NUSRET HIZIR ÜZERİNE
Mustafa Günay
Nusret Hızır (1889-8.3.1980), özellikle mantık ve bilim felsefesi konularındaki çalışmalarıyla tanınan ve neopozitivist felsefe anlayışı içinde yer alan bir felsefecimizdir. Nusret Hızır bir dönem, neopozitivist felsefenin önemli temsilcilerinden biri olan Reichenbach'ın asistanlığını da yapmıştır. Ona göre Reichenbach, Viyana Çevresi olarak da bilinen neopozitivistlere yakın olmakla birlikte, spekülatif, yani metafizik felsefe düşmanları arasında pozitivizmden en uzak bir düşünürdür. Bilimsel Felsefenin Doğuşu'na ilişkin bir yazısında hocasının felsefi tutumunu eleştirel bir şekilde değerlendirir: örneğin yaşam felsefelerinin durumunun ne olacağı sorusuna ilişkin bir yanıt yoktur Reichenbach'ta. Nusret Hızır ayrıca, modern bilimsel felsefeye, yalnızca matematik ve doğa bilimlerinden geçilebileceği düşüncesini de doğru bulmaz, insan bilimlerinin de bir bilimsel felsefeye veri olabildiklerini vurgular. Ancak yine de Nusret Hızır, zihniyet bakımından, Viyana Çevresi düşünürlerine ve Reichenbach'ın düşüncelerine yakın olduğunu, ayrıca felsefeyi çözümsel bir etkinlik olarak görmeyi ve diyalektikle çatışmayan bazı tezleri benimsemeyi onlara borçlu olduğunu ifade eder.
Nusret Hızır, “zihniyet” bakımından Viyana çevresine ve özellikle Reichenbach'a olan yakınlığı konusunda şunları söyler: "felsefeyi analitik bir etkinlik olarak görmeyi ve şimdi Anglosaksonların analitik felsefesinin diyalektikle çatışmayan kimi tezlerini benimsemeyi, Reichenbach'a ve Viyana çevresine borçluyum. Ama bu bağlılık, bu borçluluk, çevrenin bütün tezlerini olduğu gibi kabullenmek anlamına alınmamalıdır. Viyana çevresinin birçok görüşü, bugün bana fazla dar ve katı gelmektedir." Nusret Hızır ayrıca, Felsefe Yazıları kitabındaki yazıların kendisi için, "ortodoks" Viyanalılıktan daha ılımlı, daha özgür bir "mantıksal Ampirizme yöneldiğini göstermeleri bakımından önem taşıdıklarını da belirtir.
Bir Etkinlik Olarak Felsefe
Nusret Hızır, belirli yönlerde düşüncelerinde değişmeler olduğunu da ifade eder. Örneğin 1945'lerdeki gibi, ikiden çok değerli mantık sistemlerinin sağlam bir şekilde temellendirilmemiş olduklarını ileri sürmez. Nusret Hızır, felsefe hakkındaki tutumuyla ilgili olarak da Felsefe Yazıları kitabının önsözünde şöyle der: "Bu yazıları tasarlarken, felsefenin, bilim önermelerinin mantıksal analizi olarak tanımlayabileceğimiz bir etkinlik olduğu kanısındaydım. Şimdi de (1976'larda) felsefenin bir bilgi dizgesi (sistemi) değil, bir etkinlik olduğunu düşünüyorum. Bir de diyorum ki, diyalektik, gerçeğe sentetik bir bakıştır; mantıksal analiz ise, bütünü meydana getiren aşamaların içindeki ayrıntılarda geçerli yöntem olabilir."
Nusret Hızır'a göre, felsefe yalnızca bilginin mantıksal analizini yapan bir etkinliktir.Felsefenin bir öğreti, bir sistem olması söz konusu değildir. Felsefe, bilimlerin yanında ya da üstünde kendine özgü bir konusu ve yöntemi olan, bilimlerin çalışma şekilleri hakkında bir kuram da değildir. Bir etkinlik olarak tanımlanan felsefe, bilimin temellerini, çıkış noktalarını, yöntemlerini ve önermelerini, mantığın sağladığı araçlar ve olanaklarla incelemek, temizlemek (arındırmak), bilimin içine girmiş bilimsel olmayan unsurları dışarı atmak, tutarsızlıkları ortadan kaldırmakla yükümlüdür. Bu nedenle bilme ediminde aklın düzenleyici bir işlevi olduğu kabul edilir. Husret Hızır'a göre, felsefe de bilimin mantıksal analizini yaparken aynı zamanda, aklın düzenleyici görevini yerine getirmiş olur ya da başka bir deyişle, bu düzenleyici görevini yerine getirip getirmediğini inceler. Bu bakımdan felsefe, bilimsel "düşünüş üzerine bir etkinlik olması nedeniyle, ona benzer bazı koşulları taşımakla da yükümlü görünür. Bu koşullar ise şunlardır: tek anlamlılık (açıklık), mantıksal tutarlılık, incelemelerin yeterli ölçüde temellendirilmiş olması vb.
Birer Dil Olarak Bilimler
Nusret Hızır'a göre bilim, birbirlerine herhangi bir yöntemle bağlı, doğrulukları öne sürülen birtakım önermelerin (yani bilgi veren tümcelerin) oluşturduğu dizgeli bir bütündür. Bu tanım benimsenince, her bir bilimin birer dil olduğu anlaşılacaktır. Nusret Hızır'a göre bilim, bir yandan insanın bilgi susuzluğunu giderme isteğinin canlı ifadesi, öbür yandan evreni düzenlemek, gerektiğinde dönüştürmekte etken olmanın en uygun aracıdır. Hızır, bu iki yönün aslında birbirine bağlı olduğunu ve bilimin bu niteliğini etkin ötesi olan üst-dile borçlu olduğunu belirtir.
Nusret Hızır, bilimlerin birer dil olduğu düşüncesini açıklığa kavuşturabilmek için, fizik örneğini ele alır ve şunları söyler: "Demek ki fizik öyle bir dil ki, bunda bir yanda sentaksı ile, semantiği ile bir dil var, öbür yandan ise, doğal görüngüler gibi, dilin üzerinde uğraştığı, dilin dışında bir konu var. İşte böyle bir dile konu-dili deriz." Nusret Hızır, fizik ve diğer bütün bilimler, hatta günlük dilin bile, konu dili ile üst-dilden oluşan bir karma olduklarını belirtir. Kendi deyimiyle, "her bilimde bu iki dil iç içe bir tek bütün oluşturuyor. Konu dili dediğimiz malzeme olmaksızın bilim olamayacağı gibi, o malzemeye anlam veren, onu bilim yapan üst-dilsiz de bilim olamaz."
Nusret Hızır'a göre, üst-dili, kendine özgü, bağımsız bir varoluşu varmış gibi bilimin bütününden soyutlayarak ele almak felsefenin işi olmaktadır. Bu bakımdan felsefeciyi şöyle tanımlıyor: “Ama bir kişi düşünün; o kişinin hemen hemen bütün dikkati üst-dil üstünde toplanmış olsun, bütün çabası bu üst-dil üzerinde yoğunlaşmış olsun, bu çaba -ne denli bilimsel diye nitelenmiş olursa olsun- uğraşı konusunu kendi eliyle iç huzursuzlukla seçmiş olur. İşte bu adam, bilimin üst-diline kendini adamış olan felsefecidir.”
Bir "Üst- dil" Olarak Felsefe
Nusret Hızır, felsefeye “bilimin ışığında” bakar, felsefi düşünüşün konusunu bilim açısından belirlemeye çalışır. Ona göre, bilimler doğrudan doğruya gerçeklikleri ele alan, onlar üzerine söz söyleyen birer konu dilidirler. Felsefe ise konusu bu diller olan, bu konu dilleri üzerinde kurulan, bunları çözümleyen, eleştiren bir üst-dildir. Nusret Hızır, ancak işte bu anlamda felsefenin, bilimlerin "üstünden olduğunun söylenebileceğini belirtir.
Nusret Hızır'a göre konu dilleri, günlük dil ve bilim dili olmak üzere ikiye ayrılır. İşte bu dillerle iletişimin temiz yapılabilmesinde üst-diller, yani bu dillerin üzerine kurulu, bu dilleri konu edinen, eleştiren, arındıran diller yardıma koşarlar. Nusret Hızır'a göre, mantık özel bir üst-dildir. Tam olan, yani hem bir sentaksı, hem bir semantiği olan üst-dil ise, felsefe olmaktadır.
Felsefenin bir bilinçlenme sağlaması söz konusudur. Nusret Hızır'a göre bu, herkesin kendi yaptığı işin ne olduğu konusunda bir bilinçlenmedir. Bu da felsefenin, insanın her türlü entelektüel etkinliğiyle ne kadar sıkı sıkıya ilişkili olduğunu gösteren bir durumdur. Felsefenin en fazla ilişkili olduğu etkinlik ise bilim olmaktadır. Nusret Hızır bu konuda şunları söyler,: "Felsefeci bilim adamının hizmetindedir. Bilim adamı da bu hizmetten yararlanmalı, o da felsefeciye yardımcı olmalıdır ki, elbirliğiyle bilinçlenebilsinler, bilinçlendirebilsinler. Felsefesiz olunamaz mı? Olunur. Herkes felsefesiz, işini tam olmamak üzere yapabilir. Ama felsefe, bu işin anlamının, işlevinin belirli bir biçimde belirlenmesine, işin temiz, arık yapılabilmesine yardım etmesi bakımından yararlı ve gereklidir."
Nusret Hızır'a göre felsefe, üst-dilin araçlarıyla bir dilin araştırılması olunca; telkinde bulunmayı amaçlayan, karşısındakine bir ruh durumu yaratmayı amaçlayan felsefeler, bu gerekliliği gözetmediklerinden ötürü bir tür poetika olurlar. Kendi deyimiyle, "ama poetikanın araçları yerine, felsefenin araçlarını kullanıyorlarmış gibi davranmalarından ötürü de kötü poetikalar oluyorlar.”
Nusret Hızır, felsefe ve bilimde monist bir görüş tarzına sahip olduğunu belirtir. Bu monist görüşü açıklamak için şunları söyler: "Bütün bilgi dizgeleri birlikte bir bütün meydana getirirler. Kendi aralarında gereksinmelerden doğan iç yöntem ayrılıkları vardır sadece. Bu ayrılıklar da bir yerde yapıntılı olmuşlardır zaten. Ben bu anlamda monistim. Bir tek görüş vardır, bütün sistemli insan etkinlikleri için geçerlidir. Nerde bir dil varsa felsefe oraya gelir konar. Bu dil bilim olabildiği gibi, belli bir sanat, ahlak falan dizgesi de olabilir."
Metafizik Eleştirisi
Nusret Hızır, felsefenin bir üst-dil, metafiziğin ise bir konu-dili olduğunu söyler. Ancak metafizik bir konu-dilinin, deneyim gibi, denetim gibi gereklerini yerine getirmekten uzaktır. Nusret Hızır'a göre, bilimler duyum-dilinden başlayarak adım adım ilerlerken, metafizik ise do_ulanamayacak sıçramalarla her türlü deneyimin, denetimin ötesine geçer ve yapıca felsefeden farklı bir düşünüş olarak görülür. Kendi deyimiyle, "yüzyıllar boyunca felsefe, bilimin çözemediği, daha doğrusu bilimin soru diye ortaya atamayacağı soruları; örneğin acunun (dünyanın) başlangıcı sonu var mı sorusunu, yani bilimin çerçevesini aşan soruları kurcalamıştır. Metafizik olarak adlandırdığımız bu tür uğraşı, aslında bilimle hiç ilgisi olmayan bir konu-dili sorularını kapsar. Bunlara, nesnelerin özüne, mutlak'a erişebileceğini öne süren ya da insan yazgısı üzerine sözde bilgiler verdiğini sanan modern metafizikleri de katıyorum." Nusret Hızır, böylesi metafiziklerin konusunun gerçekte olmadığını ve öne sürülen tezlerin boş olduğunu, havada kaldığını belirtir. Ona göre bu türden felsefelerin, felsefe olarak kabul edilmemesi gerekir.
Analitik Felsefeyle Olan İlişkisi
"Felsefenin bilim önermelerinin çözümlenmesi etkinliği olduğunu söyleme, onun bir üst-dil etkinliği olduğunu söylemektir" diyen Nusret Hızır, bu noktada analitikçilerle uyuştuğunu, ama ayrıldığı yönler olduğunu da belirtir: "Yalnız şu var: Onlar bütün felsefeyi bundan ibaret görüyorlar, felsefenin bütün işlevini ve yöntemini bununla tüketiyorlar. Benim görüşüm ise, temele diyalektiği alan bir görüş. (...) Pozitivizm olsun, Analitik felsefe olsun, parçayı bütün sayıyor. Ben Viyana Çevresi içinde yetiştiğim halde zamanla onlardan uzaklaşmamın nedeni de budur. Sentetik görüş, diyalektik görüştür. Bütünsel durumları bize o verir. Bütüne varmada izlediğimiz yol üzerinde parçalara eğildiğimizde analitik görüş geçerli oluyor."
Mantık Üzerine Düşünceleri
Nusret Hızır'a göre, mantık adına gerçekten layık olan dizge, bütünüyle biçimselleştirilmiş bir dizgedir. Çünkü ancak bu şekilde, düşünüşün "kalkül"e (hesaba) indirgermesi mümkündür. Oysa çağımıza kadarki mantık denemelerinin çoğu, biçimsel'i içerikli'ye karıştırmış ve mantığın genel düşünüş dizgesi olmasını engellemiştir. Bu bakımdan Nusret Hızır, mantık olmayan birtakım metafiziklerin, ontolojilerin (örneğin Fichte, Hegel) mantık sayılarak, aslında Aristoteles'ten beri bulanıklık içindeki sorunu daha da bulanıklaştırdıklarını belirtir. Hızır'a göre, mantık, ontoloji olmaktan kurtulup, üzerinde dizgeli düşünülen her alana uygulanabilecek genel bir dizge olma durumundadır.
Nusret Hızır'a göre, "bilimin (günlük yaşamınkinden aslında başka olmayan) bir doğruluk kavramı vardır. Bu doğruluk kavramı, yüzyıllar boyunca değişikliklere uğramış olabilir; ama hiç değişmeyen bir ilke varsa, o da bilimin bir doğru önermeler topluluğu olduğudur. Mantıkçının görevi, bilimin doğru önermelerini yanlış olanlardan ayırt etmeyi kolaylaştıracak, doğru önermeler bütününün bir dizge olduğunu gösterecek, önermeleri temellendirebilecek bir düşünüş diz gesi kurmaktır."
Nusret Hızır, iki-değerli mantığın darlığı görüldüğünden, daha geniş olan türlü dizgeler kurulduğunu belirtir. Yani artık bir tek mantık değil, birçok mantıklar vardır. Kimisi, üçüncü halin olanaksızlığını kabul etmeyen "sezgiciler"e yaklaşan, ya da onlardan bütün bütüne bağımsız ikiden fazla doğruluk-değerli mantıklar kurmuş; kimi ise, temele sıfır ile bir arasında sürekli olarak değişen sonsuz sayıda olasılık kesrini koyan olasılık mantığını kurmuştur. (Reichenbach gibi.) Hızır'a göre, bininciler, biçimsellik bakımından, iki doğruluk-değerinin örtülü olarak kabul edilmiş halidir. Olasılık mantığında ise, her ne kadar temele olayların değil, önermelerin olasılığının konduğu ileri sürülmekteyse de, bu olasılık yine, önermelerin işaret ettiği olaylara göre tanımlanmıştır. Çünkü Nusret Hızır'a göre, çok-değerli mantıklarda doğru ile yanlış arasındaki bir durumu ifade eden bir kavram söz konusu olmaktadır. Mantıkçıların çoğu ise bu ara durum için olabilirliği (olanaklılık) ammışlardır. Ancak Hızır'a göre, olasılığın verimli olabilmesi için, derecesinin de bilinmesi gerekir. Yoksa derecesi verilmeden, gayet genel bir biçimde ifade edilmiş olan olasılık kavramının, deney bilimine uygulamak bakımından hiçbir anlamı yoktur.Çünkü, çokdeğerli mantıklar ancak matematik doğa bilimlerinde işe yarayabilir. Başka bir deyişle, bunların uygulanma olanakları, doğruluk değerlerini hangi içerikli alandan almışlarsa ancak orada mevcuttur. Hızır'a göre, hangi mantık dizgesinin kurulacağı ve uygulanacağı realiteye bağlıdır ve söz konusu çok-değerli mantıkların her biri reel alanın gösterdiği bir zorunluluktan ötürü ortaya çıkmışlardır.
Çok Yönlü Ve Özgün Olabilme Çabası
Nusret Hızır'ın çalışmaları, dil, mantık ve bilim felsefesi konularında yoğunlaşıyor görünmekle birlikte, O bunlardan başka konular ve problemlerle de ilgilenmiş, düşünce ve uygarlık tarihiyle ilgili düşüncelerini de dile getirmiştir. Ayrıca, kendisinin de ifade ettiği gibi, yer aldığı felsefi geleneğin yalnızca bir takipçisi olmamış, kendine özgü bir felsefi tavır geliştirmeye uğraşmıştır.
Felsefe Yazıları'nın yeni baskısıyla birlikte, Nusret Hızır'a Armağan adlı kitabın da yayınlanmasını bekliyoruz. Bu arada, tüm bu eserlerin gün ışığına çıkışında rol oynayan Füsun Akatlı'nın emeğini de unutmamak gerekir.
Notlar ve Kaynakça
Nusret Hızır, Felsefe Yazıları, 2. Baskı Çağdaş Yayınları, 1981, İstanbul.
Nusret Hızır, Bilimin Işığında Felsefe, Adam Yayınları, 1985, İstanbul.
Nusret Hızır, Geride Kalanlar, Adam Yayınları, 1987, İstanbul.