|
ERTUĞRUL
AKTAŞ
Martı
Jonathan ile
Richard Bach tanıştırdi beni. “Sevdiğimiz varlığın
herkesin içindeki mükemmel martı” olduğunu daha ilk tanışmamızda
söylemişti.
Doğu bilgeliğinde insan yedi katlı bir yapıdan oluşur. Bu yapının
ilk dört katı (fiziksel kat, enerjik kat, duygusal kat ve egosantirik
zihinsel kat) kişilik-persona diye isimlendirilir. Persona latince
kökenli bir sözcüktür ve person-maske kökünden gelmektedir. Kısaca
kişiliğimiz bizi başkalarından ayıran bir maskedir. Bu yapının üstteki
üç katı ise invido (bölünmez birey) olarak adlandırılır.
Jonathan’ın söz ettiği
mükemmel martı, insandaki “bölünmez olanı simgeler.
Tasavvufta Yunus Emre bunu “Bir ben vardır bende, benden içeri” sözleriyle
anmaktadır. İnsan bu durumda iki seçenekle karşı karşıyadır: Üst
üçlüye, içindeki bölünmez benliğe göre yaşamını düzenleyip,
ben ve başkalarının varlığını kabul etmektense “birey” olarak
yaşar, ya da alt dörtlüde duygularının ve egosunun egemenliğinde ben
ve başkalarının varlığını kabul eder.
Bedia Akarsu “Ahlâk Öğretileri” adlı kitabından bu alıntıda
“filozof kişiler” olarak adlandırdığı, birey olarak yaşamayı seçen
insanlara uygun düşmektedir. Kişi olarak yaşamayı seçenler için ise
bir seçenek daha belirtiyor. Saygı gösterilmeye değer başkalarının
kim olacağını belirlemek. Kişi baştan yaşamını alt dörtlüye göre
oluşturduğu için değerlerini, egosu ve duyguları belirleyecektir. Bu
çerçeveden bakan kişinin “kendine ait” bir ailesi vardır ve bunlar
değerlidir. Böylece yaşamını ailesine adayacaktır ve diğerlerinin
hakkını gözetmeden ailesine yeni bir yaşam sağlamaya çalışacaktır.
Daha geniş bakan kişinin “kendine ait” bir ulusu vardır ve bu ulusu
her şeyin üstünde tutmak için cinayetler bile işlenebilir. Tarihte bu
“geniş görüşlü “kişiler sayesinde milyonların öldüğü savaşlar
vardır. Burada çelişkiye düşüren her seçimin kendi içinde tutarlı
olması. Bu yüzden martı Jonathan’dan bana yardım etmesini istedim.
Kendisi bana şu hikayeyi anlatti:
“Donmuş yerin üstünden uçarken tanıştım onunla. Kim olduğunu
nereden geldiğini bilmiyordu buz kristali. Ailem dediği –aslında
birbirinden farklı olan etrafındakilerle birdi. Amaçları birbirlerini
sıkıştırtmadan yaşamaktı. Etrafları toprakla kaplı olduğu için
Coşkuyla akan bir nehrin üzerinden akarken buluştuk. Başına
gelenlerin farkında değildi. Ulusum dediği etrafındakilerle
birlikteydi, amaçları hızlı ve önde olmaktı. Bunun için gereğinde
çarpışıyorlardı nehrin
başka sularla kesiştiği yerlerde. Nerede biteceği belli olmayan
bir yarıştaydı. İstediği hız ise, uçması gerek diye düşündüm.
Aşağı doğru hızlı bir dalış... O korkudan tüylerimin arasında
titrerken yükseldik. Anlatamadı korktuğunun yükseklik değil, güneş
ışığı olduğunu, buharlaştı...
Sonra donmuş birikintileri, hızla akan nehri gördü. Hatırladı
ne olduğunu “su”ydu. Kristal damla, buhar, hep “su”ydu. Ve başkalarına
da su olduklarını, yaşamın hafifliğini anlatmak istedi. Bunu nasıl
öğretileceğini bilmiyordu ama nasıl öğrenileceğini biliyordu. Yaşamın
sıkışmaktan, yarışmaktan ibaret olmadığını öğreten sıcaklığın
bilgi olduğunu anlayış olduğunu söylediğim anda güneşe yöneldi ve
ışığın içinde parıldadı Su...”
Kendimizi Jonathan’ın
anlattığı su buharı olarak görürsek, belli kalıplara göre
davrandığımızda bir buz kristali, sonucu görmeden hareket ettiğmizde
bir su damlası olabileceğimizin farkına varırız. Herhangi bir forma
girdiğimizde ulaşabileceğimiz bilgiyi ve anlayışı o forma göre sınırlarız.
Bu yüzden kafamızda değer vermemiz gerekenlerin kim olduğu anlayışını,
o forma göre sınırlarız. Aslında bu formların her birinde insan olduğumuzu,
anlayışımızın dışına itmekteyiz. Bu yüzden kafamızda değer
vermemiz gerekenlerin kim olduğunu belirlerken, ailenin bir ferdi olarak
düşünürsek, ailemizle; ulusumuzun bir ferdi olarak düşünürsek,
ulusumuzla sınırlarız. Aslında bu formların herbirinde insan olduğumuzu
anlayışımızın dışına itmekteyiz. İnsan olarak bütün insanlara
değer vermeyi seçtiğimizde, bu değeri insanların taktıkları
maskelerle değil, o maskelerin ardında gizli olan yüzlerine verdiğimizi
hatırlamalıyız. Değerli olan kişilik değil bireydir. Değerli olan,
“başkaları” buz, damla, buhar değil sudur. Değerli olan benim ve
başkalarının içindeki mükemmel insan, mükemmel Martıdır.
|