ARDA DENKEL/DÜŞÜNCELER VE GEREKÇELER I/GÖÇEBE YAY.

FELSEFEYE BAŞLARKEN "FELSEFE NEDİR" SORUSU

(1985)  

      Felsefe ile ilk kez karşılaşan birine,bu alana giriş olarak felsefenin ne olduğunu anlatmak ve tanımlamak ne ölçüde geçerlidir?İnsan yeni bir alanla karşılaştığı zaman,özellikle o alanda düşünsel bir etkinliğe girişmesi söz konusuysa,önce ona ne yapacağının tanıtılması gerekmez mi?Bunun çoğu kez doğalmış gibi görünen yanıtı, başka bir çok dalda olduğu gibi,felsefeye başlarken de önce "Felsefe nedir" sorusunun yanıtlanması gerektiğidir. Kanımızca, böyle  bir yanıtın geçerlilik sınırlarının iyi saptanması önem taşımaktadır.Çünkü felsefeye onun ne olduğunu sorgulayarak başlamak ,eğer ona doğrudan verilebilecek bir tanım,bu soruya doyurucu bir yanıt bulunuyorsa ve böyle bir yanıtlama çabası felsefi düşünceye ilk adım olarak yararlı olacaksa geçerlidir.

     Oysa,"Felsefe nedir" sorusunu ilk adımda yanıtlayacak,doğrudan onaylanabilir bir tanım bulunduğu kuşkuludur.Buna bağlı olarak da,böyle bir tanım çabasıyla,daha henüz giriş aşamasında felsefeyi tanıtmak ve anlatmak açısından  yarar yerine zarar verecek bir yol tutuluyor olabilir

      Felsefenin ne olduğunu açıklamaya başlarken genellikle ilk yapılan,bu disiplini başkalarıyla,yani bilim ve güzel sanat disiplinleriyle karşılaştırmaktır.Bu karşılaştırma bağlamında yapılmaya çalışılan da,felsefeye özgü özel niteliklerin ortaya çıkarılmasıdır.Felsefe dışındaki hemen her bilim veya sanat disiplininin, öbürlerinden, konusu ya da uygulama alanı ile ayırt edilebildiği düşünülürse, felsefeye özgü özel niteliklerin betimsel veya tanımsal olarak dile getirilmesinin önemli bir güçlük taşıdığı anlaşılabilir.Felsefe dışındaki disiplinler birbirlerinden  konuları açısından ayrılabilirken,onun yalnızca kendine özgü olan konuları pek az yerde söz konusudur.Çoğu kez başka disiplinlerle aynı alanlar üzerine eğilmek durumundadır.Örneğin sanat da,estetik de `güzellik` üzerine, hukuk da ahlak da `doğru davranış` üzerine,fizik de metafizik de 'olaylar ve nesnelerin' doğası üzerine eğilir. Buna benzer olarak anlık felsefesi ruhbilim ile,toplum felsefesi toplumbilim ile,dil felsefesi de dilbilimi ile ortak  konu ve alanlara sahiptir.Bilgibilim (epistemoloji),başka disiplinlerce ele alınmayan bölümleriyle, felsefenin yalnız  başına işlediği ender konulardandır.Ancak bilgi kuramı ne ölçüde felsefe ise, anlık felsefesi veya ahlak da o ölçüde felsefe olduklarından, felsefe ile bilim yada sanat arasında,konuları açısından bir ayrım yapmak ve felsefeyi  tanıtmak istediğimiz kişiye bu ayrımı inandırıcı bir biçimde sunmak pek güç ve belki de kimidurumlarda olanaksız bir uğraş olabilir.

      Felsefenin ne olduğunu açıklamak amacıyla tutulan başka bir yol,onu bilimden genellik ve birleştiricilik ilkeleriyle ayırma çabasıdır.Oysa,felsefenin bilime göre daha genelleyici veya daha birleştiriciolduğu görüşü doğru mudur?Örneğinlise felsefe kitaplarına göre,"Felsefi düşünüş en genel sorunların araştırılmasıdır:Bu genel sorunlar insan,doğa ve evren gibileridir."Şimdi soralım: bilim de evren ve doğaya ilişkin düşünülebileceken genel türde sorular sorup bunlara yanıt aramaz mı?Örneğinkuvantum mekaniğine konu olan parçacıkların bu bilim dalınca belirlenen temel nitelikleri ya da Einstein fiziğinde verilecek özdek ve enerji arasındaki bağıntı ölçüsünde,doğa  ile evrenin genel özelliklerini kavrayan başka hangi açıklama düşünülebilir ki?Evrenin başlangıcı,yaşamıntemelini oluşturan olgular,insanın yapısı,kökeni ve ruhsal dünyasına ilişkin en genel ilke ve açıklamaları da yine bilim vermek durumunda değil midir?Evet felsefe geçmişte bu konulara eğilmiştir.Ancak bunu,bu konular yalnız felsefeye özgü  bir genellik taşıdıkları için değil,felsefenin o zaman için,henüz bugüne göre geri olan bilime önderlik etme ve bilimi bir tek çatı birleştirme görevini,belki de yetkisizce yüklenmiş olduğu için yapmıştır.Felsefenin bu görevi bir zamanlar yüklenmiş oluşundan kalkarak felsefeyi bu ikincil niteliği ile belirlemek,ilineksel olanı öze katmak yanılgısını içermez mi?Kaldı ki,bu tür işlevlerde felsefe,düşünce tarihi boyunca bilim önünde gerilemiş ve büyük  ölçüde yanılgılı çıkmıştır.Başka bir deyişle,bu anlamdaki felsefeye artıkpek yer yoktur.Artık bilimleri bir tek çatı altında toplama ve birleşikbir genel birim oluşturma etkinliğini de yine bilim adamları üstlenmektedir. L.von Bertalanffy ve benzer eğilimdeki bilim adamlarının geliştirdikleri Genel Sistem Kuramı gibi yaklaşımlar bu alandaki belirgin örnekler arasındadır.Bunların ne ölçüde bilim sayılacakları bir yana,felsefe olmadıkları kesindir.

         Bilimin en fazla felsefe ölçüsünde genel sorunlar üzerine de eğiliyor olduğu gerçeği bir yana,felsefenin genel konulardan başkalarına eğilmediği savının yanlışlığı da somut örneklerle gösterilebilir.Bugünün felsefe araştırmaları içinde anlam,bilgi,bellek,kişilik,eylem ve ahlak gibi genellik sıralamasında pek üst düzeylere yerleştirilemeyecek,odak noktaları oluşturmaktadır.Aynı örnek,"bilimin evrendeki olayları bölerek açıkladığı ve felsefenin buna karşılık en geniş ölçüde birleştirilmiş bir düşünce verdiği"savını da çürütmektedir.Günümüz  felsefesinde yoğun ürün verilen  ve en ileri bir araştırma düzeyinin tutturulduğu alan,'Analitik Yaklaşım' adıyla anılan bir felsefi etkinlik çevresidir . Analitik yaklaşım,bilinen hemen her klasik felsefe sorununa el atarken,yöntemi gereği,birleşim yapmak ve görüşleri birleştirmek yerine,sorunları ve konuları ayrıntılara böler,ince eleyip sık dokuyarak sıkı bir eleştiri  süzgecinden geçirir.

         Felsefeyi bilimden ayırt etmek amacıyla ileri sürülen birbaşka görüş ise,bilimin olguları betimleyip genel  betimsel yasalar geliştirmesine karşılık felsefenin olguları açıklama etkinliği içinde bulunduğu;yani bilim 'Nasıl'sorusunu    yaanıtlarken bilimin 'Neden'sorusunu yanıtladığıdır.Buna koşut olarak bilimin deneysel olmadığı da belirtilir. Deneysel gözlemin bilimin temelini oluşturduğu ve bilimsel etkinliğin çok önemli bir bölümünün,olguları özel ve  genel olgularda betimlemek olduğu doğrudur.Ancak aynı ölçüde doğru olan başka bir nokta da,bilimin gerçek  gücünün ve etkili olma niteliğinin,verebildiği bilimsel açıklamalardan geldiğidir.Bu açıklama biçimi özel olaylara yöneldiği gibi yasaların kendilerine de yönelir:Kimi yasa dizilerini açıklayan bilimsel kuramlar(ki aynı yasaları açıklayışta yarışma durumunda olan birden çok kuram bulunduğu da olur) gözlemlenenin betimlenişi anlamında deneysel değildir.Ancak, öncülerin gözlemin betimlediği genel veya özel önermelerden oluşan, açıklama uslamlamalarının sonucu olarak ortaya çıktıklarından,deneysel bir temel taşırlar Kuramsal bilim dallarının (örneğin kuramsal fizik,kuramsal biyoloji)büyük bir çoğunluğu ancak bu son anlamda deneysel açıklamalar üretir. Oysa felsefenin geliştirdiği açıklamalar da bu sonuncuya çok yakın bir bir anlamda deneyseldir ve böyle olmalıdır.Evet,felsefe gözlemin betimlemesini yapmaz,ama ürettiği uslamlamaların öncüleri deneysel olarak temellendirilebilir olmalıdır.Yoksa felsefeyi bu kez de kurgudan ayırt etmek önemli bir biçimde güçleşecektir. Görüldüğü gibi,bilimi felsefe ile karşılaştırırken açıklayıcılık veya deneysellik nitelikleri de doyum  veren bir ayrım sağlamamaktadır."Felsefe nedir?" gibi bir sorunun yanıt olarak çağırdığı,konu,genellik ve amaç gibi durağan nitelikler aracılığıyla yapılamaya çalışılan ayrımlar,değil konuyla ilk karşılaşan kişiler,konuyu meslek edinmiş olanlar yönünden bile,açık seçik ve inandırıcı olmaktan uzaktır.Bu yolu tutan felsefe eğitiminde daha ilk adımda ilgisi yitirilebilecek ve konunun sevdirilmesi bir yana,belki de felsefecinin kendisinden başkasını ilgilendirmeyen kimi ayrıntıları,felsefeyi sıkıcı bir etkinlik görünümünde tanıtabilecektir. Oysa, felsefi etkinlik hiç sıkıcı olmadığı gibi, felsefeyi eğitim açısından yararlı ve olumlu bir biçimde tanıtabilmenin de en iyi bir yoludur.

            Eğer felsefeyi öbür disiplinlerden ayıran nitelikler varsa bunları yukarıda ele aldığımız durağan özelliklerde değil,felsefenin sorunlarını koyuş biçiminde ve bunları çözmeye çalışırken kullandığı yöntemlerde aramalıdır. Bunlar ise dinamik nitelikler olarak,en iyi biçimde,felsefi etkinliğin içinde,bu etkinliği yaşayarak ve yaşatarak gösterilebilirler.Öyleyse,felsefeye başlarken felsefeyi ayırt ederek tanıtmak yerine,felsefeyi bir etkinlik olarak sunma yoluyla tanıtmak,sonra da sonuç olarak kimi ayrıştırıcı noktalara değinmek,hem eğitim hem de genel tanıtım amacı açısından ,çok daha yararlı olabilir.

                   "Felsefe Nedir"

            Felsefeye nasıl başlanmalıdır?Kanımızca bunun yanıtı basittir:Tıpkı bir felsefecinin felsefi etkinliğe başladığı gibi.Eğitimde öğrenciye,ya da felsefeye ilgi duyan herhangi birine bu alanın tanıtılması, bir felsefe sorununu ortaya atıp,bu sorunu kendisine aktardıktan sonra ,çözüme yönelik bir tartışma açılarak daha etkili bir biçimde gerçekleştirilebilir.Felsefe literatürü ilginç sorunlarla doludur. Bunlardan birini,güçlük çekilmeden , izlenebilecek ve daha başlangıçta terminoloji altında ezilmeden kavranabilecek günlük bir dilde ortaya koymak, iyi bir başlangıç için yeterlidir.

         Felsefi etkinlik içine girmiş ve bu etkinliği yaşamış kişiye yaptığının ne olduğunu ayrıca tanımlamaya gere  var mıdır? Eğer böyle bir tanıma gerek duyuluyorsa,onu bu etkinlik deneyimi ertesinde vermek ve anlaşılır duruma getirmek çok daha kolay olacaktır.Çünkü,artık somut olarak tanınan bir etkinliği tanıma dökmek,o etkinlikle henüz karşılaşmamışken onu soyut bir tanım aracılığıyla kavramaya çalışmaktan daha kolaydır.

       Felsefe uğraşının her aşamasında olduğu gibi,başlangıcında da,tanım ve özel terimleri sona atıp,sorunu anlaşılabilir bir biçimde ortaya koyarak felsefe etkinliği içine girmek,bu konunun doğasının kavranılması yönünde  yararlı ve etkili bir yol olabilir.