SEMA MİMTAŞ  KONAK NACİ ŞENSOY LİSESİ

SANATIN İNSANI DIŞLAMASI

  İspanyol düşünür Jose Ortega y Gasset’in  özellikle modern sanat hakkındaki  görüşlerini açıklamaya çalışacağım.

  Gasset 19. y.y.eserinin genel çizgisinde örnek verirken aynı zamanda özellikle o zamanlar yeni doğmuş olan ve genelde gençlerin sanatı olarak bilinen günümüz sanatını açıklamaya çalışmıştır.

 Halka mal olmayan şeyle halkın beğenmediği şey arasında ayrım yapmak gerekir, yenilik getiren biçem halka mal oluncaya   değin bir süre geçer; halka mal olmuş değildir, ama beğeniliyor da denemez.

 Yeni sanat kitleleri karşısına almış durumda olmuş ve ürettiği bir yapıt halkta hemen tuhaf etkiye yol açmıştır. Yeni sanatçıları kendi dünyalarında tartışa geldikleri ve eserlerinde yansıttıkları kimi soyut ve “ belirsiz” çalışmalar halkın tepkisini çekmiştir.

Sorun kitlenin onu anlamamsıdır ve bu sanatı, anlayanlar ve anlamayanlar olmak üzere iki kutba ayırmıştır.

Kitlenin öfkelenmesi de burada başlıyor, çünkü yeni sanat, romantik sanat gibi, herkese göre değil, özel yeteneği bulunan bir azınlığa yönelik. Bir insanın sanat yapıtını anlaması ona karşı kendini üstün duymasına neden olur; ancak o yapıt anlaşılmamışsa, kişi mahcup olur, kendisinin sezinlediği aşağılık bilincini dengeleye bilmek içinde yapıtı küçümsemeye başlar.

Yapıtın anlaşılmaya çalışılması fikrine ise Picasso gülüyor: “ Herkes sanatı anlamak istiyor.

Niçin bir kuşun ötüşünü anlamaya çabalamıyorlar?” diyerek bu kesime belli bir yerde cevap vermiş oluyor.

Kitlelerin bu sanata kızgınlığının sebebine baktığımızda öncelikle bu sanatı kendilerine hitap eder bir şekilde görmemeleri. Eskiden tat alarak izledikleri tiyatronun, okudukları şiirin ve özellikle seyre daldıkları resmin artık onlara ait olmaması fikridir. Kitlede estetik zevk yapıtın, ona ait olan şeyleri iyi yada kötü- nefret ,aşk, acı – gibi  şeyleri yaşatması, bu aldatmacayı sağlayabildiği oranda  da “güzel” olmasıdır. Bu da ona gündelik figürleri görünce ona “ sanat”  adını vermesi mümkün kılacaktır. Öyle ki ası  sanat  biçimlerini gerçek dışı durumları, hayal ürünlerini yalnız kendisinin insan biçimlerini ve serüvenlerini algılaması engellemedikleri ölçü de hoş görecektir.

Ama sanat yapıtının kimi zaman gündeme yaptığı yada sunduğu insani olaylar karşısında mutlu olmak ya da üzülmek, gerçek sanatsal zevkten çok ayrı bir şeydir.yapıtın bu insani yanıyla uğraşmak ilke olarak sanatsal zevkin özüyle bağdaşmaz.                                                                                                                                                

Bir pencere camının ardından bir bahçeye baktığımızı düşünelim. Görüş acımız camda durmayarak öteye geçer ve dalları, çiçekleri kucaklar. Bakışımızın hedefi bahse olduğundan ,görüş açımız ona yöneliktir,camı hiç görmeyiz,bakışlarımız onu algılamadan aşar geçer cam ne denli temizse o denli az görürüz onu.Ama sonra bir çaba gösterip dikkatimizi camda toplayabiliriz.O zaman bahçe gözümüzden kaybolur,ancak cama yapışmış duran bazı karışık renk ve lekeleri görürüz,yani bahçeyi görmekle,pencerenin camını görmek birbiriyle uzlaşmayan iki işlem, ikisi farklı gözayları gerektiriyor.(Tristian ile Isolde’nin serüvenleriyle duygulanmayı bekleyen kişi,ruhsal algılama gücünü onlara ayarlar,sonuçta sanat yapıtını göremez.Eseri gerçek saydığı ölçüde duygulanır.Oysa sanat nesnesi ancak gerçek olduğu ölçüde sanatsaldır.)

  Gelelim sanatın insanı dışlamasına!Sanatın arıtılması yolunda Gasse romantik ve doğalcı üretimde egemen olan insani öğelerin yavaş yavaş silineceğine ve bu silinme gerçekleştiği zaman da sanatı salt sanatsal duyarlık denilen çizel yetenekle donatılmış kimselerin algılayabileceği bir nesne olacağına değinmektedir.Halk kitleleri için değil,salt sanatçılar için bir sanat!

  Açıklamak gerekirse,19,yy’da yapılmış olan bir resimde yaşanan ya da insani gerçeğin izleri göze çarpar.Çizilen bir ev,bir adam,bir dağ resmionların havalarını ve görünümlerini korumalarını amaçlamıştır.O tabloda herşey açıktır.Oysa yeni tabloda onları-tanımada güçlük çekeriz.Ressam kararlı bir çıkış yaparak gerçeğin biçimini bozmuş, insani görünümü parçalanmış, insani olmaktan çıkmıştır onu. Geleneksel tabloda gösterilen şeylerle birlikte yaşamayı hayal edebiliriz; ama yeni tabloda böyle bir şey olanaksızdır. Anlaşoılmaz bir evrene tutsak eder, insani terimleri içinde uğraşamayacağımız nesnelerle uğraşmaya zorlar bizi yeni yaşam, önce doğal yaşanmamızı silip yok ettikten sonra icat ettiğimiz o yaşam, sanatı anlamanın ve zevkine varmanın ta kendisidir.

İşte sanatçı nesneler yaratmak derdindedir. Bu nedenli ustalıklı olursa olsun gerçek bir nesnenin basit bir kopyası değildir. Nede nedenli ustaca olursa olsun, bir süslemedir. Her ikisinden de daha uygun ve dayanaklı bir şeydir; sanatçının bizim günlük yaşantımızın köhne nesnelerinden daha gerçek olduğunun duyumsadığı bir şey. Bunu  anlamak için birkaç taş parçasını düşsel bir şatoya dönüştürdüğüz günleri anımsamalıyız. Herry Moore’ da modeline bakıp yapıta başlamıyor, tersine taşa bakarak işe koyuluyor. Moore, kayanın cisimselliğinden ve yalınlığından bir şeyler  korumak istiyor. Taştan bir kadın değil, kadında bir taş yapmak istiyor.!

Şüphesiz bu yapıtlar duygudan ve tutkudan yoksun değildir; ancak o duygu ve tutkular bizim ilk ve insani yaşamımızın doğasını kaplayan ruhsal bitki örtüsünden çok ayrı bir bitki topluluğundandır. O nesne ötesi şeyleri bizim içimizdeki sanatçıda uyandırdıkları ikinci çoşkulardır. Özgün estetik duygulardır. Bu sanatın insansızlaşmış olması yalnızca insani nesneler içermediğinden değildir, etkin olarak “ insani dışlama” işleminden oluştuğu içindir. Çıkış noktası, insani yanı yıkıştır.

Modern sanatçılar aynı zamanda sanatı yaşama yansıması, bir insan kişiliğin açısından doğanın görünüşü ve insani olan herşeyin sergilenmesidir fikrine karşı çıkıyorlar.

   Geleneksel tiyatro , bize kişilerinde gerçek kişiler , abartılı hareketlerinde bir ‘‘insan’’dramının anlatımını görmemizi önerir . Yenisindeyse , oyun kişilerinin bizi oyun kişileri olarak ilgilendirmesi sağlanır , birer idea ya da mutlak şema gibi yani.İdealara baktığımızdazihnimizde nesnelerle ilişkisi olanları düşündüğümüzde kala kala idea’lar kalır elimizde. Nesneleri idea’larla görürüz. Düşünerek gerçeği idea yoluyla yakalamaya çabalamaktır ; zihnindoğal işleyişi düşüncelerinden dünyaya doğru yönelir.

     Bu yönelişte Romantik sanatçı , kuşun aşk çağrısını taklit ederek çıkar ava ; notaları sonra mermi yapıp bedenine saplamak için kuşun ilgisinden alçakça yaralanır ; ama sanat ruhsal coşku bulaşmasından fazla bir şey olmasıdır. Zihnin öğle güneşi olmasıdır sanat. Göz yaşı ile hile estetik açıdan hile sayılırlar. Güzelliğe ileten edim asla hüzün yada gülümseme yolunda geçmez. Estetik zevk, zekice bir zevk olmalıdır. Kişi sanatsal nesnenin zevkini çıkarmak yerine kendi kendisinin zevkine varmalıdır. Kişi aradığı duyguyu bulmuş, yapıt yalnızca o zevkin kaynağı, alkolü olmuştur.

Sanatçının istediği şair olmaktır.şairin misyonu var olmayı yaratmaktır. İnsanın yazgısı kendi insani yolunu yaşayacaktır nasılsa; ama şair orada, kendi başına duran gerçeğe, gerçek dışı bir anakara ekleyerek dünyayı genişletir.

Yeni sanatın yönelişine baktığımız zaman eski sanatı görüyoruz. Bir sanat yüzyıllar boyunca, vahim boşluklar bırakmaksızın yada gelişimini kesintiye uğratacak tarihsel olmaksızın, kesintisiz bir evrim izlerse, artık ürünleri üst üste yığılmaya ve yoğun gelenek yavaş yavaş günün esini üzerinde ağırlığını hissettirmeye başlar. Bu his ya yeni doğan sanatçıya dünyanın arasına gittikçe daha yoğun bir geleneksel biçem birikimi belirterek ikisinin doğrudan ve özgün iletişimi engelleyerek yoluna devam edecek, yada geçmesi yaşanan günü baskı altında tutması durumu tersine dönecek, yeni sanatın kendisini boğan eski sanat illetinden yavaş yavaş sıyrıldığı uzun bir dönem başlayacaktır.

    Yeni sanatçı geleneksel dönemde sanatçının sahip olduğu  ‘‘kurtarıcılık’’ rolünü reddedecektir. Bunun yerine daha  gülünç olmayı tercih edecektir. Ne zaman ki ona toplumsal bir görecelik yüklense o oradan kaçıyor , ancak o hava yıkılınca sanatsal ürünün zevkini almaya başlıyor. ‘‘Gülünç’’ dedik sanatın sanatçının bunu gerçekleştirebilmesi için kendi gerçeğimize yansıtmaktan , onu o yansıma edimimizle aşmaktan başka yolu yoktur. Sanatçı olmak demek , sanatçı olmadığımız zamanlar o pek ciddi kişiyi ciddiye almamak demektir. Bununla sevgiyle nefret arasındaki çelişki de dengelenmiş oluyor. Sanat dokunaklı insani içeriğinden sıyrıldıkça , önemli sonuçlar vermekten de vazgeçiyor –salt sanat olarak kalıyor.

     Bu devrede bizim sanatçılara yetişmemiz gerekiyor diye düşünüyorum  özellikle teknolojinin bu kadar kapsamlı olduğu bir yüzyılda sanatsız bir yaşam düşünülemez. Sanatı yakaladığımız an belki insanlık çağı en iyi dönemini yaşıyor olacak ; çünkü sanatı , sanatçıyı anlamak bilinçli olmayı gerektiriyor ve  getiriyor. Sanat , sanatçı da dış dünyayla olan ilişkilerini hep kontrol etmeli diye düşünüyorum .Özellikle kapitalizmin hortladığı bir çağda insanlar tekrar kendilerine yabancılaşmak gibi bir çağı yaşıyorlar ve bu da felsefenin sanatın bize daha yakın olması gerektiğini haykırıyor.