CAN MERGİN  /  İZMİR ANADOLU LİSESİ

KÜRESELLEŞME

Küreselleşmenin temel mantığı kapitalizmdir. O halde küreselleşmeği tartışabilmek için öncelikle kapitalizmi tanımamız gerekir.

Kapital sermaye demektir. Kapitalizmse paranın ön plana çıkması ve tüm gelişmenin para çerçevesinde dönmesidir. Başka bir değişle sermayenin üretim araçlarını tekeline geçirmesi ve en yüksek kar için çalışanın emeğini sömürmesidir. 

18.yy’ da kumaş dokuma tezgahlarının makineleştirilerek üretimin artması sanayi devrimini doğurmuştur.

Sanayi devrimiyle birlikte üretim araçlarının tekelleşmesi ve daha fazla kar fikriyle de kapitalizm ortaya çıkmıştır. Kapitalizmin temel mantığı tüm pazara sahip olma fikridir yani sermayenin en üst noktaya ulaşmasıdır. O halde sermaye artıkça kapitalizm gelişir.

1980’lerle birlikte uydu yayınları aracılığıyla reklamların tüm dünyaya yayılması, ulaşılmaz denen yerlere dahi girmesi kapitalizmi körükleyen etmen oldu.

Bu tarihten itibaren yeni isim kapitalizm değil daha sevimli ve masum görünen küreselleşme oldu. Temelleri aynı olmakla birlikte (yani tüm pazara egemen olmak fikri) tek değişen sınırları ortadan kaldırmayı amaçlayan ve az gelişmiş ülkeleri etkilemekte kullanılan düşünce yapısı oldu.

Peki neydi bu düşünce yapısı? Bu yapı üretip satmayı öngörmüyordu. Karı yükseltmek için ucuz iş gücünün bulunduğu yerlerde fabrika kurulmasından geçiyordu. Örneğin Sony firması amerikan sermayesiyle kurulmuştur. Ama Japonya’da üretilmesine başlanmış, Kore, Çin, Tayvan, Meksika ve diğer ülkelerde üretimi sağlanmıştır. Peki madem üretim dış ülkelerde yapılıyor sermaye amerikaya nasıl dönüyor o zaman? Basit Amerika işin sadece teknoloji geliştirme ve patent satma bölümüyle uğraşıyor. (temiz kısım)

Adı geçen ülkelerde fabrika açmak isteyen kişi Sony’den teknoloji satın alıyor ve bu da %40’lık sermayeyi oluşturuyor. Bu %40’lıksa temiz para olarak Sony firmasına zahmetsiz bir şekilde dönüyor. Aynı zamanda üretilen maddenin bıraktığı atık kendi başlarını ağrıtmadan mal dünya pazarına yayılıyor.

Farklı bir örnekse Microsoft veya Macintosh firmalarının yaptığı gibi üretimi kendisi gerçekleştirip, aracılarla malın dünya pazarına sokulması ve %100’lük karın ele geçmesidir.

Bu durumda sermayenin yükünü arttıran tek şey gümrüklerdir yani sınırlar. Sermayenin sahip olduğu malı ülke sınırlarından sokması için ücret ödemesi gerekir. Bu ise fazladan masraf anlamına gelir o halde sınırların aldırılma isteği de açıktır.

Gelişmekte olan ülkelerde üretim için proje ve teknoloji bulma evreleri söz konusudur. Bu evreler çok uzun ve zahmetlidir. Ülkenin koşullarını geçici olarak zorlar. Ama üretilen mal bağımsızlığını da yanında getirir.

Küreselleşmeyi yaymakta olan firmalar bu teknolojiyi ve projeyi satarlar. Gelişmekte olan ülke teknoloji geliştirmekle uğraşmayıp teknolojiyi hazır alır ve sadece montajını yapar. Bu da ülke içindeki küçük üreticiyi öldürür. Ve tekele neden olur. Ülkeye ucuz sokulan teknoloji istenildiği gibi pahalıya satılıp ülke bağımlı hale getirilir. Her türlü ambargo ve baskıyla ekonomi kolayca çökertilir.