•  

    Oğuz Atay

     

     

    www.yazarlar.eu/atay/

     

    Tutunamayanlar'dan

     

    Disconnectus Erectus 

     

    "Beceriksiz ve korkak bir hayvandir. insan boyunda olanlari bile vardir. yalniz penceleri ve ozellikle tirnaklari cok zayiftir. dik arazide, yokus yukari hic tutunamaz. yokus asagi, kayarak iner. (bu arada sik sik duser.) tuyleri yok denecek kadar azdir. gozleri cok buyuk olmakla birlikte, gorme duygusu zayiftir. bu nedenle tehlikeyi uzaktan goremez. erkekleri, yalniz birakildigi zaman acikli sesler cikarirlar. disilerini de ayni sesle cagirirlar. genellikle baska hayvanlarin yuvalarinda (onlar dayanabildikleri surece) barinirlar. ya da terkedilmis yuvalarda yasarlar. belirli bir aile duzenleri yoktur. dogumdan sonra ana, baba ve yavrulari ayri yerlere giderler. toplu olarak yasamayi da bilmezler ve dis tehlikelere karsi birlestikleri gorulmemistir. belirli beslenme duzenleri de yoktur. baska hayvanlarla birlikte yasarken onlarin getirdikleri yiyeceklerle gecinirler. kendi baslarina kaldiklari zaman genellikle yemek yemegi unuturlar. butun huylari taklit esasina dayandigi icin, baska hayvanlarin yemek yedigini gormezlerse, aciktiklarini anlamazlar. (bu sirada cok zayif dustukleri icin avlanmalari tavsiye edilmez.) icguduleri tam gelismemistir. kendilerini korumayi bilmezler. fakat - gene taklitcilikleri nedeniyle- baska hayvanlarin dovusmesine ozenerek kavgaya girdikleri olur. simdiye kadar hicbir tutunamayanin bir kavgada baska bir hayvani yendigi gorulmemistir. bunula birlikte hafizalari da zayif oldugu icin, sik sik kavga ettikleri, bazi tabiat bilginlerince gozlenmistir. (ayni bilginler, kavgaci tutunamayanlarin sayisinin gittikce azaldigini soylemektedirler.) din kitaplari, bu hayvanlari yemegi yasaklamissa da , gizli olarak avlanmakta ve etleri kacak olarak satilmaktadir. tutunamayanlari avlamak cok kolaydir. anlayisli bakislarla suzerseniz, hemen yaklasirlar size. ondan sonra tutup oldurmek isten bile degildir. insanlara zararli bazi mikroplar tasidiklari tespit edildiginden, belediye saglik mudurlugu de tutunamayan kesimini yasak etmistir. yemekten sonra insanlarda gorulen durgunluk, hafif sikinti, sebebi bilinmeyen vicdan azabi ve hic yoktan kendini suclama gibi duygulara sebep olduklari, hekimlerce ileri surulmektedir. fakat ayni hekimler, tutunamayanlarin bu mikroplari, kasaplik hayvanlara da bulastirdiklarini ve bu sikintidan kurtulmanin ancak et yemekten vazgecmekle saglanabilecegini soylemektedirler. hayvan terbiyecileri de tutunamayanlarla uzun sure ugrasmis ve bunlari sirklerde calistirmak istemislerdir. fakat bu hayvanlarin, beceriksizlikleri nedeniyle hicbir huner ogrenemediklerini gorunce vazgecmislerdir. ayrica birkac sirkte halkin karsisina cikartilan tutunamayanlar, onlari guldurmek yerine mahzun etmislerdir. (halk giselere saldirarak parasini geri istemistir.) filden sonra, din duygusu en kuvvetli olan hayvan olarak bilinir. oldukten sonra cennete gidecegi bazi yazarlarca ileri surulmektedir. fakat toplu, ya da tek gittikleri her yerde hadise cikardiklari icin, bunun pek mumkun olmayacagi sanilmaktadir. baslari daima one egik gezindikleri icin, cesitli engellere takilirlar ve her taraflari yara bere icinde kalir. onlari bu durumda goren bazi yufka yurekli insanlar, tutunamayanlari ev hayvani olarak beslemeyi de denemislerdir. fakat insanlar arasinda barinmalari -ev duzenine uymamalari nedeniyle- cok zor olmaktadir. beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldirmakta ve evden kovulunca da bir turlu gitmeyi bilmemektedirler. evin kapisinda gunlerce , acikli sesleriyle bagirarak ev sahibini canindan bezdirmektedirler. (bir keresinde, ev sahibi dayanamayip kacmissa da , tutunamayan, sahibini kovalayarak, gittigi yerde de ona rahat vermemistir.) sehirlere yakin yerlerde yasadiklari icin, onlari sehrin icinde , citle cevrili ve yalniz tutunamayanlara mahsus bir parkta oturarak, sayilarinin azalmasini onlemeyi dusunmenin zamani artik gelmistir."

     

    Tutunamayanlar'dan

     

     

    "Bütün memurlar daha gazetelerini okuyorlardı,çaylarını içiyorlardı,masalarını düzeltiyorlardı,ceket çıkartma talimatı gelmediğinden ceketleriyle oturuyorlardı, adamı yakalamışlar bizim zamlardan bir haber yok dün akşam başıma gelenleri sormayın diyorlardı; hademeler, kapılarının önünde iş sahiplerinin evrakını masadan masaya odadan odaya taşımak için bahşişlerini bekliyorlardı. ceket kollarının sürtünmeyle paralanmasını istemeyen bazı titiz memurlar kolluklarını takmak üzereydiler; daktilo kadınlar makyajlarını tazeliyorlardı; orta yaşlı ve gençliğine düşkün olanlar parmaklarıyla alın derilerini geriyorlardı;yaşları kırk beşten büyük olanlar son zamanları tenkit ediyorlar,küçük olanlarda masalardaki tozdan şikayet ediyorlardı; sinekler,rahatsız edilmeden masaların üstünde geziniyordu. daire o battal kütle,yavaş yavaş geriniyor, uyanıyordu:şefler daha otobüs duraklarında vasıta bekliyorlardı,umum müdürler uyuyorlardı,bir yolunu bulup rapor alabilen memurlar hiç gelmiyorlardı,evlerinde öteberi tamir ediyorlardı. bazı anlar, bir kağıda, bir kayıt defterine uzanıyor gibi oluyordu eller; sonra, yandaki masadan atılan bir söz, uzatılan bir gazete, hademenin masaya koyduğu demli bir çay, bu atılışları kesiyordu. tembel bir cevap veriliyor, habere dalınılıyor, masa ıslanmasın diye, çay bardağının altına, yemek-içmek için gerekli eşyanın bulundurulduğu çekmeceden çıkarılan bir altlık konuyordu. sigaralar, birer ikişer yakılıyordu, kibritler tablalara bırakılıyordu:her harekette bir yumuşaklık,bir gün görmüşlük göze çarpıyordu. hiç acele edilmiyordu. şaşırtıcı ve yeni hiçbir şey beklenmiyordu. her sabahın, bütün sabahlar gibi bir sabah olması bekleniyordu.

    Turgut korunmasını bilen bir iş kovalayıcısıydı. bilinmeyen kurallarla yönetilen bu ülkeye her girişinde, ürkütülmemesi gereken yaratıkların beklenmeyen davranışlarına saygı gösterirdi; yapmacık sabrını sonuna kadar sürdürürdü. koridorda ,dairenin sabah mahmurluğunu üstünden atmasını bekliyordu. önünden geçen her memuru saygılı bakışlarıyla süzüyordu. belli olmaz; kimin nerede ne işe yarayacağı belli olmaz. sonra, bana aldırmıyordun ama ağıma düştün işte, bakışlarıyla karşılaşıverirsin birden. garip ve mistik bir hava vardır; görünüşe aldanmamalıdır iş sahibi denilen cüce yaratık. hademeler süpürüverir insanı. elini hiçbir kağıda uzatmayacaksın, seni baştan savmalarına yol açmak şartıyla kendini acındıracaksın,gülümseyeceksin , bekleyeceksin... ve hiçbir zaman ümide kapılmayacaksın, hiçbir düşünce ileri sürmeyeceksin, hiç bir şey bilmezsin gibi görüneceksin, garip şekilde giyinmeyeceksin,ellerini masaya dayamayacaksın, seni baştan savmalarına yol açmamak şartıyla kendini acındıracaksın, gülümseyeceksin,bekleyeceksin... ve hiçbir zaman ümide kapılmayacaksın. işte beklediğin memur merdivende göründü. hemen yanına gitmeyeceksin. bekledi. sabırla odaya girmesini,masasına yerleşmesini ve güne alışmasını bekledi. odaya girdi. allah’a emanet ol, oğlum turgut. memurlar, masanın iki tarafında değişmeyen yerlerini aldılar. önce turgut’un yüzüne bakılmadı; onun sorması beklendi. küçük bir zaman kazancı. beni deniyor. boğazını temizle öksür; fazla genç olduğun izlenimini bırakma. buyrun, bir şey mi istediniz? ne olağanüstü bir ülkedir! bir şey mi istediniz?,derler. çünkü, esrarlı ve bu dünyanın insanlarının akıl erdiremediği işlerle uğraşırlar."

    Önceki "Seviyorumlar..."
    Hrant Dink (Ürkek ve Özgür)
    Can Yucel (Sevgi Duvarı)
    Edip Cansever (Masa da masaymış ha!)
    Behçet Necatigil (Kirli Soru)