BİZİ BİZ YAPAN DÜŞÜNME YETİMİZ İSE.....

VEYA ÇELİŞKİLERİN CAZİBESİ

 

Sibel Öztürk Güntöre

 

 

Kabul etmeli ki hiç kimse kimsenin aynı değil,herkes başka başka  özellikler ve gizil güçler ve bakış açıları içinde aynı yaşamı sorgularken,değerlendirirken ya da tüketirken seçilen,izlenen yollar birbirinden ayrı düşse de hedefler aynı değil midir?Hedef: Yaşamaktır. Yaşamdan pay almaktır.  Yaşamı yaşamaktır. Yaşama sokulmaktır. Yaşamın canına okumaktır.

Her nasıl olmuşsa yaşamın içine "düşmüş" insan ya da kendini dünyaya "fırlatılmış" bulan insan ya da"yaratılmış" insan ya da her nasılsa  bir "tesadüf"sonucu birleşen bir yumurta ve spermin hasbelkader can bulmasıyla gizemli bir serüvene başlamış insan,insan olma yolunda,canını kurtarma ve herkes kadar yaşamın içinde yaşama tutunma asılma varlığını kanıtlama ve "varım" savaşı vermede hep kendisi gibi olanlarla ama aynı zamanda da bir rekabet içinde olduğu diğer insanlarla  güzel güzel geçinmeyi yaşamı kolaycasına yaşamak istediğinden mi,başka çaresi olmadığından mı,gereksinimlerini gidermenin başka bir yolunu bulamadığından mı,bir başına sahip olmak istediği dünyayı paylaşmak durumunda kalırken,yaşadıkları,yaşattıkları,yaşamın içinde olması gerekenler gibi duruyor,duruyor da sanki bütün bunlardan daha fazlası olması gerekmez mi diye soruluyor da,düşüyor aklın ucuna ve ver elini düşün dünyası ve insan olmanın en hak  edilen özelliği: Düşünme.

 

 

Bizi biz yapan düşünme yetimiz ise,insan düşünmesiyle insansa ve' aklın yolu' bir gibi bir sözcükler dizisi bir belirlenim ise nasıl oluyor da insanlar birbirinden ayrı düşüyor,düşünüyor...herkesin aklı kendine göre en iyisiyse bir başka aklın önerisi üzerinde düşünülse de yetke bizde değil midir,karar verme  aşamasında ve karar bizim olunca da sorumluluk da bizim olmaz mı,sorumluluk ve karar verme gücü de düşünme yetimizin sınırları,gücü ve niteliği ile koşutluk göstermez mi? Yeğleme becerisi insanı insan kılansa ve uygulama alanlarını genişletmek veya daraltmak bizim elimizdeyse , neden egemen değiliz yaşamımız üzerinde?Tek yetke biz kendimiz kendi kendimize olan değil miyiz?Değiliz,öyleymiş gibi avuturuz ve böbürleniriz...yaşamımızın tek sahibiymiş gibi dursak da olan sadece 'miş gibi' nin içindeki dar alanda olmaktadır, sadece sınırların darlığı ya da genişliğidir belirleyebildiğimiz ya da savaşını verdiğimiz.   Sınırsızlık yoktur asla ve özgürlük hikayeleri belli noktalarda durdurulmak durumundadır,kimse kimsenin yaşamı üzerinde dilediğince at koşturma hakkına sahip olmadığındandır ve çelişkilerin cazibesi de işte burada başlamaktadır.

 

 

Yaşam ve insan  çelişkilerle doludur. Yaşamı ve insanı cazip kılan da budur işte! Herkesin birbirinin aynı ama aynı zamanda da çok farklı düştüğü her an görülen,duyulan , bilinen olmasındandır böylesi net bir ifade...yaşam pratiği yaşatıyor insana...çıkarların peşinde sürüklenirken,en duygusal anlarda düşülen sevdaların peşinde bile giderken bir yığın çelişkinin göbeğinde kalır insan, kalmalıdır da  çünkü insan ve yaşam çelişkiler yumağından başka nedir ki? Başarı bu çelişkileri görmek, yaşamın gizini yakalarken bir ipucu yakalayıp her bir çelişki kördüğümünün çözümü sırasında  üretilen ve yaşama geçirilendir düşünme...düşünme ayırdına varma ve hamletmedir ... yorumlamayı bilip görüp...çelişkilerin ve güçlüklerin ayırdındaki insan başarmıştır düşünmeyi,düşünen de insan olma yolunda kendiliğinden bulduğu yetisini kullanma ya da reddetme kararı ve yetkesiyle biçimlemektedir kendini ve yaşamını.....gücünü düşünmesinden alan insan yeterince düşünmeyi biliyor mudur ki....öğrenilir mi...elbette....öğrenmek düşünmekle,düşünmek öğrenerek gelişmekte...ilkin güdülerin ve öykünmelerin izinde başlanıyorsa da ilk yaşam adımları sonra kişisel özelliklerin ve çevrenin de etkisiyle  kocaman adımlar atılmaya başlanıyor ve hiçbir yaşam anı serzenişlerde bulunulduğu gibi tekdüze değildir, çünkü çelişkilerin kördüğümleri ve olmazsa olmaz koşulları içinde yaşam tekdüze olamayacak kadar hem çetrefil hem de sakindir ve çelişki daha o anda başlamaktadır. Yaşamı sorunsal yapan da bu çelişkiler değil midir? İç ve dış çelişkilerin,çelişik varoluşların içinde insan yine de dengede kalmayı oldukça başarmaktadır. İnsan bununla baş etmesini ve başarıyla yaşamın içinde varolma mücadelesini verirken aslında kutlanması gereken bir  dirim olarak dünyada var olmaktadır.

 

 

Düşünme yetisi bir ayrıcalık olmakla insana bağışlanan bir lutuf mudur yoksa yaşamı zorlaştıran bir tuzak mı?

Hem bir lutuf hem de insanı için için zaman zaman rahatsız eden,huzurunu kaçıran bir ayrıcalıktır. Huzur bulmak adına atılan adımlar huzursuzluk doğurmaktadır. Kısa süreli rahatlıklar uzun soluklu sorunları da getirmektedir ve tüm şikayetine karşın insan böyle olmaktan dolayı ayrıcalıklıdır ve mutlu...mutluluğu mutsuzluğu ile iç içe olan insan koşturduğu hazların peşinde giderken anlık hazları yaşamak için bile hayli zorlu yollar kat etmektedir...tüm bedeniyle,beyninin ve yüreğinin gücüyle koşturmaktadır...anlık huzurlar,hazlar,keyifler ve mutluluklar için uzun boylu süren çabalamalar ve yorulmalar gerekmektedir ve insan yoruldum diye diye yorulmalara talip olmaktadır çünkü başka türlüsünü başaramamakta ve başarmak ister görünmekle birlikte böyle olduğundan da hoşnuttur aslında....ayrıcalığı olan düşünmesi hazırlar ona bu oyunu bu bir yaşam oyunudur bu bir var olma özelliğinin  gizli tuzağıdır ve çelişkisidir...insan ve yaşam çelişkiler içinde düzen kurma telaşında ilerlerken bizi biz yapan düşünme yetimizi sonunu bilmediği,belirleyemediği sınırları ya da ayırdında olduğu gücü kadarını başarabilmekte ve yaşayabilmektedir....

 

 

Sonuçta yaşamdadır ve yaşamaktadır,öyle ya da böyle bir takım dış ve iç koşulların belirlemesiyle herkes kendine göre kurduğu ya da kurduğunu sandığı bir düzenin içinde düşe kalka yürümektedir,yaşadığını varsayarak ya da yaşayarak...yaşamak ne demektir sorusunu soran insanların bir çoğu bir takım açıklamaları kendilerini doyuma ulaştırmak adına sorup yanıtlarken bunu diğer insanlarla paylaşmak gereksinimi duymuş ve paylaşmışlardır da ve diğerleri de bizim yerimize sorup yanıtlayıp,düşünme yetisini yeteneğini sonuna kadar kullanma gayretini kullananların açtıkları soru ve yanıt dehlizlerinde ilerleme savaşı verirken bir de bakarız ki,öğrenmişiz,düşünmeyi de... düşünmenin bir disiplin, bir gelişim,bir olması gereken olduğunu yaşamaya başlamışız bile...düşündükçe öğrendikçe de huzurumuz kaçmaya başlamış ama...varsın kaçsın biz insanız ya...insan olmak demek düşünme yetisine sahip olmaksa ve bu bir ayrıcalıksa diğer canlıların içinden bizi sıyırıp alansa bir onursa varsın huzursuzluklar mutsuzluklar ve yaşamanın tadını kaçırmalar oluversin diyerek çelişkilerin ve yaşam tuzaklarının içinde labirentte kaybolmuş bir denek fareden bile başarısız olarak çoğun yolumuzu şaşırıp kalmaz mıyız aslında...olsun biz insanız ya....doğanın içinde ve toplumun içinde tüm zayıflığımızın telafisini düşünme gücümüzle aşma özeli sadece bizim ya,böbürlenebildiğimiz kadar böbürlenme hakkını da buluruz kendimizde,elbette...ama böbürlenirken de yaşam gerçekleri içine toslarken kendi gizil gücümüzü ,düşünme yetimizi bazen ne kadar da küçümseriz...küçümseriz çünkü böyle bir gücü nasıl kullanacağımızdan bile habersiz yaşar gideriz sonra da "insan düşünen bir hayvan" denmiş ya zamanında , düşündüğümüzü söyleyip aslında hiç de bu bize bağışlanan ayrıcalığı kullanmayız....bize yakışır mı peki,düşünmeden yaşamak ve böylesi bir yetiyi boşa harcamak...gözlerimiz görürken görme yetisinden yoksunmuş gibi yapıp gözlerimiz kapalı gezmeyi yeğlemezken tam tersine  görememeyi acıyarak karşılarken nedendir düşünme yetimizi kullanmamayı yeğlemek,görme fizyolojik bir durum olup elimizde değilken,istemesek de mecburen görüyorken,fizyolojik zorlayıcılığı somutundan yaşanmıyor /sanılsa da/ diye düşünme gibi bizi biz yapan asıl yetimizi nasıl oluyor da kullanmıyor,kullanmaktan vazgeçiyor ya da kullanıyor sanacak kadar kullanmamanın içinde debelenebiliyoruz...eğitimsizlikten mi,tembellikten mi,bilinçsizlikten mi desek....soruların ardı arkası kesilmeden gerekçeler bulmak olanaklı olmasına olanaklı da var olanı hiçe saymak ne demek?Bazıları bile bile kullanılmamasını dilemekte çünkü, onlar fazlasıyla bizim adımıza da kullandıklarından kullanılmasını,yaşama geçirilmesini yeğlememekteler ama insan olmanın onurunu yok saymak,hiçe saymak ve değerlendirmemek ne kadar bizi insan yapar acaba?

 

Bu onur veren ayrıcalıklılığını kullanmayan, kullandığını sanan insan ya da kullanan insan çelişkilerin,açmazların içinde bir ömrü tüketirken bulduğu ya da bulduğunu sandığı ya da inandığı gerçeklerin düşün yetisinin ona oynadığı bir oyun mu yoksa onun en değerli yetisi mi olduğunu hiçbir koşulda çözemeyecek iddiasıyla,bu yeti sonuna dek kullanılabilmeli savunusuyla , haydi tüm çelişkisine ve tuzaklarına karşın insan olmaya ve yaşama yaşamayı bilerek,düşünmeyi öğrenerek...ve bütün çelişkilerin karşı konulmaz cazibesiyle yaşama devam...insan olmanın  onurunu da  yaşama geçirmek,öğrenmek ve öğretmek en azından hiç istemeden sahip olduğumuz usumuz adına....

 

 

 YAŞAMA  GÖZ KIRPMAK adlı kitabından, Solfej Sanat Yayınları, 2005.