos'un isteği üzerine bir labirentin planını yapar.
Fakat Minos, labirenttin sırlarını açıkladığı için
Daidalos'u oğlu İkaros'la birlikte labirente kapatır.
Daha sonra, aklına kendisine ve oğluna
balmumundan
kanat yapıp uçmak gelir. Onlar havalanarak
labirentten çıkmayı başarırlar. Bu arada Daidalos, oğlu
İkaros'a uçarken çok alçalırsa denize düşeceğini, çok
yükselirse de güneşin balmumunu eriteceğini söyler.
Ancak uçmanın cazibesine iyice kapılan İkaros, babasının
uyarılarına kulak asmaz, bu uyarılara uygun davranmaz ve
yükseldikçe yükselir. Ancak güneş balmumlarını eritir ve
İkaros artık uçamayarak uçtukları alanın hemen altında
bulunan denize düşer, ardından da boğularak ölür.
Bu
metafordan yola çıkarak kapitalist insanın, özgürlüğün
sınırını bilmeyen İkaros’tan başkası olmadığı
anlaşılmaktadır.
İşçi kendinden bir şey
katmadığı (içgüdüsel yolla üretim yapan arı gibi)
emeğine yabancılaşacaktır. Marx’a göre üretimin her
şeyin başı olduğunu düşünecek olursak, insanın kendi
üretimine yabancılaşması onun diğer insanlara ve topluma
yabancılaşmasını da getirecektir.
Toplumun bunca insani ve
manevi değer sorununa rağmen bilimsel anlamda gelişim
göstermesi “insanın yükselişi”nden bahsetmek için
yeterli midir ?
Dünya, bizim ideallerimizden
çok uzak bir gelişim göstermiştir. İnsanoğlunun barış
içinde yaşayıp barış içinde beraber üretebileceği bir
dünya yerine, bu dünya da mutluluğun ve barışın para ile
satılan ilüzyonlar olduğunu görmekteyiz.
“Artık bizler... Greklerin
tersine, yeryüzünde mutlu hayata inanmıyoruz; artık son
yüzyılın iyimser filozoflarının tersine, insan ırkını
mutlu bir geleceğin beklediğine inanmıyoruz.” (Benedetto
Croce “Hughes” 1958)
Günümüz toplumu mükemmelden
çok uzaktır ve kendine has problemler geliştirmiştir. Bu
problemler hem toplumun tamamını hem de bireyleri farklı
yönlerden etkileyecektir. Her birey farklı sorunlar
geliştirip aynı zamanda toplumunun genel sorunlarına da
tabi olacaktır, eğer globalleşmeye başlamış ve içinde 7
milyar insan barındıran bir dünya da yaşadığımızı
düşünürseniz, modern dünyanın ne kadar karamsar ve
problemli bir dünya olduğunu kavrayabiliriz. Modern
dünyayı anlamak için, onu oluşturan bireyleri ve bu
bireylerin sorunlarını başta yabancılaşma olmak üzere
incelemek yerinde olacaktır.