SEVGİLİ FELSEFE ÖĞRETMENİM

 

Sevgili Felsefe Öğretmenim,

          Bilmem siz de farkettiniz mi, son birkaç yıldır liselerde felsefe dersi açısından bir hareketlilik yaşanıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın felsefe dersini  bütün lise son sınıflara zorunlu kılması değil sözünü ettiğim. Duyduğum kadarıyla, başta İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya illerinde olmak üzere bazı liselerde felsefe klüpleri kuruluyor. “Özel okullarda yıllardan beri var zaten var.” demeyin hemen, durum biraz farklı. Sözkonusu olan, devlet okulları ve devlet okullarında felsefe kolu kurulması. Yani klüp değilde bir eğitsel kol olarak felsefe kolu kurulması. Alıştığımız yeşilay kolu, vakıf kolu, çevre kolu vb. eğitsel kolların yanında bir de felsefe kolu...

          Tabii eğitsel kol deyince benim de aklıma sizinle aynı şeyler geliyor: “Sadece bir ad olarak var olan ve gerekli formaliteleri yerine getirmekten başka bir şeye yaramayan eğitsel kollar.” Ama yeni kurulmakta olan felsefe kolu veya klüpleri biraz farklı. Zaten gönüllü olarak -felsefe öğretmeninin isteği ile, öğretmenler kurulunda karar alınması gerekiyor- kurulan bu kollar-klüpler etkili bir çalışma yürütüyorlar. Sonuçta adı felsefe ‘kolu’ veya ‘klübü’, ne olursa olsun, sayıları hızla artıyor.

          Sevgili öğretmenim, “Ne oldu da böyle oldu, liseli gençleri üniversite telaşının yanısıra bir de felsefe aşkı mı sardı?” diye bir soru benim de kafamı kurcaladı. Yanıtını da aradım bu sorunun. Türkiye Felsefe Kurumu’na bağlı Çocuklar İçin Felsefe Birimi beş yıldır ‘Felsefe Olimpiyadı’ adıyla, liseli gençler arasında bir yarışma düzenliyor. Bu ulusal yarışma, Dünya Liselerarası Felsefe Olimpiyadı’nın Türkiye elemesi gibi; çünkü ulusal yarışmanın 1. ve 2. si uluslararası yarışmada ülkemizi temsil ediyorlar. Bu yıl beşincisi yapılan yarışmaya bir arkadaşım katıldı, O’ndan öğrendiğim kadarıyla, yarışmada üç ayrı konuda birer alıntı veriliyor ve dört saatlik bir sürede öğrencilerden bir makale yazmaları isteniyormuş. Arkadaşım bunları bana anlatırken çok heyecanlıydı; “Hayatım boyunca hiç böyle bir deneyim yaşamadım, belki de bir daha böyle bir fırsatım olmayacak, daha önce hiç bir konu hakkında dört saat düşünüp, yazmamıştım.” dedi. İlk yıllarda bu yarışmaya duyarsız kalan, yarışma duyurularını okullara ya yollamayıp ya da geç yollayan Milli Eğitim, özellikle uluslararası başarılar gelince, bu yıl gözyaşartıcı bir duyarlılık göstermiş. Altı merkezde yapılan yarışmaya katılım hızla artıyormuş. Üstelik daha önceleri çeşitli nedenlerle engellenen felsefe kolu-klübü girişimlerine sıcak bakmaya başlamış Milli Eğitim.

          Okullarında ‘felsefe kolu-klübü’ olan felsefe öğretmenleri, yaptıkları çalışmaları birbirlerine iletmek, felsefeyle ilgili gençleri tanıştırmak; birlikte düşünüp, tartışmalarını sağlamak çabasına girmişler. Böylece İstanbul’de Felsefe Klüpleri Platformu oluşmuş. Bu platform, geçen yıl boyunca “Nietzsche Okumaları”, “Adalet Seminerleri” başlıklarında bir dizi etkinlik gerçekleştirmiş. Platform bu yılın ana konusunu ‘estetik’ olarak belirlemiş. Yıl boyunca ‘estetik’ konulu okumalar, oturumlar yapılmış, üstelik bununla da bitmemiş. 6-7-8 Nisan 2001 tarihlerinde aynı platform 1. İstanbul Felsefe Günleri düzenlemiş (basından öğrendim) düşünsenize hocam üç gün boyunca, üç ayrı lisede, on üç ayrı oturumda ellinin üstünde estetik konulu bildiri sunmuş öğrenciler

Çeşitli illerden gelen liseli öğrenciler de katılmış bu oturumlara. Aklımda kaldığı kadarıyla bazı konu başlıkları şöyleymiş: “Kitle Kültürü ve Estetik”, “Sinema ve Estetik”, “Mimari ve Estetik”, “Müzik ve Estetik”,  “Estetik ve Sorunları”, “Foucault ve Estetik”, “Düşünürler ve Estetik”. İstanbul dışından gelen öğrencileri, İstanbul’lu öğrenciler kendi evlerinde konuk etmişler.

          Öğretmenim ben çok heyecanlandım.

          Bu yıl İzmir’deki felsefe kolu-klüpleri de “Ege Felsefe Platformu” adıyla biraraya gelmişler. Yıl boyunca onlar da değişik okullarda felsefe oturumları düzenlemişler. Önümüzdeki yıl “İzmir Felsefe Günleri” hazırlığı içindeymişler.

          Sevgili felsefe öğretmenim, felsefe dersinin önemini sizden iyi ne bilebilir ne de anlatabilirim. Okullarımızda felsefe dersinin olması ne güzel. Güzel ama... bu güzellik düşündürücü de. Felsefe dersinin olması, hem de zorunlu olması yeter mi? Eğer felsefe dersi de diğer dersler gibi bir ezber dersine dönüşürse (ya da öyleyse), bu güzellik neye yarar? Düşünsenize, ha İspanya’nın yer şekillerini ezberlediniz, ha rasyonalist filozofların adlarını, ne fark eder? “Evrensel bir ahlak   yasasının varlığını kabul eden ve reddeden filozofların adlarını yazınız? “ sorusunun cevabını bulmak mıdır felsefe öğrenmek veya yapmak? Ya da “Şimdi, çıkarın defterlerinizi ve yazın çocuklar...” diye başlayan bir ders...

          Ben felsefeyi yaparak öğrenmek istiyorum öğretmenim. Felsefe dersiyle, tam okul biterken, üniversite paniği yaşadığımız bir sırada değil, çok daha önceden başlamak istiyorum. Lise birinci sınıfta tanışmak istiyorum. (MEB acaba bizim lise 1’de felsefeyi anlayamayacağımızı mı sanıyor acaba?) Şu anda bu şansımız olmadığına göre, felsefe klüp ya da kolları daha bir önem kazanıyor.

          Şimdiki sorum bütün felsefe dersi öğretmenlerine: Neden bütün liselerde felsefe kolu yok, neden bütün liseler Felsefe Olimpiyatlarına katılmıyorlar?

Bu soruların şöyle yanıtlandığını duymak istemiyorum artık: Anadolu veya fen lisesi veya süper lise felsefe öğretmeni, “Bizim okulun öğrencilerinin gözü üniversiteden başka bir şey görmüyor, üniversite dışında her şeye duyarsızlar.” Normal (düz, sıradan vb.) lise felsefe öğretmeni, “Oohoo bizde öyle kafası çalışan çocuk nerde, bunlar iki lafı biraraya getiremiyorlar.”  ya  da “bizde de özel okulların olanakları olsa, biz de yaparız.”

          Bu yanıtları duymak istemiyorum öğretmenim;  çünkü    hem çok duydum hem de ben, ister özel, ister Anadolu, ister fen, ister düz, isterse meslek lisesi olsun, her lisede felsefeye ilgi duyan öğrencilerin -az da olsa- mutlaka olduğunu düşünüyorum. Bu öğrenciler, tekrarlıyorum  sayıları az da olsa, bu ilgilerine karşılık bulabilmelidirler. Felsefe öğretmenlerinin temelde yapması gereken de bu değil midir? Tabi öncelikle (özür dileyerek söylüyorum) “Çok güzel ama bizim okulda olmaz” demenin “Ben aslında bir şey yapmak istemiyorum, yorulmak istemiyorum.” Demekle aynı anlama geldiğini kabul etmek gerekir.

          Sevgili öğretmenim yapılanlar beni çok heyecanlandırıyor. Ben sizin (felsefe öğretmenlerinin) farklı olmanız gerektiğini düşünüyorum. Abartıyor muyum bilmem, ama felsefe öğretmeni özeldir benim için; çünkü o felsefi düşünceyle tanışmıştır. Felsefi düşünce göstermelik, baştan savma yapılan işleri sevmez. Bana göre felsefe öğretmeninin temel amacı, felsefi  düşünceyi gençlerle tanıştırmak , gençlerin düşünmesini, sorgulamasını, felsefe yapmasını sağlamak olmalıdır. Sizce de öyle değil mi?

İşte ben, gider-ayak değil de şimdi felsefe yapmak istiyorum. Sizinle ve arkadaşlarımla felsefe yapmak istiyorum hocam.

YILMAZ MURAT BİLİCAN

İZMİR NACİ ŞENSOY LİSESİ FELSEFE ÖĞRETMENİ