•                                                                                                        

    MARKSİZM

    Hazal Yıldız- Anıl Uzun (Mehmet Seyfi Eraltay Lisesi)

     

             1883 yılında kaybettiği K.Marx’ın mezarı başında Engels arkadaşı için şöyle diyecekti.Adı çağlar boyu yaşayacak,yapıtları da öyle.Kapital’in yazılışının bugun 140.yılındayız.Bugünkü konu başlığımız modern çağda insanın düşüşü ve yükselişi ve biz yine onun teorilerini gündeme getirip onun bakış açısından konuyu değerlendiriyoruz.Bugün de Kapital’de yazdığı gibi eşitsizlikler ve biçim değiştiren kapitalizm farklı adlarla devam ediyor.Savaşlar,sınıf çatışmaları sürüyor ve insanlar yine ideal toplum düzeni arayışlarını sürdürüyorlar,böylelikle Kapital güncelliğini koruyor.Marx eşitsizliğin var olduğunu ve buna karşı da ‘başka bir dünya kurulması gerektiğini’ düşündüğünden Kapital’i yazmıştır.Sanayi devrimi sonrasında kurulan yeni düzende yeni üretim tarzının belirlediği ilişkiler içinde yaşamını çok zor şartlar altında sürdürmeye çalışan Marx düşünce ve eylemlerinden ötürü Almanya’dan ayrılmış,sığındığı Fransa ve Belçika’dan sınır dışı edilmiş, somut ve acı bir yaşam sürmüştür.İnsanların ezici çoğunluğunun,hayatlarını daha mutlu kılacağına inandığı savaşa bilimsel silahlar hazırlamak için müthiş bir çaba göstermiştir.

             Marx’ın kuramının temel taşlarını kısaca hatırlayacak olursak; insanlık tarihinde Miletli doğa filozoflarında öncelenen varlığın temelinde madde olduğu fikri Marx ile doruğa taşınmıştır. Materyalizm olarak beliren görüş varlığın temeline doğa üstü veya insan zihnine bağlı bir ilke koymayıp, maddeyi almıştır.Marx aynı zamanda düşünceleriyle tüm maddeci düşünürlerin fikirlerini bilimsel bir temele oturtarak materyalizmi doruğa taşımış Marksizm’in temellerini atmış,bilimsel sosyalizmin kurucusu olmuştur.

             Marx’taki diyalektik de bu temelde yükselir ve onun diyalektiğini anlamak için idealist Hegel’e ve onun görüşlerine bakmak gerekir. Hegel bilincin maddeden önce geldiğini savunur var olanların akılsal ve akılsal olan her şeyin gerçek olduğunu söyleyerek bilincin diyalektik haraketinden söz eder.Buna karşı Marx kendi deyimiyle ‘Hegel’in diyalektiğini ayakları üzerine oturtmuş’ ve tam tersine diyalektik yasayı temele maddesel varlık gelecek şekilde yeniden yapılandırmıştır.

    Bu dünyaya bir bakış bir çerceve ve belirleyici bir ilkedir. Düşünce mi madde mi karşıtlığında düşünceyi temele alan idealizme karşıtlık, karşı duruştur.

    Ona göre insanoğlu aktif doğa varlığı olarak gereksinimleri için çalışırken doğayı değişikliğe uğratırken de elleri de zihni de kısacası kendisi de değişip gelişiyordu. Gereksinimleri artan, çeşitlenen ancak yarattıkları onu ezerek ve ona yabancılaşan bir  hale geliyordu.Bu dünyanın insana yabancılaşan(örn: para olarak)onun karşısına dikilen yasalar insanı Marx’ın deyimiyle yoksullaştırır. Ancak ona göre bu çelişki aynı zamanda bu durumun bilincine varılıp bunun aşılmasının yol ve yöntemini de belirleyecektir.Marx diyalektik yasayı toplum alanına da uygulamıştır.Tarihsel materyalizm olarak isimlendirilen bu kuramda ortak mülkiyetten özel mülkiyete doğru diyalektik bir hareket izlenmiştir.Kendi karşıtını ve çelişkisini diyalektik yasalar temel alındığında içinde taşıyan toplumlar,ilkel komünal toplum aşamasından sosyalist toplum aşamasına doğru bir yol izleyeceklerdir.Ona göre doğa,tarih,toplum ve kültür alanında bütün gelişmeler bu çatışma ve çelişkilerden geçerek ilerlerler.Marx,tarihi sınıf mücadelelerinin tarihi olarak değerlendirir.Üretim tarzlarının üst yapıyı belirlediği üretim güçleriyle üretim arasındaki ilişkiyi çözümler ve devrimlerin tarihte oynadığı rolü gözler önüne serer.Marx,eşitsizlik sonucunda sömüren ve sömürdükçe zenginleşen üretim araçlarına sahip sınıfın bu sistemi diğer sınıfın da daha çok sömürülmesi ve yoksullaşması pahasına yaşatıldığını söyleyerek bu düzenin yıkılması gerektiğinden söz eder.Bu değerlendirmeden yola çıkarak proletarya sınıf bilincine ulaşmanın devrimci hareket için güçlü bir etken olacağı kaçınılmazdır.

            Ona göre kapitalistlerin elindeki devlet yıkılmalı yerine sömürünün olmadığı eşitliğe dayanan bir toplum modeli konmalıdır.Marx da en çok eleştirisini bu konuda alır çünkü Marx kapitalizmden sosyalizme geçerken şiddete ve devrime başvurmaktadır.Buna karşın eleştirenler ise şiddetin başladı mı devamının geleceğini savunur ve şiddet yerine  barışçıl yöntemlerin kulanılması gerketiğini düşünürler.

           Marx ,gerçek özgürlüğün herkesin yeteneklerinin kimseye ayrıcalık tanımayan gerçek eşitlik ortamında geliştirebildiği sınıfsız bir yapıya sahip olan sosyalist toplum aşamasında serpilebilir diye belirtmektedir.Marx bilginin doğruluğunun pratikte doğrulaması gerektiğini özellikle vurgular,toplumu değişikliğe uğratmak için girişilen eylemlerde toplumdaki pratik ile doğrulanmasını söyler.Ona göre bu  güç  dünyayı değişikliğe uğratacak  insanlığın ilerlemesine hizmet edecek bir araç niteliğindedir.Marksizm bir dogma değil eylemin yol göstericisidir.

     

          Marksizmin eleştirdikleri açısından bir çerçeve oluşturup ülkemize ve dünyaya baktığımızda sorunların gittikçe büyüdüğünü görüyoruz.BM’nin 2025 yılı dünya nüfusunun 8milyarı aşacağı tahmin ediliyor.Savaşlar,gelir dağılımındaki adaletsizlik,düzensiz sanayileşme sürdükçe ve önlem alınmadıkça açlık ve sefaletin artacağı düşünülüyor.

         ‘Sosyalizme olan inancın en büyük dayanağı kapitalizmin insanlık için korkunç bir sistem olmasıdır.’ Şöyledir ki kapitalizmi işlerken kendini geliştirirken insanlığın çıkarlarını düşünmez nasıl daha fazla kar ederim diye düşünen şirketler gerek emekten çalarak gerek üretime çok fazla kar koyarak gerekse insan sağlığını hiçe sayarak bunu yapar.Lenin’in ‘burjuvazi artık…kölesine köle olarak bile var olma güvencesi veremiyor’ sözünde dile getirdiği gibi.Dünya insanlarının çoğunluğu gittikçe daha fazla yoksulaşıyor.Kapitalizm kar hırsı aç gözlülük ile uluslar arası zenginlikleri bile lehine yok eder.Afrika’da Siera-Leon’da elmas sektöründe,Bangladeş’teki gemi söküm tesisleri örneklerindeki gibi.Uranyum madenlerinde çalışan çocuk işçiler kullanılması ile acımasızlığını gözler önüne seriyor.Günümüzde milyonlarca insan en temel ve öncelikli hakkı olan beslenme ihtiyacını bile karşılayamıyor.Her yıl dünyada 15milyon çocuk açlıktan ölüyor,bunun yanında ulusal çalışma örgütü(ILO)verilerine göre tüm dünyadaki çocuk işçi sayısı 218 milyon olduğu söyleniyor.Türkiye’de ise 5 milyon insan açlık sınırının altında yaşıyor.Aynı şekilde çocuk işçi yaşının da 7ye düştüğü bilinmektedir.Bir taraf ihtiyacından fazlasını tüketirken diğer taraf hayatta kalmaya yetecek kadar

    yiyecek bulamıyor.

         Kapitalizm bunları yaparken gerek dini gerekse milliyetçiliği kullanıyor.Son çeyrek yüzyılda yaşananlar ırkçılığın,milliyetçiliğini,ulusal çatışmaların sona erdiği değil daha da güçlendiğini göstermektedir.AB içinde bir yandan üyeler arasında sınırlar kaldırılmaya yönelirken bir yandan da Avrupa’da milliyetçi sağ eğilimler gittikçe güçleniyor.Tüm bunların gökten zembille inmediği gibi neo-liberal politikaların sonucu olduğu görülüyor.Marksizmin ekonomik indirgemeciliği günümüzde de tartışılıyor,ancak sunduğu perspektif pek çok konuda da açıklayıcı olamıyor.ABD’nin Irak işgalinin sadece demokrasi havariliğiyle değil medeniyetler çatışması olduğunu görmek kimseyi tatmin etmiyor.

          Türkiye’nin ise Yunanistan ile olan ilişkilerinde medya tekellerinin ticari ilişkileri geliştikçe milliyetçi tansiyonun nasıl düşürüldüğü,barış ve kardeşlik havasının estirildiği ekonomik perspektif ile açıklanamaz mı?Hele ki çok uluslu sermayenin devletlerin ötesine geçip sınır tanımadan kendine uygun yasalar çıkarttığı günümüzde Marksizm’i ekonomik indirgemecilikle suçlayıp işin içinden sıyrılmak pek mümkün gözükmüyor.

          Yakın zamanda yaşanan bir örnekle ülkemize baktığımızda Tuzla tersanesindeki kapitalist şirketlerin kar elde etmeye çalışırken işçilerin güvenliğini, haklarını hiçe sayarak bunu yapmaya çalıştığını görüyoruz. Bugün ölen işçi sayısı 20ye yükselmiş durumda ve buna önlem almak yerine yeni tersaneler açılmakta. İnsan haklarını komisyonun yaptığı araştırmada 45 tersanenin 43 tanesinde iş koşulları ve güvenlik açısından yetersizlikler olduğu tespit edilmiştir.İnsan haklarını ve yaşamını hiçe sayan bu sistem sosyalizmin dayanağını oluşturan örneklerden sadece biri.

         Bugünün bilinen örneklerinden biri de  Bergama veya Tunceli’de bulunan insan sağlığını hiçe sayarak siyanürle altın arayan maden şirketleridir.Hatta bölgemize yakın bir yer olan Menderes Efem Çukuru bölgesinde altın arama çalışmaları insan sağlığına rağmen kar amaçlı sürmektedir.Halkın o bölgede tarımın verimliliği açısından baraj istemesine rağmen devlet yabancı sermayenin altın arama çalışmalarına izin vermektedir.O çevrede tarımdan insan yaşamına her şey olumsuz etkileniyor;fakat bunun önüne geçilemiyor:Bunun yanında insanın hasta olmasından bile faydalanarak nasıl sağlık hizmeti satarım diye düşünülüyor.Ve sağlıktaki özelleştirmeler giderek artıyor(yeni yasadan alıntı).

          Yaşlı dünyanın artık mevcut sistemi kaldıracak gücü kalmamış gözüküyor.İklim değişiklikleri,salgın hastalıkla ya barbarlık ya başka bir dünya ikilemini insanlığın önüne koyuyor.Görünen o ki dünyanın hala onun yorumlamayanlar kadar onu değiştirmeye çalışanlara da ihtiyacı var.