HATİCE ARICI  /  İZMİR ANADOLU LİSESİ

MEDYA VE ETÝK

Ýnsanlarýn kendilerini özgür, baþarýlý, özgüvenli ve mutlu hissetmeleri için gereken deðerler nelerdir? Bu deðerler kime, neye göre, kim tarafýndan belirlenir? Bu deðerleri derinden etkileyen etiðe deðinelim..

Her yanda, her zaman hayatýmýzýn içinde olan ahlak, felsefe yokken de vardý. Ahlak felsefesinin tarihi ise bireysel etikle baþlar. Genel bir ahlak felsefesinin ilk ortaya çýkýþý Yunan Aydýnlanma Çaðý'nda oldu. Etik üzerine sorgulama ise günümüzde de sürmektedir. Çünkü ahlakýn kaynaðý yeryüzündeki insan topluluklarýnýn varolmasýndadýr. Ahlakýn insan yaþamýnda oynadýðý büyük rolün her dönemde ve her topluma göre yeniden açýklanmasý, yaþamsal bir gerekliliktir. Öteki canlýlardan düþünen bir yaratýk olmasýyla ayrýlan insan, eylemlerinda özgürdür. Ancak her toplumda düzeni saðlayan ve toplumu yöneten bazý sýnýr ve kurallar vardýr. Birey genellikle kendi ahlaki deðerlerini, yine bireylerin oluþturduðu toplumsal deðerlere göre belirler. Toplumun sürekliliði bu dengeye baðlýdýr. Bireysel ahlak ve davranýþlarýn kökeninde toplum kurallarý kadar çevresel etmenler de etkilidir. Bu etmenlerden günümüzde en etkilisi olan medyaya deðinelim.

Her çeþit bilgiyi bireye ve topluluklara aktaran; eðlendirme, bilgilendirme ve eðitme gibi 3 temel sorumluluða sahip görsel, iþitsel ve hem görsel-hem iþitsel araçlarýn tümüne medya diyoruz. Günümüzde uygar yaþamýn vazgeçilmez ögelerinden olan medya demokratik ülkelerin yasama, yargý ve yürütme güçlerinin yanýsýra kendisine 4. bir güç dedirtecek aðýrlýktadýr. Ayný zamanda haber alma özgürlüðümüzü kullanýrken yararlandýðýmýz en önemli araç ve yönetime katýlmamýza olanak veren en önemli kuruldur.

Peki medya tanýmýnda da deðindiðimiz sorumluluklarýný yerine getiriyor mu? Daha doðrusu farkýnda mý?

Medya en temel 3 görevinden belki de en önemlisi olan eðitim görevini 20 yýldýr evlerimizdeki cansýz ama en etkin eðitim aracý olan TV ile istediði gibi, hatta çoðu zaman çýkarlarýna göre yerine getiriyor. Peki medyanýn ne gibi çýkarlarý olabilir?

Medyanýn çýkarlar için kullanýlmasý fikrinin ilk kez Amerika'da 1960'lý yýllarda ortaya çýktýðý biliniyor. Amerikan medya stratejisinin ana hedefi kendi tüketim fazlasýný pazarlarýnda satmak istediði 3. dünya ülkelerinni tüketimini arttýrmaktý. Bu yeni sömürü þekli ülkemizde de çok kanallý döneme geçilmesiyle uygulamaya konmuþ oldu. En temel sorumuluklarýndan sýyrýlan medya tekelinde bulunduðu saygýdeðer (!) patronlara hizmete soyundu. Büyük oranda insanlarýn açlýk, cinsellik gibi en temel içgüdülerini kullanarak bireylerin, bir süre sonra da kitlelerin dyugu dünyalarýný etkilemeye; öykünme, özdeþleþme ve yansýtma gibi davranýþ bozukluklarýna sebep olmaya baþladý. Örnek verecek olursam, Emrah ünlü olduðu yýllarda, kýrsal kesimde yapýlan bir araþtýrmaya göre 16 yaþýndaki her 4 delikanlýdan 2sinin saçlarýný Emrah modeli yaptýðý ve türkü söylemeye özendiði saptanmýþ. Baþta masum özeniþler olarak algýlanabilen bu öykünmeler bireylerin kendi kiþiliklerini bulmalarý sürecinde olumsuz etkiler býrakabilmektedir. Mevcut sansür kurullarý da tüketimci, korkak, sivil toplum örgütleþmesinden uzak, kolay yönetilebilen, düþünemeyen, duyarsýz ve tepkisiz toplum oluþturulmasýný kolaylaþtýrmaktadýr.

Ýþ dönüp dolaþýp medyanýn gücünü yanlýþ kullanýmýna geliyor. (Ben de dahil) çoðu kiþi medyanýn sýnýrsýz hak ve özgürlüklere sahip olmasýndan yana. Ancak bu sýnýrsýzlýðýn beraberinde getirebileceði sorunlarý görmezden geliyoruz. Günümüzde medya çoðu kez izlenilirlik uðruna insani onur ve erdelerden taviz veriyor. Tepkisiz ve tüketimci topluma çanak tutuyor.

Düþünme, algýlama, sorgulama ve bu gibi konularda büyük oraný eðitimsiz olan ve sosyal, kültürel etkinlik yokluðunda tek aracý TV oln toplumumuzda insanlar görüp duyduklarýný irdelemeden, sorgulamadan kabullenip alýyorlar. Bazý þeyler dayatma yoluyla öðretilmek isteniyor. Etik deðerlerimizin oluþumunda büyük yaralar açýlýyor. Bu noktaya gelince medya- ahlaki özgürlükler iliþkisine göz atmalýyýz.

Ahlaki özgürlük, insanýn kendine kurallar koymasý, özgür olduðu ve bu özgürlüðünü korumasý için kendi koyduðu kurallara uymasýdýr. Bu özgürlük doðal olarak sahip olduðumuz bir özgürlük deðildir. Pratikte ve pratik için kazanýlmasý gereken bir özgürlüktür. Bu baðlamda bireyin ergin olmayý, diðer özgür bireyler arasýnda kendini özgür bir birey olarak belirleyebilmeyi ve özgürlüklerini kullanmayý öðrenmesi gereklidir. Basýn özgürlüðü de sýnýrsýz deðildir ve olamaz. Bu ahlaki özgürlük ilkelerina baðlýdýr. Çünkü toplumumuzda düþünce ile eylem, yani etik deðerlerin yapýtaþlarý sermaye medyasý tarafýndan döþenmektedir.

Bugün özellikle biz gençler arasýnda emeðin kutsallýðý ve mücadele onuru kavramlarý anlam yitirmeye baþladý. Kolay para kazanmanýn yollarý bir bir öðretiliyor. Ýþini kaybeden, ya da zaten bulamayan, Boðaz Köprüsü'ne koþuyor. Medya da bunu çok güzel kullanýyor. Orasý iþ bulma kurumu deðil, ey maskeli basýn! Ýnsanlara ahlaki erdemlerden, çaba harcayarak hayatlarýný kurtarmalarý gerektiðinden bahsedin! Çünkü emeðin kutsallýðýnýn bu þekilde yadsýnmasý gerçekten çok utanç verici..

Yozlaþma denen zehir, batýya ayak uydurma kýlýfýnda kapanda duruyor. Biz gençler de üzerimizde Amerikan bayraklý giysilerimizle bu yemi kapmak için yarýþýyoruz, nike'ý olan daha hýzlý koþabiliyor tabii..

Bugün Tv karþýsýnda oturup savaþlarý ve çevre felaketlerini tepkisizce izleyebiliyorsak, bu çýkarcý medyanýn bize malettiði yüzeyselliðin karþýlýðýdýr.

Peki kültürek açýdan belli bir düzeyin altýnda bulunan, cinselliðin henüz tabu olmayý sürdürdüðü toplumlarda insanlarýn bu konudaki zaaflarýndan yararlanýlarak sadece ticari amaçlarla yapýlan yayýnlara daha ne kadar katlanmak zorundayýz? Peki ya þu "Televole kültürü" ile nasýl baþa çýkabiliriz?

1978-79'larda, tek kanal, pazar günleri iple çekiliyor. Siyah beya ekranda uzun boylu, güzel ve saðlýklý insanlar beliriveriyor. Dallas bir anda oturma odamýzda! Arabalar, evler... 17-18 yaþýnda gençler gündüz toplanýp özgür, barýþçýl ulus için Amerika'ya hayýr! demiþler, ama akþam gözler takýlýveriyor Dallas'a, mahalledeki kýzlara hiç benzemeyen Sue Allen'a.. Sonra birgün yolumuz Amerika'ya düþüveriyor. 30 yýl önce o siyah beyaz ekrandan hayallerimize karýþan hiçbirþey gerçek deðil! Ýþte Televole Kültürü de böyle birþey. Týpký Dallas gibi, sahte, yalan. 200 kiþilik bir dünysda önceden yazýlan senaryolar oynanýyor. Ayný kiþiler, ayný yerler.. Kýyafetler, kavgalar, müzikler bile hep ayný. Duygu yok!

Ýnsaný insan yapan hiçbir olguya yer yok! Umut, gözyaþý yok. Peki biz neden izliyoruz bu yalýtýlmýþ sahte dünyalarý? Ýçinde bulunduðumuz mutsuzluklara geçici de olsa avuntu mu aradýðýmýz? Mutluluðu þiirde, barýþta, kardeþlikte, paylaþýmda, sanatta, aþkta bulamadýk ta bu paçavralardan mý mutluluk dikiyoruz üzerimize?!

Sonuç olarak medyaya büyük tepki gösteriyoruz, kýzýyoruz. SÝyasal saptýrmalarý yüzünden yanlý buluyoruz. Peki olmasý gerekenler bunlar mý? Unutmayalým ki siyasetin yozlaþtýðý, adaletin kimi zaman hiç iþlemediði bir toplumda kamu yararý ya da toplum çýkarlarý açýsýndan medyanýn iþlevleri yadsýnamaz. Baðýmsýz ve özgür medya demokrasilerin ön koþuludur. Ancak sadece ufak bir kýsmýna deðindiðim kurallarý, sorumluluklarýný, gerçekleri ve kendi onurunu gözardý etmeden..

Hep duyarýz, 5N1K medyada olmassa olmazdýr. Bugünün medyasý:

Kim?

Ne giymiþ?

Ne yemiþ?

Ne demiþ?

Ne içmiþ?

Nereye gitmiþ?

Doðrusu neydi; sanýrým biz de unuttuk, medya da...