LEYLA KARA (NACİ ŞENSOY LİSESİ)

                   

ŞİDDETİN KAYNAKLARI / OKULDA ŞİDDET 

     Ben ilk olarak şiddetin kelime anlamından başlamak istiyorum.Şiddet Arapça kökenli bir kelimedir.Sözlüklerde “kişisel özgürlüğü zor yoluyla kısıtlamak”,”bedensel zedeleme”ve”sert ve kaba davranış”olarak geçer.

     “Karşılıklı ilişkiler ortamında taraflardan biri ya da birkaçı doğrudan veya dolaylı,toplu veya dağınık olarak diğerlerinin veya birkaçının bedensel bütünlüğüne veya ahlaki moral,manevi bütünlüğüne veya mallarına veya simgesel ve sembolik ve kültürel değerlerine oranı ne olursa olsun zarar verecek şekilde davranırsa orada şiddet vardır.”

     Yaşamımızda gerçekten şiddet var mı?Şiddet bizimle mi doğuyor yoksa onu doğuran bizler miyiz?Ya da zihnimizi kurcalayan bir düşüncede mi gizli?Kendinizi bir kenara çekip hiç davranışlarınızı sorgulamayı denediniz mi?Tekrar soruyorum;şiddet içgüdüsel bir davranış mıdır yoksa çevremiz midir bizi buna iten?

      Hiç niçin eğitim aldığınızı düşündünüz mü?Çevrenin etkisi ile kişiliğimize yansıyan yanlış hal ve hareketleri doğruya yansıtmak değil mi eğitim dedikleri?Toplumumuzda şiddetin yeri ne kadar?Yasaklarda mı yoksa yasal alanlarda mı yaşıyor,yaşatıyoruz?(-muyuz?)

     “Genel bir hukuk bilincine sahip olan her toplumun kin,yalan,casusluk veya cinayet olarak nitelendirdiği olgular,ulus belirlemesinin soyut bir ilkesi uğruna gerçekleştirdiği anda haklı eylemler olma niteliği kazanır.Böylece bir anlamda vicdana yani üst benliğe uyuşturucu verir.Öyle durumlar vardır ki uluslar bireylerinden (şiddet içerse bile) ulus adına davranmalarını ister ve hatta bunu emrederler.Böylece şiddet eylemi de meşrulaştırılmış olur.”Peki ne kadar doğru bu?Doğru olmayan bir gerçek adına maskelemek şiddeti.İnsanlarda var olan bir duyguyu uyandırmak,harekete geçirmek(!)Yaşama uyarlamak.Türkiye’de töre,hukuk,din,ahlakla meşrulaştırılmış şiddete artık o kadar alıştırılmışız ki buna duyarsızlaşmışız.Örneğin TV de her akşam sıkılmadan,yorulmadan izlediğimiz şu klasik akşam haberleri.Tüm haberlerin aynı türden oluşu bizi hiç sıkmıyor.O kadar alışmışız ki bizi hiçbir şekilde etkilemiyor.Artık şiddetle yaşamak zorundaymışız gibi geliyor bize.Çünkü yaşamımızın her anında karşı karşıyıyız onunla.Artık bunların şiddet olduğunun bile farkında değiliz.

     İçgüdüsel duyguların çevresel etmenlerle açığa çıkması.Şiddetin kaynaklarında yer alan çevre nelerden oluşur?Korkuyla çevrili olan kalın duvarları vardır bu dünyanın.Baskı vardır kaynağında,üstünlük kurma,eğitimsizlik.Tabi bu akıllara eğitimli kişilerin şiddet uygulayıp uygulamadığını getiriyor. Birbirine adeta kalın halatlarla bağlıdır bu etmenler.

     Bir anlık öfke ile işlenen bir suç var ortada.Bir anda kızmış ve içindeki bombayı sonucunu düşünmeden patlatmış bir beyin var.Eğer o beyin iyi bir eğitim ile süslenmiş olsaydı,sağlıklı düşünebilir ve o bombayı bir anda patlatmazdı belki.Zaten grafiklere de bakılırsa eğitimli kişilerin eğitimsizlere nazaran daha az suç işlediği ortada.Bu da tabi ki “suç”un çeşidine bağlıdır.Düşünmenin bile suç sayıldığı bu ülkede yakında ne yazıktır ki eğitimli insanların suçluluk oranı eğitimsizlere nazaran daha fazla olacaktır(!)

    Yaşama gözlerini açtıktan sonra kişinin şiddetle karşı karşıya kalması gibi durumlar hiç küçümsenecek gibi değil.Aile içi şiddet;sevgide şiddet dolu hareketlerle  karşı karşıya kalmak söz konusu değil mi?Çocuğa verilmesi gereken doğal hakların yerini baskı,korku gibi şiddeti doğuran hareketler alır.Sonra çocuğun hareketlerle  karşı karşıya olması onda da dışarıya karşı şiddet bilincini oluşturur.Oluşan bu bilinç onunla yaşama taşınır.Özellikle ahlak,töre,din gibi hassasiyet içeren konuların farklı yorumlanmasıyla çocuklar arasında yapılan kız-erkek ve özellikle kız çocukları üstünde uygulanan günah-ayıp gibi kavram baskılarıdır şiddeti içeren.Bu hem bedensel baskılarla hem de psikolojik baskılarla sonuçlanabilir.Evdeki şiddeti önlemek şiddetin sonunu getirebilir mi?Peki ya sokaktaki şiddet?

     Konumuza başlarken şiddetin Arapça kökenli bir kelime olduğunu vurgulamıştık.Din faktörünün –doğru ya da yanlış-aile içindeki etkisi de tartışılamaz-(mı)?

     Bugün hala kız çocukları okutulmuyor,hala erkek çocuğuna sahip olabilmek için bir daha bir daha çocuk sahibi olunabiliyor.Bugün hala kız çocukları için özgürlük kavramı görecesini koruyor.Birçok şey kızlar için ayıpken erkekler-onlar erkek ya-ayıp(günah kavramını yitirmiştir) sayılmıyor.Bugün hala hiçbir şekilde sosyal güvencesi olmayan,tek görevinin evde çocuklarına bakıp,yemek yapmak olduğu düşünülen ve dayağa tabi tutulan kadınlar var. Hem özgürlükleri kısıtlanıyor hem de dayak yiyorlar.

      Her şeyden önce laik bir devlet olan Türkiye’de nüfus cüzdanında din hanesi varsa bu baskıya dolayısıyla da şiddete açık bir konu demektir.

      Ailede bulunan şiddet okullara da taşınıyor.Maalesef ki hala dayaklı eğitimin çözüm olduğunu düşünen eğitmenler var.Okuldaki şiddet sadece dayakla uygulanmıyor.Mesela okullarda not için hani şu anlamını bilmediğimiz halde ille de ezberlemek zorunda kaldığımız sureler.

       Hepiniz eski Türk filmlerini izlemişsinizdir.Sınıfa çatık kaşlı,elinde;en arkada oturan öğrenciye dahi rahatça uzatılabilecek uzunlukta ve çok kalın bir sopayla adına eğitmen denilen bir şahıs girer.Artık o öğrenciler bir an içinde dersin bitmesi için dua etmeye başlarlar.İyi ki onlara dua etmeyi öğretmişlerdir.Çünkü o andan sonra işleri Allah’a kalır.Ve bu eğitmen öğrencilerin her hatasına kafalarına birer tane indirir.Maalesef ki hala dayakla öğrencilerin başarılı olabileceklerini sananlar mevcut durumda.O kocaman sopa otorite için mi?Yoksa eğitim için mi?Sert öğretmenin verdiği psikolojik baskının yanı sıra bir de fiziksel baskı.Peki bugün?Bugün bizim durumumuz ne?Şanslıyız ki öğretmenlerimiz sopalarla derse girmiyor.Ama hala psikolojik baskılarla karşı karşıyıyız.Okullarda hala fiziksel şiddet var eskiye nazaran az olsa da.Bunların çoğunu basın aracılığı ile görüyoruz. Sonucunda kendini haklı çıkarmaya çalışan eğitimci vasıflı kişiler.Gerçekten eğitmen mi bilemiyoruz.Haklı şiddet var mıdır?Ya şiddetin savunulması? Şiddetin savunulması yoksa eğer ya avukatlar?Öyle ya da böyle şiddet her yerde,her zaman karşımıza çıkıyor.

     Belki biraz demokratikleşme,toplumsal-bireysel anlamda açıklıkta gizli bütün bunların cevabı.Demokratikleşme sürecine de ancak düşünce özgürlüğüyle uygar inançları kültür yağmuruyla yeşertecek ormanın karanlığını birlik ve beraberlik içersinde,bölünmeden kavgasız-işkencesiz yırtıp yok etmekle girebiliriz.Ben bir genç beyin olarak bizim karanlık ormandan çıkabileceğimize inanıyorum ve içinden çıkamadığım bir konuyu da sizinle paylaşmak istiyorum:

     Size bir soru:Dayak cennetten çıkma mıdır?