ÇOCUKLAR İÇİN BİR FELSEFE ÇALIŞMASI

“Küçük Prens Üzerine Düşünmek”

                                                                            Öğr. Gör. Mustafa GÜNAY*

            Saint-Exupery’nin Küçük Prens adlı kitabını sanırım bilmeyen okumayan yoktur. Çoğunlukla bir çocuk kitabı olarak tanınmakla birlikte, aslında büyüklerin de zevkle okudukları bir kitaptır. “Sanat Ürünlerinde Felsefe Problemleri” dersimde, bu kitaba yer veriyorum ben de. Bazı öğrencilerimin, “neden bu kitabı daha önce okumamışız” diye söylediklerini hatırlıyorum. İşte geçtiğimiz günlerde, “Küçük Prens”i felsefe açısından ele alan ve bu kitaba dayanarak çocuklar için felsefenin nasıl yapılabileceğine ilişkin bize yol gösteren bir eser yayınlandı: Küçük Prens Üzerine Düşünmek. Yazarı Nuran Direk bir felsefe öğretmeni ve aynı zamanda ülkemizde “çocuklar için felsefe” çalışmalarını başlatan ve Türkiye Felsefe Kurumu bünyesinde kurulan Çocuklar İçin Felsefe Birimi’nin de başkanlığını yürüten bir kişi. 

            “Çocuklar için felsefe”nin ne olduğuna ilişkin Nuran Direk şöyle diyor: “Çocuklar için Felsefe”, kimi filozofların düşüncelerini ve felsefe anlayışlarını çocuklara ezberletmeyi amaçlayan bir etkinlik değildir. (...) Oysa bu program, felsefe öğretiminden çok felsefe yapma eğitimini amaçlar. Felsefi bilgiye ancak bağlamı içinde ve çocuğun  bulunduğu yere (zihinsel gelişim düzeyine) göre yer verir. Bu çalışma, amacına felsefi açılımları olan öykülerden/yazınsal metinlerden hareket ederek; bu metinlerle arasında ilişkiler kurarak ulaşmaya çalışır.Öğrencilerin, kendi deneyimleri ile okudukları öyküler/yazınsal metinler arasında ilişkiler kurmalarına; özgün ve eleştirel bir bakış açısıyla dünyayı sorgulamalarına; düşünce, dil ve dünya arasındaki ilişkileri keşfetmelerine olanak sağlar. Çocuklar İçin Felsefe, birlikte düşünme ve tartışma yöntemiyle (Sokratik Yöntem) metinlerden kalkarak çocukların kendiliğinden ortaya koydukları felsefi kavramlar ve sorular üzerinde düşünmelerini sağlayan bir eğitimdir.”(s.3)

            Direk’e göre, “Gençlerde felsefe sevgisi, salt geçmişteki felsefeleri öğretmekle yaratılamaz; ancak gencin günlük deneyimlerinden, yaşadığı problemlerden yola çıkarak uyandırılabilir. Felsefe “şimdi” ve “burada” olan üstünde düşünmekle başlar. Çocuklarla ve yetişme çağındaki gençlerle felsefeye başlamanın en iyi yolu onların yaşadığı dünyadan fazla uzak olmayan sanat yapıtlarından yararlanmak ve ilgi duydukları konularda farklı bakış açıların örnekleyen, özenle seçilmiş metinler üzerinde tartışmaktır.”X

            Bilindiği gibi ülkemizde, liselerde felsefe dersi son sınıfta verilmektedir. Ancak bu derslerin uygulanan şekliyle ve mevcut ders kitaplarıyla, kendisinden beklenen yararı verdiğini söylemek pek mümkün görünmemektedir. Bu duruma dikkati çeken Direk, felsefenin eğitim sürecindeki yerine ilişkin önemli saptamalarda bulunmaktadır: “Çağdaş dünyada felsefe eğitimi, bütün temel insan haklarının yaşama geçirilmesinin temel koşulu olarak anlaşılmaktadır. Bu nedenle felsefe eğitimi, ilköğretimden başlayarak, ortaöğretimin sonuna kadar sürdürülmelidir. Bu nitelikte bir felsefe eğitimi olmadan çağdaş toplumun özgür ve yaratıcı düşünen bireyleri yetiştirilemez. İnsanın, kendisini ve onu çevreleyen dünyayı tanıması, doğru değerlendirmeler yapabilmesi sağlanamaz. Böyle bir durum kişiyi, ideolojilerin, bağnaz düşüncelerin, her türlü bütünselci görüşlerin “mutlak doğru” dayatmalarının karşısında savunmasız bırakır. Kendi gözüyle göremeyen, kendi aklını kullanma cesaretini gösteremeyen bir sürünün üyesi haline getirir. (...) Bu nedenle, içinde bulunduğumuz koşulları zorlayarak felsefe yapabilme olanaklarını genişletmek, özgür düşünme alışkanlığını edinmenin altyapısını oluşturmak yaşamsal bir önem taşıyor. Çocuklar İçin Felsefe çalışmaları, eleştirel düşünme eğitimi aracılığıyla çocukların, temellendirilmemiş savlara ve önyargılara karşı kendilerini korumalarına yardımcı olmak amacındadır.”(s.3-4)

 Liselerdeki felsefe  eğitimini ve ders kitaplarını eleştiren Direk’e göre, “Lise son sınıfa kadar öğretmenin/ders kitabının mutlak doğrularıyla düşünme gücü sınırlandırılmış bir öğrencinin (hem de en problemli olduğu lise sınıfta yalnızca bir yıl ‘felsefe’ okuyarak) felsefe yapmasını beklemek neredeyse olanaksızdır. Ayrıca felsefe ders kitaplarının, örneğin bir tarih kitabından sistem ve yöntem açısından hiçbir farkı yoktur. Sayısız filozofun görüşlerini sıralayarak felsefi görüşler resmi geçidi niteliğindeki bir ders kitabı ve bu kitabı okutmakla yükümlü olan öğretmenin çabası, ne kadar iyi niyetli olursa olsun felsefe sevgisi yaratmaktan uzaktır.”(s.6)

Direk, dokuz yaşından başlayarak düşünme eğitimi yapılabileceğini belirtir: “Felsefe formasyonu olan öğretmenlerin, felsefi içerikli öykülerle yapacağı çalışmalar, çocukları, hem okudukları hem de deneyimleri üzerinde kafa yorarak içinde yaşadıkları bu karmaşık dünyayı anlama olanağına kavuşturabilir. Çocuklar ve gençlerle felsefe çalışmalarına başlarken seçtiğimiz konuya uygun yazınsal bir metinle işe başlamanın çok yararlı bir başlangıç olacağı kanısındayım.”(s.6)

            Çocuklarımıza eleştirel, sorgulayıcı ve yaratıcı düşünmeyi kazandırmayı amaçlayan, Çocuklar İçin Felsefe çalışmalarının 10. yılı içinde bulunuyoruz. 1992 yılında Felsefe Kurumu içinde adı geçen birim de kurulmuştur. Geçen  on yıl içinde Direk’in, konuya ilgi duyan ve destek olan çeşitli kişi ve kurumlarla işbirliği yaparak pekçok etkinliği gerçekleştirdiğini görüyoruz. Direk, Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğünün izniyle İstanbul’da 1994 ve 1995 yıllarında SHÇEK’e ait olan Küçükyalı ve Kasımpaşa çocuk yuvalarındaki 8-9 yaşlarındaki çocuklarla  iki yol boyunca gönüllü çalışmalar yürütmüştür. Daha sonra 1997 yılında Türkiye Felsefe Kurumu’nun Avrupa Topluluğuna bir proje sunarak elde ettiği kaynakla, yine SHÇEK ile bir protokol çerçevesinde bir etkinlik gerçekleştirilmiştir. Bu etkinlik içinde, Ankara’da 16 felsefe öğretmenine on iki gün süren bir eğitim semineri verilmiş. Bu öğretmenler bir yıl boyunca İstanbul, Ankara, Samsun, Antalya, Adana, Mersin, Urfa gibi kentlerde SHÇEK yuvalarında güç şartlar altında çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu çalışmalarda, 9-12 yaşlarındaki çocuklar  için hazırlanmış olan “Pixie” adlı kitap, Direk tarafından “Zeyno” adıyla dilimize çevirip uyarladığı bir metinden yararlanılmıştır. Sonraki dönem içinde ise, özellikle ekonomik problemler nedeniyle benzer etkinliklerin gerçekleşmediğini görürüz.

            Ancak bu arada 2000’li yıllara doğru liselerde “Felsefe Kulübü” adıyla, çeşitli birimlerin kuruluşuna tanık oluruz. Direk’e göre, “Felsefe dersinin, lise son sınıfa kadar eğitimde yer almaması, gençlerimizin eğitimi açısından büyük bir eksikliktir. Felsefe Kulüpleri hem içerik hem de biçim açısından felsefe eğitimi alanında yeni bir olanak sunmaktadır. Genci, yöntemli düşünmeye ve düşündüğünün hesabını vermeye çağırmaktadır. Bu etkinliğin başarıya ulaşması okuma-anlama-tartışma ve yazma etkinliklerinin bir süreç içinde birbirini izlemesine bağlıdır.”XX  İşte Direk, Küçük Prens Üzerine Düşünmek adlı kitabında böyle bir eğitim sürecinin nasıl işleyebileceğini ve nasıl kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.Ancak buna geçmeden önce, bir husus üzerinde durmak yerinde olur:Çocukların felsefe yaptığına ve felsefe eğitimine ilişkin dünyada hangi örnekler mevcuttur?

            Çağdaş dünyada felsefe eğitimi, temel insan haklarının yaşama geçirilmesi konusunda vazgeçilmez bir temel koşul olarak kabul edilmektedir. Bu anlayışa bağlı olarak da pek çok ülkede felsefe eğitiminin, ilköğretimden başlayıp ortaöğretimin sonuna kadar devam ettiğini saptamak mümkündür. Çocuklar İçin Felsefe Eğitimine, Bulgaristan’da ilköğretimin 4. sınıfından itibaren seçmeli olarak, İspanya’da 6 yaşından itibaren seçmeli, 12 yaşından itibaren ise zorunlu olarak, İtalya’da ilköğretimde seçmeli ders olarak, eğitim programlarında yer verilmiş bulunmaktadır. Adı anılan ülkelerden başka, Romanya, Kore, Avustralya, Brezilya ve Kanada gibi pek çok ülkede çocuklara yönelik felsefe dersleri eğitim sürecinde yer almaktadır. Bu açıdan bizde konunun üzerinde düşünülmesi ve bir karara varılması gerekli görülmektedir. Çünkü geleceğimiz demek olan çocuklarımızı böyle bir etkinlikten yoksun bırakmanın acı ve düşündürücü sonuçları ve görünümleriyle hayatımızın her anında karşılaşmamız söz konusudur.

            Direk, çalışma düzeyleri ve programları bakımından Çocuklar İçin Felsefe eğitimini üç gruba ayırmaktadır: “9-12 yaş grubu çalışmaları için “Zeyno” programı: Bu programın uygulanması Türkiye Felsefe Kurumunun iznine bağlıdır. 13-15 yaş grubu çalışmaları için “Küçük Prens” programı. 15-18 yaş grubu için Felsefe Kulüpleri Oluşumu: Okul içi ve okullar arası yapılan çalışmalardan oluşur.”(s.4-5)

            Direk, bu kitabı hazırlamaya hangi düşünceyle yöneldiğini şöyle açıklamaktadır: “Lise felsefe kulüplerinin alt yapısını oluşturmayı amaçlayan felsefe öğretmenlerinin grup çalışmalarında kullanmaları için düşünülmüştür. Aynı zamanda bireysel kullanım olanağı sunarak okullarında bu olanağı bulamayan öğrencilere ulaşmak amacını gütmektedir. Daha geniş kitlelere ulaşma yönünde atılmış yeni bir adımdır bu.”(s.5) Direk, Küçük Prens Üzerine Düşünmek adlı kitabını daha çok 13-15 yaş grubu için hazırladığını belirtir: “Elinizdeki kitap, Küçük Prens öyküsünden hareket ederek felsefi düşünme yolunda bir yolculuğa çıkmak isteyen, 13-15 yaşlarındaki çocuklarımız düşünülerek hazırlandı. Felsefe söz konusu olunca yaş sınırlandırması yapmak biraz zordur. Özel ilgi ve yeteneği olan çocuklar için bu yaş aşağı çekilebileceği gibi, bu yaşın üstünde olan gençler hatta erişkinler de bu kitaba ilgi duyabilirler.”(s.7)

            Bireysel ya da grup çalışmalarında kitabın nasıl kullanılacağına ilişkin öneriler de veren Direk, bu konudaki yöntemini “Sokratik Yöntem” olarak adlandırır. Fakat söz konusu yöntemden ayrıldığı bir noktaya da işaret eder: “Ancak Sokratik yöntemden farklı olarak sorular tartışmayı yöneten öğretmen tarafından değil, öğrenciler tarafından sorulur.”(s.10) Bunu sağlamak için ise izlenen yöntemin evreleri şöyledir: okuma (Küçük Prens’ten bir bölüm okunması), soru sorma, metin üzerinde tartışma ve daha sonra alıştırmalar yapılması ve filozoflardan yapılan alıntılardan yola çıkarak öğrencilerin yazılar yazması söz konusudur. Direk’e göre, “Okuma, konuşma ve yazma bir bütündür. Kendini geliştirmek yazmakla mümkündür.”(s.12)  Bu nedenle, “Okuma, tartışma ve yazma arasında devamlılık sağlanmalıdır. Bu devamlılığı sağlamanın yolu, çocuğun gittiği yolda beraberce yürümekten geçer.” Burada öğretmenin konumunun da, alışılmış konumundan çok farklı olduğu görülür. Direk’in sözleriyle, “Çocuklar İçin Felsefe çalışmalarında öğretmen, öğretici olmaktan çok bir tartışma yöneticisi durumundadır. Bilgisi ile öğrenciler üzerinde bir otorite kurmaya çalışmaz. O, bütün doğruları elinde bulunduran biri değildir.”(s.10)

            Direk, “Küçük Prens” üzerinde bölüm bölüm durmakta ve felsefi açıdan önemli kavramları ve olayları ele almaktadır. Bunu yaparken öğrencilerin hem felsefe kavramlarıyla hem de felsefi problemlerle tanışmasını sağlamaya çalışmaktadır. Kitabın ele alınan her bölümünün sonunda, metinde geçen bazı sözcükler üzerinde durulmakta, çeşitli tartışma ve yazma konularına yer verilmektedir.

            Özgür düşünme alışkanlığı edinmenin  temellerini oluşturarak, felsefe yapabilmenin olanaklarını genişleten, gençlerimizin ve çocuklarımızın önüne yeni yollar açan bu kitap, ayrıca felsefe eğitiminin nasıl yapılması, uygulanması gerektiği konusunda da yeniden düşünülmesi için bir vesile olacaktır diye düşünüyorum. Felsefe öğretmenleri başta olmak üzere, düşünen ve çocuklarının da özgür düşünceli bireyler olmalarını amaçlayan herkese, bu kitabın söyleyecek çok sözü olduğu açıktır.

            Son söz: Her K’nın içinde bir “Küçük Prens” saklıdır. Yeter ki onun konuşmasına, kendini ortaya koymasına imkan verelim. Felsefi düşünme, bize pratikte bu konuda, ihtiyaç duyduğumuz zemini sağlayacaktır.

***************

Küçük Prens Üzerine Düşünmek, Nuran Direk, Pan Yayınları, 166 sayfa, büyük boy, 2002.


* Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi

Felsefe Grubu Eğitimi ABD

E-posta: mgunay@cu.edu.tr

X http://www.lisefelsefe.com/felkulub.htm

XX adı geçen web sayfası