MODERNİTE VE
KENDİNİ SORGULAYAN İNSAN
YAĞMUR
ÇUHADAR - PINAR BOZKURT
TEVFİK
FİKRET LİSESİ
Hegel, Felsefe Tarihi Dersleri’nde tinin
Modernite’deki serüvenini anlatırken Descartes’tan
uzun ve tehlikeli bir yolculuktan sonra varılan bir
ada gibi söz eder: ‘Burada diyebiliriz ki artık
evimizdeyiz ve fırtınalı bir denizde seyreden uzun
bir yolculuktan sonra bir denizcinin yapması
gerektiği gibi, görünen sahili selamlamalıyız;
Descartes ile modern çağların kültürü, modern
felsefe düşüncesi bugüne bizi getiren uzun ve
dolambaçlı bir yolculuktan sonra gerçekten kendini
göstermeye başlar.’
Hegel’in selamladığı Modernite , bugün hem
eleştiriliyor, hem de post-modernizm adı altında
çözülmeye çalışılıyor. Bu yapı-çözüm çabalarının
kendisinden esinlendiği bir başka filozof
M.Heidegger’dir. Heidegger, Modernite eleştirisini
Descartes üzerine odaklaştırmıştır. O’na göre
Descartes, özne-nesne ayrımının, varlığı unutmanın,
doğa üzerindeki teknik tahakkümün Modern çağlardaki
ustasıdır. Heidegger için modernite, totaliter
deneyimler, doğanın ve insanın teknik sömürüsü ve
varlığın unutulması anlamına gelmektedir. Bir 17.yy.
filozofu olarak Descartes bu çağın ilk gerçek
ürünüdür.
Modernitenin yakın geçmişi olan Rönesans,
Descartes’in Cogito’suyla ünlenen
17. yy. ruh-beden ilişkisi sorunsalında yer alan
terimlerden Beden-Doğa nın bütün çeşitlemeleriyle
düşüncede oluşturulmakta olduğu bir dönemdir.
Descartes, insanlığın doğal güçlere boyun eğişten,
aynı zamanda bilgelik ve güç anlamına gelen bilimin
ürünü olan makine yoluyla kurtulacağına inanır.
Descartes, modern anlamda özne kavramının mimarı,
teknik dolayımla öznenin nesneye tahakkümü, onu
başka olan olarak dıştalaması süreci olarak
anlaşılan Modernitenin atasıdır. Ya da böyle
bilinmektedir. Filozofu, Derrida gibi farklı bir
okumayla yorumlayanlar olsa da …
Modernite adını verdiğimiz düşünsel
boyuttan modernleşmeye yani olgunun maddi yönüne
geçtiğimizde karşımıza kapitalizm ve modern yaşam
karmaşası çıkar.
Modernleşmeyle birlikte insan sanki zamanın önüne
geçmeye çalışıyor. Daha hızlı arabalar, daha hızlı
bilgisayarlar ,uçaklar.Sanki herkesin koşarak
yetişmek istediği bir yer var.Hep bir yeni arayışı
içinde yanlarından geçenleri göremeyen kör gözler
yetişiyor artık.Ve koşuyorlar bilimle, teknikle,
gelişen sanayi ile kendi oluşturdukları sona doğru
daha hızlı, daha hızlı.Avustralya yerlileri hakkında
anlatılan hikayeyi daha sık hatırlıyor insan: Batılı
bir arkeolog grubuna rehberlik yapan yerliler
ormanın içindeki hızlı bir yürümeden sonra birden
durur ve oldukları yere otururlar. Arkeologlardan
biri aceleleri olduğunu ve neden durduklarını sorar
grubun şefine. Alınan yanıt günümüz insanının
koşuşturmasını özetler niteliktedir: Çok hızlı
gittik ve ruhumuz bedenimizin gerisinde kaldı. Onun
bize yetişmesi için beklemeliyiz. Durkheim’ın
anımsattığı gibi, modernlik ilerledikçe mutluluk
geriliyor, doyumsuzluk ve engellenme çoğalıyor.
Kapitalist çark içinde dönüp durmakta olan modern
insanı sorgularken Marx’ın üreten ve özgür insanını
düşünmemek mümkün değil.
Marx’in dediği gibi Kapitalizm kendi sonunu
hazırlıyor. Belki de çoğunluk bunun farkında değil.
Para ,hırs,düzen,iktidar olma isteği .İnsanlar sona
geldiklerinin farkında olmaksızın, giderek daha
fazla söylenerek nasıl tahammül edebiliyor böylesi
bir yaşama? Arzu varlığı olarak tanımlanabilen
insanın istediği bu olmasa gerek! Benim algılayışıma
göre, insanlar bir körlük içinde yaşıyor. Öyle kör
bir inanç ki hissettikleri, pimi çekilmiş bir bomba
önünde durduklarını fark etmiyorlar, bombanın hızla
üzerlerine düştüğünden bir haberler ve tam da bu
nedenle soğukkanlılar. Kör bir inanç.Tıpkı kimi
çevrelerce Marksizm’i Marx’ın bakışından ayıran
noktanın gözden kaçırılması gibi kör bir inanç.
Marx’ın öngördüğü insan üretken olan, kendisini
üretmeyi hedefleyen insan. Marx, sistemdeki
bozukluğu görmekle yetinmeyip ,diğerlerine de
göstermeyi bilen büyük bir filozof. İnsanın ve
düşüncenin ancak özgür olduğunda gerçek üretimde
bulunabileceğini söyleyebilen.
Fakat Marksizim kimilerince bir kalıba sokulmuş,
zamanına göre hep bir inanç olarak görülmüş ve bu
yüzden de Marx’tan uzak bir düşünce sistemi olma
tehlikesini taşımıştır. Buna karşın, Marx
düşüncelerin bir inanç olmasına karşı çıkandır.
‘Çalışmak ibadettir’anlayışını getiren modernizmdir
ve Marx buna karşı çıkar. Çalışmanın ibadet
sayıldığı bir toplumda belirli bir sınıf için
özgürlük vardır. Oysa eşitlik olmadan özgürlük
olmaz. Sadece bir sınıfın özgürlüğü değil, bütün
insanların özgür kılınması temeline eşitliği alan
bir ideoloji ile mümkündür. Marx’ın insanı özgür
olduğunda üretebilir. Ona göre insan kendini bir
sanat yapıtını oluşturur gibi üretmelidir. İnsan,
kar üzerine kurulu bir sistemde kazanç olarak eline
bir avuç mutsuzluk ve yalnızlık tutuşturulan bir
meta olmamalıdır.
Kapitalizm öyle bir sınıra gelmiştir ki
insanlar elde ettikleri iktidar, para gibi hırsları
yüzünden yaşamda yaratmak istediklerini unutmuştur.
Sistem zarar görmeye başlamıştır. Eğitim
sistemindeki tutarsızlıklar bunun bir örneğidir. Bu
bir tesadüf değildir. Kapitalizmde eğitim, tek tip
insan üretmenin önemli bir silahıdır. Bu sistemde
öğretmenler, kafası ‘boş bir levha olan’ genç
beyinlere, bilgileri tam olarak verme kaygısını
taşıyan, hem doğruyu hem yanlışı kendi iradelerince
seçmelerini sağlamaya inanan, böyle yapacaklarına
kendi kendilerine söz vermiş kişilerdir. Ne gariptir
ki onlar hiç öğrenci olmamışçasına göreve
başladıktan sonra sanki sihirli bir değnek onları
değiştirmiş gibi sisteme uyarlar. Doğru tektir.
Öğrenci ancak kendini üstün gören öğretmenin
düşünceleri sınırında düşünme yetisine sahiptir.
Doğru cevapları aramaktan özgür düşünceye zaman
kalmaz. Niceleri vardır ki öğretmek yerine kuralları
-kimin koyduğunu bilmediğimiz kime göre bunların
yıkılmaması gerektiğini hiç öğrenemediğimiz, belki
de durup hiç düşünemediğimiz-öğrencilere uygulatmayı
seçer. Çünkü kurallar yıkılırsa insanlar düşünmeye
başlar. Böylece iktidar ortadan kalkar. Çünkü ayağa
kalkan, aslında düşünmek eylemidir. Sistemin
yaratıcıları, bulundukları görkemli koltuğa öylesine
değer vermişlerdir ki ‘bana dokunmayan yılan bin
yaşasın’ söylemi ve düşünmeyi unutan köleler bu
sistemin ürünüdür.
Susturulan ve düşünmeyen her birey onlar için bir
zaferdir. Böyle bir sistemde yetişen bir insandan
kim
soru sormasını bekler ki? Garip değil mi sizce de,
toplumun büyük kesiminin aynı düşünceleri savunması?
Farklı bir düşünceye bu kadar yabancı olmamız. Garip
değil. Az öncede söylediğim gibi
sürüler halinde, kalıplaşmış doğrularla büyüyen
dünün genci, bu günün erişkini olmuştur. Farklı ne
beklenebilir ki? Onlar alışmıştır bir başkasının
onlar için düşünmesine, karar vermesine. Kapitalist
düzendir bu bireyleri yaratan. Bu sistemin
bireyleridir kendini üretmeyi bırakıp, seri üretime
doğru yol alan. Bu tip insanlar, zorunluluklar
içerisinde bir şeyleri düzenlemeyi iş edinmişlerdir.
Kaostan ölüm gibi korkmaktadırlar. Kaos –düzen.
Modernleşmenin, Modernizmin belki de iki ana kolonu.
Zıt gibi dursalar da modernlik bu ikizin üzerinde
düşünülen bir zamandır.
Kapitalizm seri üretimdir. Makineleşmiş sistematiğe
dayalı, tek tipler topluluğudur. Aynı şeyi
savunanların, bilmeden düşündüğünü zannedenlerin
toplumudur. Alt sınıf çalışır ve üst sınıflar için
üretir. Sorun buradan kaynaklanır. Kapitalist düzen,
ben ve öteki arasındaki ayrımı belirginleştirir.
Modernleşen toplumda üst sınıf ne kadar yükselmiş
görürse kendini aslında o kadar sona yaklaşmıştır.
Çünkü üst sınıf, alt tabakaya mahkûmdur. Milyarları
olan bir çelik prensesi tahıl üreten bir köylüye
mecburdur. Üst sınıf ile alt sınıf arasındaki uçurum
açıldıkça kapitalizm sonuna yaklaşmış olur. Üstelik
toplum modernleştikçe alt tabakaya olan bağımlılık
artacaktır. Sınıflar arası eşitsizliğin kalkması
kısırdöngünün ortadan kalkması için gereklidir.
Felsefe özü gereği cevapla değil, sorularla ve
sorunlarla ilgilendiğinden, konuşmamı çözüme yönelik
bir cevapla bitirmeyeceğim. Ama umut etmekte özgürüm
insan olarak.
Marx’ın dediği gibi: yaşam, neden bir sanat yapıtı
olmasın? Komünal yaşam belki de bir ütopya.Eşit
haklar ,eşit yaşamlar…Ve hoşgörünün sonsuzluğu.
Bireyin mutluluğundan, toplum mutluluğunun elde
edildiği bir düzen. Kendini üreten insanoğlu. Her
biri sanki bir ressam gibi. Ekmeği yapan için o
buğday kokusu bir tuval sanki. Tıpkı Şirinlerdeki
gibi. Kuralsız belki ama mutluca,huzurluca ve en
önemlisi hep beraber yürütülen komunal bir
yaşam.Eşit ve özgür bir sistem.Üretmenin sınırsız
olduğu ! Düşünsenize, hayatınız boyunca mutlu
olduğunuz bir eser yarattığınızı.
KAYNAKÇA: Felsefe Tarihinde Modernite ve
Sorgulanışı-Tülin Bumin
Modernliğin Eleştirisi-Alain
Touraine