YAŞANILASI YAŞAM.............

 

Sibel Öztürk Güntöre

 

 

Yaşam  yaşanılasıdır yaşanılası kılınırsa...yaşanılır kılan da yaşayanlardır elbet yaşadığını sananlar değil...yaşam en basitinden soluk alıp vermek,yiyebilmek ve içebilmek gibi algılansa da yaşamanın hakkını vermek bundan öte değil midir,öte olmak durumunda değil midir insan yaşamı söz edildiğinde..

Tüm dirimler yaşama güdüsünün etkin gücüyle asılmaktalar yaşama..içlerinden gelen bir itkiyle varolma koşullarını bulmaya ve yaşamaya gayret edip ölüme direnirlerken  güdülerinin dışında bir yaşam oluşturamamanın eksikliği ile yaşayıp giderlerken insan bir ömrünün olduğunu ve bu ömrün bir gün biteceği gerçeği ile yaşamda kalmak için savaşırken kimilerince de öylesine tüketilirken nasıl yaşam yaşanılası kılınır ki diye sormayı bile akıl etmezken..söylenen nice söz ortaya konan... insan yaratıları nasıl değer bulur böylelerince...yaşamı yaşanılası kılan insanın kendisidir aslında..bir yaşam varsa bu yaşamın anlamı ,gereği nedir sorularının yanıtları sözcüklerle dilimizde dolanmasa bile yaşamımızla ortaya koymaz mıyız yaşama verdiğimiz anlamı ..ya  peki...yaşama kattığımız ne ola ki...tüm yapıp etmelerimizle ortaya koyduğumuz insan başarılarının/başarısızlıklarının da / insanların paylaşımlarıyla,kullanımlarıyla gerçeklik kazandığı edimlerle yaşam hepimiz için aynı ve aynı zaman da da farklı değil midir?Her bir insan küçük bir evren deniyorsa bu her bir evreni kavramak önce kendi evrenimizin bilincine sokulmak ve anlamak bir ödev değil midir,eğer insanız diyorsak ve bunun ayırdında olmanın  tadını çıkarmak istiyorsak..yaşamı yaşanılası kılmak bizim görevimiz değil midir kendimiz adına da diğer insanlar adına da...yaşam kendi kendine yaşanılası mıdır ki..yoksa ona bu sorumluluğu yükleyip ondan beklentiler içine giren biz insanlar değil miyiz,üstelik yaşamın yaşam olmanın bilincinde olmak gibi bir görevi olmadığı halde...

 

 

Hep söz edilen yaşamdan beklenenler üstüne.. hiç kimse dönüp bakmıyor yaşamına ve sanki yaşam dışarıdan gelen bir değermiş gibi bekleniyor sade....yaşamdan beklediğim diye başlamamalı cümleler yaşama kattıklarım yaşamıma kattıklarım ve yaşamı paylaşımımdır söz konusu olan demeyi bilemeyince insan,  boş yere suçlar yaşamı...yaşamın ne suçu olabilir ki , sen yaşamına sahip çıkmaz onu kurmaz ve yaşanır kılmazsan.. yaşama can katan kendi canımızdır gerçeğini unutmadan,çalışarak,önemseyerek yaşamalıyız ki yaşam yaşanılası olsun dersek zaten yaşamın yaşanılası olduğu ile karşılaşmaz mıyız en kısa yoldan...

 

 

İnsan bu kendi başarısızlığının suçunu yükleyecek bir nokta bulur eninde sonunda hiç kendine bakmadan.. ya etrafındakilerdir  ya kaderdir ya da yaşamdır adil olmayan...adalet nerede ve nasıl verilmiştir ki insana..bu kavram da bir insan yaratısı değil midir.... sosyal anlamda yasaları koyanlar da insan değil midir,diğer insanları da uymaya davet eden,davetin ötesinde en ağır yaptırım gücüyle insana ve yaşama müdahele eden...sosyal yasaların küçük veya büyük yaptırımlarıyla donanmış kalabalıklar içinde kaos yaşanmasın diye uyulan ve uyulmaya zorunlu tutulan...sonunda insanlarla yaşamak zorunda olan insanın bir iç çelişkisi gibi duran,kurallar,yasalar,yasaklarla yaşamını içinden geldiği gibi yaşama özgürlüğünü bulma ve kurtarma kaygısı insanın özgürlük kavramını didiklemesine  neden olan yaşamın içindeki karmaşıklığın iç dünyadaki izdüşümleri zaman zaman insanı yaşamdan uzaklaştıran ve yaşamı suçlatan...suçlu olan yaşam mıdır ki diye düşünmeden savunma mekanizmalarının en alasını çalıştırarak kendimizin olan sorumluluktan en kolayından kaçmakla yaşam daha yaşanılası kılınır mı acaba?

 

 

Yaşanılası olan yaşam nasıldır ki..kime göre ve neye göredir belirleyen ölçütler..kimdir hangi yetkedir bizim adımıza nasıl yaşamamızın doğru olacağını dikte eden.. ve başkalarının bizim adımıza bizim yaşamımızı belirleme yetkisi nereye kadardır.. ve nedendir...yaşamın içinde duyulan umutsuzluklar ve mutsuzluklar bu yetkelere bir başkaldırı da taşımaz mı için için...dengeyi bulmak bunca zorken yaşama ödevi ile bezenmiş insan nasıl bir yaşama yolu bulup bu serüveni hem kendi başına hem de türdaşlarıyla uyumlu olarak sürdürebilecetir ki...bütün yaşam gizi buradaysa eğer,bunu bulmak için her insanın bir iç serüven yaşayıp kendince bir doğru,  bir formül bulması bir başına yeter midir?Nasıl yetebilir ki,  bireyselliği ile bu gizi bulup yaşama hakkı nasıl tanınır  o insana başka başka insanların da ayrı formülleri bulduğu varsayılırsa , karışıklığın önüne geçmek olanaklı olabilir mi ki..diye sorular soruların ardında  dizilirken ne gereği var tüm bunları sorgulamaya diyen bir çoğunluğun içinde bilince gerek olduğunun vurgusu ereği ile,  denmelidir ki , yaşam yaşanılasıdır ancak,  yaşanılası kılmak insan olmanın sorumluluğu ile koşutken birileri bu soruları da bizim adımıza sorup yanıtlıyorsa biz de yaşamı yaşam olarak acı tatlı sürdürme başarısı gösteriyorsak daha ne diyesi gelse de ...soluk alıp vermekle sınırlı tutulan yaşamların içinde öteye daha öteye bakmak isteyenlere akla gelip de söylenmemişleri ya da daha önce söylenmiş ama unutulmuşları bir kez daha anımsatmak adına.. öyle ya da böyle elimizde avucumuzda istemeden de verilen bir yaşam varsa,  bu yaşamı yaşanılası kılmak yalnızca bize düşen ödevse,  bunun da tek koşulu bilinçse ve bu bilinç soru sormayla başlıyorsa haydi.....sor sorabildiğince huzurun kaçsa da karamsarlıklar ve çelişkiler seni sarıp sarmalasa da yaşamına sahip çıkmanın ve onu yaşanılası kılmanın ve bu uğurda bir ömür tüketmenin sıkıntısı ile yaşam mutluluğuna kucak açmaya....

 

 

Yaşam yaşanılasıdır yaşanılası kılmayı becerenlerdir bunun gizini çözenler.. çözenler de bir emek harcayanlardır ...yaşama bilinci oluşturma da öylesine kolayından değildir bunu yaşamak ve yaşatmak..becerenlerin izinde yürümek en azından onlar üzerinde düşünmek bile bir bilinç bir emek ve bir değer olmakla birlikte her ne koşulda olursa olsun yaşam yaşanılandır ,yaşanılasıdır ve herkes kendi yaşamını kendisi yaşanılası kılmakla yükümlüdür yargısı ile suçlu aramak yerine dönüp de bir kendine ve yaşamına bakmak ödevi ve gereği ile her bir cana her bir yaşama tıpkı kendi yaşamınmış gibi saygı duymayı öğrenerek başlamalı önerisiyle..

Yaşanılasıdır yaşamlar......

 

 

 

 YAŞAMA GÖZ KIRPMAK adlı kitabından, Solfej Sanat Yayınları, Adana 2005.