• LİSELERDEKİ SOSYOLOJİ DERSİNDE EDİNİLEN BİLGİLERİN TOPLUMSAL VE GÜNDELİK YAŞAMA UYGULANMASI

     

    Yeşim Turan

    Batıkent Mobil Lisesi Felsefe Öğretmeni

     

    Konuşmanın temasını oluşturan liselerdeki sosyoloji öğretiminin toplumsal ve gündelik yaşama uygulanmasına ilişkin açıklamalara geçmeden önce, ilk olarak “sosyoloji nedir?” ve “sosyolojik bilgi nasıl oluşur?” sorularına yanıt verilmesi gerektiğine inanmaktayım.

     

    Batıda Fransız İhtilali ve sanayi devrimi ile gerçekleşen toplumsal koşullar sonucunda yaşanan toplumsal kaosla  baş edebilmek için bir ihtiyaç olarak ortaya çıkan sosyoloji bilimi (Esgin 2005), gündelik yaşamda farklı biçimlerde düşünülebilir. Bunun en basit yollarından biri, kitap dolu sıra sıra dizilmiş bir kütüphanede sosyoloji raflarını düşünmektir. Bu raflardaki bütün kitapların başlıklarında, alt başlıklarında ya da içindekiler listesinde “sosyoloji” sözcüğü yer alır. Bu kitaplar üzerinde düşünmek demek, sosyolojinin uygulandığı ve öğretildiği uzun yıllar boyunca birikmiş bir bilgi yığınını düşünmektir… Sosyolojiyi, canlı bir ilgi, yeni deneyimler karşısında kabul edilmiş anlatıların durmaksızın sınanması, biriktirilmiş bilgiye durmaksızın ekler yapılması ve bu süreç içinde bilginin değiştirilmesi olarak, kısaca bitmek bilmez bir faaliyet olarak düşünebilirsiniz.”(Bauman, 1999:10-11).

     

    Kısaca sosyoloji ilk başta insan dünyası hakkında bir düşünme biçimi olduğu söylenebilir, İlke olarak aynı dünya hakkında farklı yollarla da düşünebilirsiniz, ancak sosyolojik düşünce tarzını diğerlerinden ayıran şey, sağduyu ile daha çok ilgili olmasıdır.  Sosyoloji kendi yeri ve pratiği için önemi tartışılmaz olan sağduyuyla bir başka ifade ile hayatımızdaki günlük işlerimizi yürütmek için faydalandığımız zengin ancak dağınık, sistematik olmayan, genelde bağlantıları belirsiz ve söze dökülmeyen bilgi ile ilgilidir. Aslında çok az bilim dalı sağduyuyla ilişkisini açıkça dile getirir, çünkü çoğu bilim dalı saygın ve sistematik bir araştırma çizgisi olan diğer bilim dalları ile arasındaki çizgiyi belirleme üzerine yoğunlaşır. Örneğin fizik için hızlandırıcılarla ilgili bir çalışma alanında sağduyunun yeri çok belirsizdir ve bu fizikçiler tarafından kullanılmaz. Ancak, sosyoloji için durum farklıdır. Sosyolojinin çalışma alanı dev hızlandırıcılar ya da buna benzer yapılar değildir. Sosyoloji için hammadde sıradan insanların normal günlük hayatlarında yaşadıkları şeylerdir. Gündelik hayattaki bu deneyimler, bir sosyologun inceleme alanına girmeden önce, sosyolog olmayan ya da bu dile, bu bakış açısına sahip olmayanlar tarafından yaşanmıştır. Sonuçta hepimiz başka insanlarla birlikte yaşarız ve sosyal yaşamın gereği bu böyle olmak zorundadır. Bu nedenle de sosyolojinin söz ettiği her şey hayatımızda yaşanılmışlıkları olan şeylerdir. İşte bu noktada sorulması gereken şey şudur: “Sosyologlar bütün bu herkesin yaşadığı deneyimleri nasıl inceler?” Cevabı ise çok basittir. İnsanlar gündelik hayatın rutinleri içine girdiklerinde, olup bitenlerin anlamı üzerinde pek durup düşünmezler. Hatta özel deneyimlerini başkalarının başına gelenlerle karşılaştırmaya, bireysel olandaki sosyal olanı, tikel olandaki genel olanı görmeye çok da fırsat bulmazlar. İşte sosyologların insanların yerine yaptıkları tam da budur. Sosyologlar bize, kişisel hayat hikayelerimizin başka insanlarla paylaştığımız tarih ile nasıl örüldüğünü göstermek için çeşitli araştırmalar yaparlar. Çünkü sosyologların araştırdıkları türden insan eylemleri ve etkileşimleri ne kadar dağılmış olursa olsun, hepsi sosyologlar onları incelemeye başlamadan önce sağduyusal bilginin nesnesi olmuşlardır. Örneğin, aileler, örgütler, akrabalık ilişkileri, komşuluk ilişkileri, şehir ve köylüler, milletler ve dini örgütler, insanlar arası etkileşimle bir arada tutulan yapılanmalardır (Bauman, 1999:18-19).

     

    Sosyoloji bu yapılanmaların gündelik hayattaki yerlerini ve işlevlerini öğrenmemizi kolaylaştırır. Bu tür yapıları ve bunlar içindeki ilişkileri bilen kişiler, yapıya ilişkin ön bilgileri olduğu için, yani daha önce bunu yaşamış ve tecrübe etmiş kişilerin deneyimleri sonucunda oluşmuş bu yapıya ilişkin bir ön bilgisi olduğu için, toplumsal yaşam içinde karşılaştığı çeşitli sorunlar ya da olaylar karşısında daha kolay ve kendisine zarar vermeyecek yönde kararlar verebilir.

     

    Sosyolojik düşünmek denilebilirki kendi başına sabitleme karşıtı bir güç olarak, o güne kadar baskıcı olan dünyayı yeniden esnekleştirir; bir başka ifadeyle bize dünyanın şimdi olduğundan daha farklı bir dünya olabileceğini gösterir. Sosyolojik düşünme sanatını öğrenen kişi özgürlüğünün alanını da artırmayı öğrenir. Bu birey daha az manipüle edilebilir, dışarıdan gelen baskı ve dayatmalar karşısında yıkılmaz hale gelir. Sosyolojik düşünmek çevremizdeki insanları, onların  hassasiyetlerini ve düşüncelerini, kaygılarını ve acılarını biraz daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Bizimkilerden farklı hayat tarzlarının ve yaşam biçimlerinin tek yanlı olarak algılanmasının ötesine geçerek, onları da anlamamızı sağlar. Ayrıca sosyolojik düşünmek aramızdaki karşılıklı anlayışı, saygıyı ve acıların neden olduğu kötülüğü ortaklaşa alt etme konusundaki dayanışmayı güçlendirebilir. Kısaca bir değerlendirme yaparken, yapıya ilişkin bilgi verdiği için, hem olayı iyi analiz etmemizi, hem olaya ilişkin objektif yaklaşmamızı, hem de çoklu analiz yapabilmemizi sağlar. Alternatif düşünceler üretebilme yetisini kazandırarak daha bilinçli seçimler yapmaya yardımcı olan (Bauman 1999:26; Demir 2004:2) sosyolojik bilgi gündelik hayatın içinde, kişilerin yaşamlarını yönlendirmelerinde onlara daha pratik bilgiler sağlar.

     

    Sosyoloji eğitim alan genç, içinde yaşadığı toplumsal, ekonomik ve siyasi  dünya hakkında bilgi sahibi olur. Özellikle ergenlik çağından gençlik aşamasına geçerken yaşanılan bunalımın yoğunlaştığı liselerde verilen sosyoloji dersinin amacı, sadece üniversite sınavına hazırlık değildir. Aslında liselerde verilen diğer derslerin amaçları da öğrencilerin üniversiteyi kazanmaları doğrultusunda hazırlanmamıştır, ya da en azından bu derslerin tek amacı bu değildir.  

     

    İlköğretim ve liseler öğrencilerin sosyalleşmelerine katkıda bulunan ve onların öğretimleri kadar eğitimlerini de üstlenen kurumlardır. Ancak zaman içinde, üniversite sınavını kazanmanın gittikçe zorlaşması, rekabet ortamının artması, özellikle sınavın kazanılması için öğrencilere hap şeklinde bilgilerin verildiği dershanecilik sektörünün hızla yayılması, medya da dahil olmak üzere öğrencilerin her yerden “sınavı kazanman lazım, en yüksek puanı al ki, hayatın kurtulsun,” düşüncesi, gençler üzerinde müthiş bir sosyal baskı yaratmaktadır. Genç ya çok çalışacak ve genelde ezber yaparak sınavı kazanacaktır, ya da sınavı kazanamayarak çok istediği profesyonel mesleklere veda edecektir. Bu durum liselerde verilen eğitim ve öğretimin de tanımında bir değişikliğe neden olmuştur. Aslında bu değişme MEB tarafından belirlenen yazılı bir değişiklik değildir, ancak bu,  halk arasında ve öğrenciler arasında içselleştirilmiş olan, “liselerde verilen her bilginin üniversite sınavına yönelik olması gerektiği” şeklindeki düşüncenin gittikçe yaygınlaşması sonucunda oluşmuştur. 

     

    Günümüzde liselerde çalışan öğretmenlerin bence öncelikli görevlerinden biri, görev tanımlarında, üniversite sınavına yönelik bir programa uygun ders işlemenin yanı sıra, gençleri sosyalleştirmeye yönelik etkinlikleri de bu görevler arasına almalarıdır. Özellikle benim branşımın avantajı, gençlerin sosyalleşmesi için gerekli bilgilerin, hayattan örneklerle ele alınmasına uygun olmasıdır. Zaman zaman sadece üniversite sınavına yönelik bilgi isteyen öğrencilere, hayatın içindeki sosyal olaylar ve olgulardan söz ederek bunların önemine dikkat çekmek oldukça zor olsa da, bu amaç doğrultusunda işlenen dersler sonrasında, onlardaki değişikliği görmenin, bir öğretmen olarak kişinin kendini gerçekleştirdiği hissini yaratması açısından çok önemlidir. Sosyal değişmenin çok hızlı yaşandığı, insanların en büyük savaşının yenilenen bilgiyi takip etmeye ve zamana karşı olduğu günümüzde, gençleri bu hayata hazırlamak ve onların sosyalleşmelerine bir katkıda bulunmak için liselerde verilen dersler arasında, biraz önce sıraladığım gerekçelerden ötürü sosyoloji ilk sıralarda yer almaktadır.

     

    İçinde yaşanılan toplumsal yapı, kurumlar, sosyal ilişkiler ve geçmişten günümüze kadarki sosyal değişme hakkında genel de olsa bir bilginin verildiği sosyoloji dersi ile öğrenciler, yaşadıkları sosyal dünyayı tanıma ve analiz etme şansını yakalamakta ve güncel olaylar hakkında daha analitik düşünebilmektedirler. Fakat bu sadece üniversiteye hazırlık için bilgi isteyen öğrencilerin, bu isteklerine rağmen, sosyolojinin amaçlarına uygun olarak öğretilmesi ile işlevsel hale gelecktir.

     

    Bu konuda son olarak belirtmemiz gereken bir başka husus ise, ders içeriğinin ve programının çok sınırlı olduğu durumlarda da sosyoloji öğretmenin avantajlı olduğu durumların varlığıdır. Mesela, sosyoloji dersinde, içeriğin ve programın çok sınırlı olduğu durumlarda derste verilecek örneklerle öğrencilerin gündelik yaşamdan haberdar olmalarına ve bu konuda sosyalleşmelerine katkıda bulunmak mümkündür. Ben bir sosyoloji öğretmeni olarak mesleğimi hakkı ile yaptığım duygusunu ancak, öğrencilerimi gerçekten toplumsal yaşama hazırladığıma inandığım zaman yaşıyorum.

     

     

    KAYNAKÇA

    Demir, Nilüfer. (2004). Birey, Toplum, Bilim: Sosyoloji Temel Kavramlar, Ankara: Turhan

     Kitabevi

    Bauman, Zygmunt. (1999). Sosyolojik Düşünmek. Çev: Abdullah Yılmaz, İstanbul: Ayrıntı

    Yayınları

    Esgin, Ali. (2005). Anthony Giddens Sosyolojisi. Ankara: Anı Yayınları