KENDİNİ BİLMEK  /     FATİH CEYHAN

                70-80’li yıllarda şarkı sözü olarak dinlemiştik. Sezen Aksu’dan, Yonca Evcimik’ten “sen seni bil sen seni, sen sıkı tut çeneni, eline diline hakim ol,,yoksa öcüler yer seni...”

                Kendini bilmek konulu bir metne başlamadan önce kendimi biliyor muyum sorusu beni kurcaladı. Mantıklı bir dostuma (vicdanıma) sordum. Kendini bilmek ne demektir? Bunu biliyorsun sadece, dedi. Üzüldüm, umutlandım.

                Kendini bilmek nedir? Buna cevap verebilmek için önce ilim, irade ve benlik duygusunu irdelemek gerekir. Evet, kendini bilmek, kendini bu temel öğeler altında gizler. İlim, insan olma erdeminin ilki, benim için ise varoluş gayesidir. Kendini bil, haddini bil’le özdeşleştirilerek söz ve davranış dilinden uzaklaşmıştır günümüzde. Oysa “kendini bil=kendine özen göster” demek daha doğru olacaktır. Sokrates- Alkibiades diyalogu çok hoşuma gitmişti ilk okuduğumda. Sokrates şöyle diyordu: ayakkabıcı ayakkabımızı yapar. Ayakkabımızla ilgilenir. Yani bize ait olan bir şeyle ilgilenir. Ama bizimle ilgilenmez. Biz de kendimize yeni bir giysi aldığımızda aslında kendimizle değil, bize ait olan fiziksel görünümümüzle ilgileniriz Sokrates’e göre. Sokrates varlık üç şeyden biri diyor. Beden, ruh veya ruhla bedenin teşkil ettiği bütün...  Bedene emreden insandır. O zaman beden değil. Peki bedene emreden, bedenle ruhun ruhun oluşturduğu bütün mü? Hayır, çünkü bu bütünün parçalarından biri emreden, diğeri emredilense, bu bütüne varlık diyemeyiz. Sokrates bu elemeleri yaptıktan sonra kendini bil, ruhunu bil’dir diyor ve varlıkla ruhu eşdeğer tutuyor.

                İradeye gelince, irade bir iç hakimiyet. Gerçeğe ulaşmada yol gösterici. İç tartışmalarda genellikle süper ego taraftarı. Erdemli olma yolunda atılan adımlarla anlamlı hale getirilebiliyor. Mesela ben, kötü, ikiyüzlü, yalancı bir insanım... Benliğimde var bunlar... Ama eğer istersem bu fenalıkları yenebilir, onları ezebilirim. Can çıkmadıkça huy çıkmaz. O zaman Romalı tüccar Zenon’un dediği gibi ilk önce can... İstemeden ana prensibe geldim. Kendini bilmek erdeminin tepesinde, kendinden vazgeçmek var... Karşıyım. Kuş iki kanadıyla uçan bir canlı. Çünkü mahareti uçmaktan ziyade hiçbir mekanikte olmayan manevra kabiliyeti ve süzülüşündeki estetik. İnsanla bu örneği bağdaştırmak gerekirse insan akıl, ruh,  gönülden yapılmış bir üstün varlık... Bunlarla insan oluyor. Bunlarla hata yapıyor, pişman oluyor, üstün oluyor, bayağı oluyor.

                Hataların güzelliğinde de var kendini bilmek. Çünkü kendini bilmek kendini Tanrı zannetmemektir. Herkesin bir Tanrı anlayışı olmakla beraber Tanrı hatasız, kusursuz, mükemmel bir varlıktır.

                Kendini tanı. İlim ilim bilmektir.

                                        İlim kendin bilmektir.

                                        Sen kendini bilmezsen,

                                        Bu nice okumaktır.

                Kendini tanımayan başkalarını tanıyamaz. Kendisi erdemli olmayan başka erdemli yapamaz.

                Her insan erdemi öğrenmekle ve öğretmekle yükümlü bir öğrenci. İşte o öğrenci... Yunus Emre de o öğrencilerden biriydi. Alçaldıkça yükseldi, pir oldu, sultan oldu, üstat oldu, hazret oldu.

                İnsan benliği alkışlanmaktan tarafa... Alkışlanmaya çok düşkün. Sizi alkışlayanlar değerliyse ne çok zenginsiniz. Sizi yuhalayanlar değerliyse ne talihsiz ne zavallısınız.

                Benim erdem felsefemde şu dize (beyit) var:

                                Herkes yahşi ben yaman

                                Herkes buğday ben saman.

                Herkesin hakkı varken bende, ben hem suçlu hem güçlü edasındayım. Herkes buğday gibi işe yarar ürünler verirken ben saman çöpü faydasız ve zavallıyım.

                Üzülmeyin. Gevşemeyin. Değeri değerliler belirler. Bu cümle kendini bilmeye değer. Ve kendini bilmeye yeter.