Arthur SCHOPENHAUER 

YAŞAM BİLGELİĞİ ÜSTÜNE AFORİZMALAR

(Ara yayıncılık, Çeviren: Güven Savaş Kızıltan)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

·        İnsanları, bir süre önce başımıza gelen hatırı sayılır bir felaketi onlara anlatmak ya da herhangi kişisel bir zaafımızı onların önüne açıkça sermek kadar kesin bir biçimde keyiflendiren pek az şey vardır. Karakteristik bir olgu!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

·        İlkbaharın başlangıcında ağaç yapraklarının tümü nasıl aynı renge ve neredeyse aynı biçime sahipse biz de çocukluğumuzun erken döneminde hep birbirimize benzeriz, o nedenle de olağanüstü kaynaşırız. Ama ergenlikle birlikte farklılaşma başlar ve tıpkı bir çemberin yarıçaplarının birbirinden uzaklaşan çizgileri gibi gittikçe büyür.

 

·        Yaşamın ilk yarısının ayırd edici özelliği doyurulmamış mutluluk özlemi ise, ikinci yarısınınki de mutsuzluk endişesidir.

 

·        Çünkü ikinci yarıyla birlikye az ya da çok açık bir biçimde tüm mutluluğun kuruntu, buna karşılık ıstırabın gerçek olduğu bilgisi ortaya çıkmıştır. O nedenle de, en azından daha aklı başında olanlar bu hazdan çok acısızlığı ve rahatsız edilmedikleri bir durumu erek edinirler.

 

·        Bunun sonucu olarak yaşamın ikinci yarısı da, tıpkı bir müzik parçasının ikinci yarısı gibi daha az canlılık, ama ilkinden daha çok rahatlık içerir. Buysa kişinin gençliğinde kimbilir dünyada ne mutluluklarla, ne hazlarla karşılaşabileceğini, ancak bunlara erişmenin zor olduğunu sanmasından kaynaklanır. Oysa yaşlılıkta bilir kişi, elde edilecek hiçbir şeyin olmadığını, yani bu konuda bütünüyle rahatlamış olarak, katlanılabilir bir şimdiki zamanın tadını çıkarır ve küçük şeylerden bile sevinç duyar.

 

·        Gençken, yaşamımızın akışı açısından önemli, etkili olayların ve kişilerin büyük gürültülerle ortaya çıkacağını sanırız: Ama yaşlılıkta geriye dönüp baktığımızda, bunların hepsinin son derece sessiz, neredeyse farkedilmeksizin arka kapıdan gizlice içeriye girmiş olduklarını görürüz.

 

·        Hatta hayat, herkese yaşamının ilk yarısında yüzünün, ikincisindeyse tersinin gösterildiği işlenmiş bir kumaşla karşılaştırılabilir: Tersi pek o kadar güzel değildir, ama daha eğiticidir; ipliklerin birbirleriyle bağlantısını görmemize izin verir çünkü.

 

·        Bir geminin üzerindeyken onun ilerleyişini ancak kıyıdaki cisimlerin geri çekilip küçülmesinden farkettiğimiz gibi, yaşlanıp-daha da yaşlandığımızı da gitgide daha yaşlı kişilerin bize genç görünmesinden anlarız.

 

·        Gençlikte görü, yaşlılıkta düşünme ağır basar: O nedenle, ilki şiir, ikincisiyse daha çok felsefe çağıdır.uygulamada da, gençlikte kişiyi görülmüş olan ve bunun izlenimi, yaşlılıkta ise yalnızca düşünme derinden etkiler.

 

·        Gene de gençlik bilgi ağacının kökü olmayı sürdürür, meyvaları taşıyan ancak ağacın tepesi olsa bile.

 

·       Geniş anlamda şu da söylenebilir: Yaşamımızın ilk kırk yılı bize matni, bunu izleyen otuz yılı ise metnin yorumunu sunar.ancak yorumdur bize metnin gerçek anlamını ve bağlamını iyice kavramayı öğreten; metnin içerdiği moralle ve tüm inceliklerle birlikte.

 

·        İnsan yaşlılıkta felaketleri önlemeyi, gençlikte ise bunlara katlanmayı daha iyi bilir.

 

·        Gençlikle yaşlılık arasında temel fark her zaman şu olacaktır: Gençliğin önünde yaşam, yaşlılığın önünde ölüm vardır; böylece gençlik kısa bir geçmişe, uzun bir geleceğe sahiptir, yaşlılıkta ise durum tam tersinedir.

 

·        İnsan yaşamına, aslında bu yaşam diğer bütün zaman uzunluklarını kendisine göre değerlendirdiğimiz ölçü olduğundan, gerçekte ne uzun ne de kısa denebilir. Çünkü, uzun da yaşasa, insan bölünemez olan şimdiki zamandan daha fazlasını hiçbir zaman elinde bulunduramaz:Anımsama ise artış yoluyla kazandığından daha çoğunu unutma yoluyla yitirir her gün.

 

·        O halde, insanın bizzat kendinde sahip olduğu şey, yaşamın mutluluğu için hepsinden önemlidir.

 

·        Zeki insan öncelikle acısızlığa, kötü muameleye maruz kalmamayı, dinginliği ve boş zamanı erek edinecektir. Bunun sonucunda, sessiz, mütevazi, ama olabildiğince rahat bırakıldığı bir yaşam arayacak, buna uygun olarak da, sözüm ona insanlarla birkaç tanışıklıktan sonra yalnızlığı, hatta büyük bir zekâ sözkonusu ise inzivayı seçecektir. Çünkü kişi bizzat kendinde ne denli çok şeye sahipse, dışarıdan da o denli az şeye gereksinim duyar ve diğer insanlar da ona o denli az şey ifade edebilirler.

 

·        Zekâ üstünlüğünün kişiyi toplumcul olmamaya götürmesi bundandır. Eğer toplumun niteliği niceliği tarafından ikame edilebilseydi, o zaman toplumun önde gelen çevrelerinde bile yaşama zahmetine değerdi: Ama ne yazık ki üstüste yüz budalanın toplamından zeki bir adam çıkmaz.

 

·        Zenginlik deniz suyuna benzer: ne denli çok içilirse o denli çok susatır. –Aynı şey ün için de geçerlidir.

 

·        Kuşkusuz alçakgönüllülük erdemi alçaklar için yapılmış büyük bir buluştur; bu erdeme uygun olarak herkes kendinden sanki aşağılık biriymiş gibi söz etmek zorundadır. Buysa dünyada yalnızca aşağılık insanlar varmış gibi bir durum ortaya çıkarmakla her şeyi olağanüstü bir biçimde eşitleştirir.

 

·        Buna karşılık gururun en ucuz türü ulusal gurudur. Bu gurur, onunla malul kişide, gurur duyabileceği bireysel niteliklerin eksikliğini ele verir. Bu kişi aksi takdirde binlerce insanla paylaştığı bir şeye el atmayacaktı. Önemli kişisel meziyetleri olan, en açık biçimde kendi ulusunun kusurlarını bilecektir daha çok; çünkü bunlar hep onun gözünün önünde durmaktadır. Ama dünyada gurur duyabileceği hiçbir şeyi olmayan her acınası alık, ait olduğu ulustan gurur duymakla son çareye el atmış olur.

 

(Sevgili öğrencim Özgür Sözbilen'e teşekkürler...)