•            

    Modern İnsanın Yükselişi (Nihilizm)

    Nur Banu Özkut

     

    TEV İnanç Türkeş Özel Lisesi

    18 Ocak 2008

     

    Friedrich Nietzsche, “Böyle Buyurdu Zerdüşt” isimli eserinde Zerdüşt’e şöyle bir cümle kurdurtur: “Ben size ruhun üç değişmesini bildireceğim: Ruhun nasıl önce deve ve devenin nasıl arslan ve arslanın sonra nasıl çocuk olduğunu anlatacağım.” Zerdüşt, deve ile o saygının, ideallere olan inancın ve geleneğin sabırla taşınmasını kasteder. Arslan, bu inancın parçalanması, ruhun hürriyetine kavuşması, yani nihilizmin derinden yaşanmasıdır. Çocuk sonunda yenilmesi çarelerini arar. Bu, hayata masumane bir evet deyişin, yeni bir “inançlılığın” dönemidir. Zerdüşt’ün üç safhada ele aldığı nihilizm kavramı genel olarak var olanın yıkılması, inkarı anlamına gelir. Sözcük ilk kez Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar”ında “yeni insan” tipini temsil eden Bazarov’u nitelemek üzerine kullanılmıştır.

                J. Grenier’in “kendisine yakıştırılan bütün değerleri hiçe indiren bir yokluk” diye tanımladığı nihilizm olgusunun ilk aşamasında her şeyden önce şimdiki zamanda var olan her şeyin, kültürün, geleneğin, hatta sanatın saygı ile karşılanması gerekir. Kişi, varolanı saygıyla tarar ve tanırken tüm kültürel değerlerde, özellikle plastik sanatlarda ve müzikte Shopenhaur’ın demek istediği anlamda “bir tür iyilik bahşeden yanılgı, tatlı hayal dünyasının uçurumu üzerinde bir oyun” olarak haklı kılınır.  İkinci safhaya, yani nihilizmin kendisini iyiden iyiye hissettirdiği aşamaya geçebilmek için bu yanılgı dönemi zorunludur. Bu evreyi anlatırken “Hiçbir şey sağlam bacakları üzerinde durmuyor ve aslında tam bir inanca yaslanmıyor” der Nietzsche. Bu ikinci aşamada saygının yerini kuşku ya da nihil yani hiçlik almıştır. Nihilizmin bu aşaması bir anlamda Nietzsche’nin sözünü ettiği bir diğer olgunun, decadence’in, yani çözülmeye, bozulmaya ya da yozlaşmaya karşı tepkinin yavaş yavaş egemen olmaya başladığı aşamadır. Prof. Kuçuradi çağımızı tanıtırken “2. Dünya Savaşı’nın hemen ardından kalkınma politikalarıyla çıkmaza sokulmuş bir dünyada yaşıyoruz ” der ve ekler: “Kimliğini arayan, bu arada tek ve bir olmaya çalışan bir Avrupa görüyoruz. Miliyetçilik artıyor ve devletler daha küçük devletlere ayrılıyor”. Decadence’in getirdiği karmaşa ve kaos bugün de devam ederken modern insan decadence’in doğal belirtilerinden istenç kaybı, ben ve varlık kaybı, doğal olandan uzaklaşıp, mistik olana yakınlaşma gibi edimlerle olan savaşına da devam ediyor. Bu noktada Nietzsche’nin “özgür ruh” olarak tanımladığı bu ikinci nihilist evre kişisinin her şeyden önce savaşması gereken üç unsur olduğu öne sürülebilir. Nihilizm, her şeyden önce gerçekliğe olan inancın yok edilmesi gerektiğini savunur. Nietzsche’ye göre dünyada hiçbir şey sonsuz, ya da temel teşkil eden bir yapıda değildir, her şey Herakleitos’un deyimiyle “akar”, yani değişir. Gerçekliğin baştan sona bir safsata olduğunu iddia eder nihilist tutum. Diğer yandan nihilizmin asıl reddedişi metafiziğe yöneliktir. Hatta denilebilir ki Nietzsche’nin sonsuz gerçeklik üzerine eleştirileri de odağında bir Hıristiyanlık eleştirisi barındırır. Hıristiyanlığı bir tür “halk için Platonculuk” olarak niteleyen Nietzsche, idealar dünyası ya da öte dünya gibi bölünmüş ve en önemlisi soyut bir gerçekliği ifade eden bu iki kavrama birden karşı çıkar. Metafizik, şeyleri “görünüm” ve “varlık”, “ruh” ve “beden” ya da “sahici” ve “gerçek” gibi ikilemlere böler. Böylece bütün bu sınıflandırmalar Platon ve Aquinas’ta olduğu gibi bir “iyi ideasi”ne, bir mutlağa ya da Tanrıya olan mesafeye göre belirlenir. Nietzsche’nin ünlü “Tanrı öldü” aforizması da bu hiyerarşinin yıkılmasını, insanlığın kendi tek “özüne” dönmeye çabalamasının miladına işaret eder.

                Nihilizmin mutlak gerçeklik ve metafizikle birlikte reddettiği şey ahlak kökenli bir ontoloji ve ontoloji kökenli bir ahlaktır. Bir diğer deyişle, ezeli olanın aynı zamanda iyi olduğu, insanın ahlaki görevinin duyumsal olanın üstüne çıkmak ve ilahi fikirlere yüzünü dönmek olduğu görüşüne karşı çıkmak... Nihilizm, düalizme karşıdır, çünkü Nietzshe’nin deyimiyle “düalizm, kişinin hayattan uzaklaştırılmasıdır”.

                Özgür ruhun reddedişlerinin ardından sorulması gereken soru şudur: Nihilizm, modern insanın mutlak sonu mudur? Burada Nietzsche şöyle der: “Nihilizm kesin olan bir şey değildir, ondaki asıl olumlu yan, onun bir geçiş dönemi olmasıdır.” Nihilizm insanlığın kaçınılmaz sonudur, hatta istenç yitimiyle sonuçlanan değer yitiminin ve sanal doğaların açığa çıkışının insanlığı sürüklediği noktadır. Fakat nihilizm insanlığın mutlak sonu değildir, nihilizmin bu üçüncü aşamasında insanın önünde iki seçenek vardır Nietzsche’ye göre: ya kötümser bir anlam yitimini, anlam arayışından uzaklaşmayı seçmek ya da bütün bu hiçci süreci tekrar bir anlam süzgecinden geçirmeyi, hayata tekrar umutla, anlayarak, tanıyarak sarılmayı denemeyi seçmek. Pasif nihilizm Camus’nün hayata ve değerlere yabancılaşmış Meursault’ün hayata karşı edilgen boşvermişliğini gösterdiği rahiple konuşma sahnesini anımsatır. Rahibin “Hiç mi umudunuz yok, bütün bütün ölüp yok olacağınız düşüncesiyle mi yaşıyorsunuz” sorusuna tepkisizce “evet” yanıtını verir Meursault. Pasif nihilizmde Meursault’ünkine eşdeğer bir karamsarlık ve kayıtsızlık yaşanır, nihilizmin son aşamasını bu tarz bir anlayışla yaşamayı tercih edenlerin sonu tamamen bir özyitimidir. Diğer yandan Nietzsche büsbütün karamsar değildir nihilizmle ilgili. Nietzche’nin aktif nihilizm olarak tanımladığı bir diğer seçenekte ise kişi decadence i yenerek, yeniden yapılandırır kendi öz benliğini, yeni bir mücadeleye, varlığını anlamlı kılacak yeni bir amaca, übermench e yani üstün insana yönelir. Üstün insan, modern insanın yükselişinde ulaşmak istediği noktadır, modern insanın kendi kendisini yaratımının gerçekleştiği aşamadır. Nihilizmin bu son aşaması Marx’da da benzer bir aktif-pasif ayrımına dayanılarak açıklanmış olsa da Marx nihilizmi Dostoyevski, Nietzsche ya da onların 20. yüzyıldaki ardılları gibi “Tanrı’nın Ölümü” ne değil insan değerini metalaştıran, bireyi kendi emeğine yabancılaştıran burjuva ekonomik düzeninde görür. Fakat Marx da modern insana ilişkin umutsuz değildir, ünlü eseri Komünist Manifesto’da burjuva ekonomik sistemi ilerlerken gelişen iletişimin manifesto gibi eserlere ulaşımı artıracağından burjuvanın kendi sonunu getireceğinden, böylece aktif nihilizmin gerçekleşeceğinden söz eder. Nihilizmin üç aşamasına bakıldığında görülen modern insanın kendi yarattığı decadence kavramının doğal sonucu gibi görünen nihilizmden yine kendi aklıyla kurtulabileceği olgusudur. Bu bağlamda Kant’ın 1784’te sorduğu “Aydınlanma nedir?” sorusuna verdiği “kişinin kendisinin düştüğü erginsizlik durumundan yine kendi aklını kullanarak kurtulmasıdır” sözüyle modern insanın yükseliğinin nihilizmin karamsar özyitimiyle übermenchin zaferi arasında bir yerde olduğu söylenebilir.